Son Dakika Haberler

Göreceğiz ipin ucu FETÖ üzerinden Pentagon’a, küresel çeteye kadar uzanacak

Göreceğiz ipin ucu FETÖ üzerinden Pentagon’a, küresel çeteye kadar uzanacak
Okunma : 117 views Yorum Yap

Saygın Muhsin YAZICIOĞLU Beg’i Kimler Niçin Katletti? Bu Olayın Üzerine Niçin Gereğince Gidil(e)medi !? Ve Şimdi…

25 Mart 2009 tarihinde Türkiye’mizin durumuna kısaca bakalım.

Saygın Recep Tayyip Erdoğan Beg TC Başbakan’ıdır. 30 ocak 2009 günü İsrail’e‘’ one minute’’ bir dakika dedi. Türkiye ilk kez bu kadar açık olarak İsrail’i itham ile dünyada kurulu eşkıya düzenine itirazını yükseltti. Bu itiraz daha sonra ‘’ dünya beşten büyüktür ‘’ vecizesi ile tüm dünyaya yayıldı.

Özel Harekat Daire Başkanı Saygın Behçet OKTAY 25 Şubat 2009 günü intihar etti !? (kesinlikle öldürüldü.)

Saygın YAZICIOĞLU Beg’in 25 Mart 2009 günü düşen helikopterinin enkazına iki gün sonra 27 Mart 2009 günü ulaşıl(abil)di !!?

Sarıkız, ay ışığı, Balyoz darbe planları soruşturma ve tutuklamaları devam ediyor.

Şimdi öncesine bir bakmamız gerekiyor. Meseleyi tam anlayabilmemiz için olayın süreç içindekianlamını iyi çözümlememiz lazım.

Şimdi yazacağım bahsin birçok okuruma “ Gına geldi, yetti artık ”  dedirteceğinin farkındayım ama inanınız bu konu hemen hiç bilinmediğinden yapılan analizler çelişkili ve eksik oluyor. Bendeniz de bu bahsi tekraren arz ederek mümkün olabildiğince bu malumatı yaygınlaştırmak istiyorum.           

1995 te Birinci parti olan Refah Partisi Genel Başkanı olarak Başbakanlık görevini alan Erbakan’ın yaptığı ilk icraatlar;

  • Devlet harcamalarının tek elden organize edilmesi, devlet gelirlerinin bir hesaptatoplanması,
  • IMF ye red, borç alınmama kararı,
  • D 8 ismiyle halkı Müslüman ve diğerlerine göre oldukça büyük sekiz İslam Ülkesi ile G7 adı verilen 7 ülke tarafından oluşturulmuş eşkıya örgüte karşı küresel bir örgütlenmeyi başlatmak.
  • Güneydoğumuzdan çekiç güç isimli çete katillerinin çıkarılması.

Kısaca bağımsız, düzen kurucu, büyük Türkiye hedefine evrilme. Yani “ Haddi aşma ! ”.Küresel cani eşkıya çete Türkiye yönetimleri hadlerini aştıkça 1960 ta 1970 de 1980 de darbeledi, öldürdü. Çete tüm bu pisliklerini Türkiye’de esir aldığı, köleLEŞtirdiği, satın aldığı işbirlikçi taşeronlarına yaptırdı. Çete aynı darbelemeyi aynı sebepten 28 Şubat 1997 yılında da bir kumpas ile yine gerçekLEŞtirdi.

1997 yılı 28 Şubat’ında TC Devletimizin röntgeni şöyleydi. Devlet dediğimiz kurumsal yapımızparçalıydı. Yeknesak bir devletimiz yoktu. Devletin içinde, kadim, 2500 yıllık devlet aklına tabimilli kadroların yanında küresel çetenin emrinde, ABD ci, Alman cı, İngiltere ci PARALEL örgütler vardı.

İstihbarat, polis, asker, yargı, siyaset, bürokrasi, medya, iş adamları, toplumsal örgütler bu paralel yapıların elemanları ile dolu idi. Durumu net izah edebilmem için vurgulayayım ki her gurubunmafyası da vardı.

Devletimiz 1800 yılından beri bu yapıların hegemonik vesayetine duçar olmuştu. Birinci dünya savaşında mağlup olduk. İstiklal savaşı sonucunda tam bağımsızlık mücadelemiz Mustafa Kemal Atatürk’ün öldürülmesi ile akamete uğrarken 1960 darbesi ile bıçağın kestiği gibikesildi. Devlet içindeki milli kadrolar bu paralel yapıların mahkûmu idi.  Nihai olarak son söz paralel yapıların yetkisindeydi. FETÖ dediğimiz örgüt tüm bu paralel örgütlenmelerin içinde bir örgüttü. FETÖ’nün inancı, kimliği, vatanı, devleti olmadığından yani kendilerini tanımlayacak bir kimlikleri olmadığından her örgütün içinde aynen o örgüt elemanları gibidavranabilme yeteneğine sahiplerdi ve tabii küresel şeytani çete tarafından yönetiliyor, himaye ediliyor, yönlendiriliyordu. Mamafih FETÖ 28 Şubatın iktidar ortağı idi.

FETÖ’nün iktidar ortaklığı için örnek arz edeyim. Dönemin Emniyet Genel Müdürlerinden Sn. Cevdet SARAL Bey’i televizyonda izliyorum, diyor ki , “İşittim ki Başbakan Sn. Ecevit Fetulla Gülen’i halife yapmak niyetindeymiş. Arkadaşım koalisyon ortağı Sn. Mesut Yılmaz’a gidip böyle bir şeye mani olmasını istedim. Mesut Bey bana Bunu Ecevit’e söyleyemem bu yüzden hükümeti bozabilir dedi. Neyse ki Ecevit Genel Kurmay’ı ikna edemedi.”

Merhum Şehit Muhsin YAZICIOĞLU Beg işte bu 28 Şubat ortamında Saygın Erbakan’ın birçok arkadaşı Cuntaya “tevbe” ederken, kaçarken, Erbakan Hoca’nın yanında tüm tehditlere rağmen ona destek verdi.

Şehit Muhsin Gardaş, 28 Şubat cuntasına karşı

“ TÜRKİYE Cezayir olmaz, Türkiye İran olmaz, Türkiye’nin Suriye yapılmasına da biz müsaade etmeyiz ” diye haykırdı.

Namlusunu millete çeviren tanka saygı duymam ‘’ diye gürledi. İşte bu tavır Muhsin Gardaş’ın küresel çeteye ve onun işbirlikçilerine kesin ve net olarak cephe alışının ilanı oldu.

1980 SONRASINDA Saygın Muhsin YAZICIOĞLU 1980 öncesine kıyasen çok daha üst bir açıdan meselelere bakma imkânına kavuşmuştu. Artık sol ve sağın bir kurgu olduğunu, asıl meselenin küresel zalim düzene karşı mücadele olması gerektiğini ifade ile  “Biz artık arkasını görmediğimiz hiçbir şeyin içinde olmayız” diyordu.

Muhsin Beg’in tavrına bir şahitlik daha arz edeyim. Dönemin Genel Kurmay ikinci başkanı Çevik BİR, BBP Genel başkan Yardımcıları’ndan birinin ( ismi mahfuz) aracılığı ile Sn YAZICIOĞLU’ndan “ BBP ile bir meselelerinin olmadığını, Erbakan Hoca’ya olan desteğini çekmesini ” istiyor. Muhsin Beg’in cevabı şöyle, diyor ki “ Git ona söyle bizim onunla meselemiz var ”

Şehit Muhsin YAZICIOĞLU Beg’in karakteri hakkında bir mahrem bilgiyi de arz etmek ihtiyacı duyuyorum.

Yıl 1991 Yugoslavya parçalanmış, Kosova, Sırbistan’ın payına ayrılmış. Sırplar, Kosova’da tam bir vahşet uyguluyorlar. 2500 Yıllık Türk Derin Devlet’inin fedailerinin yardımı ile Kosova’da UÇK kuruldu.

Kosova Kurtuluş Ordusu…  Cihat devam ediyor. 2008 yılında Muhsin Beg’in katlinden bir yıl önce Kosova bağımsızlığına kavuştu. Yıllar sonra 2013 yılında Kosova seyahatimde Kosova Kurtuluş Ordusu komutanlarımız anlattılar. O savaş ortamında imkansızlıklar içinde başlarını ormanlardan çıkaramadıkları durumlarda üç defa Muhsin Gardaş, Arnavutluk Genel Kurmayı’ndan temin ettiği helikopter ile çatışma alanının tam ortasında, orman kenarına inerek çantalar dolusu parayı mücahitlere teslim ediyor. Mücahitler o para ile silah temin ediyorlar. Daha sonra o Arnavutluk Genel Kurmay Başkanı da suikast ile şehit edildi. Kosova Cumhurbaşkanı Muhsin Gardaş’ın cenazesine Ankara’ya geldiğinde ağlayarak  “ Muhsin Beg sadece sizin Başkanınız mı, o bizim de başkanımız ” sözlerini boşuna ifade etmiyordu.

28 Şubat sürecinde Türkiye ekonomik, sosyal, siyasi, hukuki açıdan bitirilmişti. Devletin sadece tabelası asılı idi. Durumu öyle görelim ki, deprem yardımları için toplanan paralar memur maaşlarının ödenmesine harcanıyor, zavallı Ecevit o hasta haliyle Türkiye’nin bir ili kadar olan ülkelerden bağış dileniyordu.

Yıl 1998 Erbakan hoca tehdit ve kumpas ile iktidardan indirilmiş. Demirel, Ecevit BAZI askerler, fetulla gülen, bazı iş adamları, birçok toplumsal örgütler, yazılı ve görsel medyanın büyük kısmı Erbakan Hoca’ya karşı aynı safta birLEŞmişler. Darbe yapma, parti kapatma, mahkûm etme tehditleri gırla gidiyor. Tabii bahane laikliğin elden gitmesi, Atatürk ilke ve inkılaplarından sapmalar, irtica….

İŞTE  O  ÇOK  ÖNEMSEDİĞİM,  BİLİNMEDİĞİ  İÇİN  ONDAN  SONRAKİ  SİYASİ SÜRECİN  TAM  ANLAŞILAMADIĞI  OLAY  MEYDANA  GELDİ.

Küresel çetenin neo-con elemanı, ABD Dış işleri Bakan Yardımcısı Mark GROSMAN 1998 yılı sonunda Türkiye’ye talimat ile geldi.         Neydi o talimat? Türkiye’nin sınırlarını değiştirmeyi talimatladı. Şöyle ki, Güney Doğumuzu Türkiye’mizden ayırıyorlar Irak ile birlikte Mezopotamya’da bir GÜYA Kürt devleti kuruyorlar, bizi GÜYA Kürt probleminden kurtarıyorlar, buna karşılık Güney Azerbaycan’ı, İran’ın kuzey batısını bize veriyorlar.

            Bu talimat TC. Devlet kurumlarında müzakere edildi. Birçok sivil uzmanın görüşüne başvuruldu. Sonuçta bu talimat Devletimizin içindeki MİLLİ Kadrolar tarafından reddedildi. Bu durum hiçbir şekilde medyada yer almadı. Devlet sırrı olarak saklandı. Bendeniz de müzakerelere görüşü alınmak üzere davet edilen değerli bir arkadaşımdan öğrendim. Müsaade etmediği için ismini yazamıyorum. İşte bu talimatın Milli kadrolar tarafından reddedilişi Türk tarihinin çok önemli bir İNKILÂP NOKTASINI teşkil ediyor. Savunmamızı, güvenliğimizi, ekonomimizi, siyasetimizi teslim ettiğimiz küresel düzenbazlar ile aramıza mesafe koyuyoruz. Bunu yapabilmek için büyük maliyetleri göze alıyoruz.

Bu tercihi MECBUREN yapıyoruz. Biz küresel çetenin hegemonyasına niçin tahammülediyorduk? Çete Türkiye’mize zarar vermesin diye. Bu sebepten çetenin himayesine sığınmıştık. Şimdi bizzat himayesine sığındığımız çete, NATO, derin PENTAGON Türkiye’mize kastediyordu. Bizim için artık deniz bitmiş, çetenin himayesinin, bizim çetenin hegemonyasınatahammül etmemizin bir gereği, bir anlamı kalmamıştı.

Artık Türkiye kendi gücüyle varlığını devam ettiren, bağımsız bir devlet olmak zorundaydı. Devletin bünyesindeki tüm paralel yapıları tasfiye etmek, devleti TEKleştirmekmecburiyetindeydik. Fakat bu iş, bu günden yarına olacak bir şey değildi. Durum şu idi; Ölme gücümüzden başka gücümüz yoktu. Tüm kurumlarımızda çetenin köleleri, mankurtları, işbirlikçileri cirit atıyordu. Silahımız yoktu, paramız yoktu, bankalar aracılığı ile soyulmuş, IMF’ye iflas ilan etmiştik. Dış dünyada da saygınlığımız yoktu. Bırakın ABD Başkanı’nı, kıytırık Avrupa devletlerinden randevuyu zor alıyorduk. Muhataplarımız Yunanistan ve Ermenistan’dı.

Türk derin aklı şöyle bir strateji belirledi.

Tayyip Erdoğan’ı siyasetin yönlendirilmesine, Erbakan Hoca’yı, Devlet BAHÇELİ Beg’i, Muhsin YAZICIOĞLU Beg’i Muhalif pozisyonunda görevlendirdi.

Niçin Tayyip Erdoğan ? Çünkü Sn, Erdoğan’ın 1996 yılı itibariyle halkta toplumda beğenilirlik oranı % 36 ile açık ara öndeydi. Sağlam, Gayrimüslim olmayan yerli bir aile kökeninden geliyordu, azımsanmayacak bir siyasi birikime sahipti.

Küresel çete’nin Türkiye’yi karıştırmaması için Erdoğan’ın TAKİYYE yapması, “ Dar Geçitten” ( yazmakta olduğum 1800-2019 dar geçit kitabımın ismi ) çıkıncaya, güçleninceye kadar çetenin oyalanması, çete ile birlikteymiş görüntüsü verilmesi kararlaştırıldı.

Şahsen bendenizin yanlış ve gereksiz gördüğüm fakat küresel çete ile çatışmayı engelleme maksadı ile fetulla gülen’in tayfası ile birliktelik tesis edildi.

Sn. Deniz BAYKAL Bey önemli görev yaptı. Saygın Erdoğan’ın siyasi yasaklarının kaldırılmasına TBMM’de öncülük etti. Tabii akıbeti zaafı üzerinden kasetlenmek oldu.

Türkiye’nin teslim edildiği müstemleke valisi Kemal DERVİŞ’i iktidardan indirme görevini Devlet BAHÇELİ Beg ifa etti. İstifa ederek Ecevit Hükümetini düşürdü.

Tayyip Beg’e vitrini çeşitli, liberal, AB ve ABD ile barışık görünümlü bir KİTLE partisi kurduruldu. Türkiye’nin “ Parlamenter  demokrasi ”  tiyatrosuna, yalanına son vererek başkanlık sistemine geçirilmesi planlandı. Erbakan Hoca, Muhsin Beg  doğruları söyleyerek, haykırarakmuhalefeti yönettiler.

Bu noktada özellikle bu yazdıklarıma çok çok yabancı olan AK Partili okurlara Saygın Erdoğan’ın 24 şubat 2019 günü Hatay mitinginde yaptığı vurguyu hatırlatırım. Ne dedi Sn. Erdoğan ?

 “ Cumhur ittifakı çok eskiden kurulmuştu !!!”.

1998 yılında küresel çetenin talimatı reddedildiğinde, çete Abdullah Öcalan’ı iade etti. Bir ay sonra Fetulla’yı Pensilvanya’ya çekti. Çete, Öcalan’ı Türkiye’ye verirken “ PKK tiyatrosunda artık seninle beraber değilim al piyonunu ”  demişti.

Unutulmamalıdır ki;  Öcalan, MİT’in CIA’nın tarafından yönettiği zamanlarda görevlendirilmiş bir MİT elemanıdır. Lütfen hatırlayınız. Eski MİT müsteşarlarımızdan General Fuat DOĞU bir televizyon programında “ Ben MİT müsteşarlığını değil CIA’nın bölge sorumluluğunu yürütüyordum.’’ demişti. Türkiye’nin eski düzenin mahkumiyetinde Abdullah Öcalan MİT görevlisi olarak vazife yapıyordu. Bu durumu Eski askeri savcı, eski Bakan, siyasi Sn Baki Tuğ Beg’de ifade etti. Bu olguyu yazacak olan Merhum Uğur mumcu Beg bu durumu yazamasın diye katledildi.

TBMM 1 Mart 2003’te ABD’nin Irak’a, Türkiye üzerinden müdahalesini reddedince çete şok olduve sinirlendi. Teskerenin reddinde Sn. Deniz BAYKAL önemli görev ifa etti. Abdullah GÜL bu reddedişe hayli sevindi. Bendeniz Gül’ün sevinç nedenini, çetenin bu sebepten Saygın Erdoğan’ı cezalandırarak Abdullah GÜL’ün kendisine yol verileceğine dair beklentisi olarak yorumluyorum. Mamafih Sn. Gül muradına Cumhurbaşkanı olarak erdi de, bu eriş henüz Sn. Gül için yeterli görünmüyor.

Sn. Erdoğan BOP eş başkanlığı, İsrail’den ödüllendirilmeler, özelleştirmeler ile Türkiye’yi çetenin husumetinden uzak tutmağa çalışırken, 28 Şubat uygulamalarıyla Türkiye’nin boğazına geçirilmiş prangaları özellikle AB yasalarına uyum gerekçesi ile kırdı.

Bu süreçte Çete, fetulla kamuflajı ile AK Parti bürokrasisine, teşkilatlarına, siyasi kadrolarına LÖK gibi çöktü. Sn. Erdoğan Kıbrıs meselesinde Kofi ANNAN planına verdiği destekle çok büyük risk aldı. Gerçekte bendenize göre bu yanlış, takiyyeye müsait olamayacak kadar büyük bir yanlıştı.

Tüm bu süreçlerde Muhsin YAZICIOĞLU NE YAPILMASI GEREKTİĞİNİ de ifade edenmuhalefetini haykırdı. Birçok kez medya önünde değil ama bizzat görüşerek Saygın Erdoğan’ı uyardığını biliyorum.

Çete, figüranı fetullanın adamları vasıtası ile 2007’ye kadar hemen tüm iktidar bürokrasisini ele geçirdi. AK Parti siyasileri ile çok yakın ekonomik, siyasi birliktelikler de tesis etti. Artık Sn. Erdoğan’a ihtiyacı yoktu. Öteden beri alışık olduğu şekilde aynı bahaneler ile 27 Nisan 2007’de hükümete muhtırayı Genel Kurmay sitesine koydurttu. Fakat bu defa Türk Ordusuna darbe yaptıramadı. Hatırlayın Türkiye’nin 1998 sonunda çete ile arasına mesafe koyduğunu yazmıştık. Darbeyi bizzat Türk ordusu içindeki milli kadrolar engellediler. Sn Erdoğan ile Sn Yaşar Büyükanıt Paşa’nın o gece Dolmabahçe’de Türkiye’nin takip eden süreçteki stratejisinde mutabık kaldıklarını biliyoruz. Hani Sn Erdoğan bu görüşmenin mezara gideceğini söylemişlerdi, biz durumu haşir meydanına şimdiden çıkaralım. Türk Ordusuna eskisi gibi hükmetme, darbe yaptırma imkanını kaybeden çete bu kez adliyedeki kölelerini harekete geçirerek Türk Ordusunun TÜM  İSKELETİNE  saldırdı. Darbe planlarına bırakın ilgisiz olmayı, karşı olan askerleri de türlü türlü düzmece kurgular ile tutukladılar. Maksat TSK’yı çökertmektiBurada kaydedelim ki Gerçekte darbeciler ile fetullacılar çetenin iki ayrı figüranı olarak görev yaptılar.

Aynı yıl Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi hususundaki Anayasa değişikliği gündem oldu. TBMM’de çıkarılan 367 engeli Devlet Bahçeli Beg tarafından bertaraf edildi.

2008 yılında Anayasa Mahkemesine AK Parti hakkında kapatma davası açıldı ve dava 6 ya 5 kıl payı reddedildi.

2009 itibariyle Saygın Erdoğan’ın söylem ve tavırlarındaki FARKLILAŞMA çok daha önem arz etmektedir. Sanki 2003’teki Erdoğan gitmiş bambaşka bir Erdoğan gelmişti. Takiyye bitmişti.Türkiye birçok noksanını ikmal etmişti. Artık Küresel çete ile çatışma imkânına sahiptik. Tüm bu süreç boyunca milli kadrolar devletin bünyesinden TASFİYE edilmesi zorunlu PARALEL YAPILARIN elemanlarının istihbaratını ve listeleme çalışmasını yürüttü.

Sn. Erdoğan 2023 hedefini ilan etti. Biz 2023’te nöbet değişiminin Sn Yazıcıoğlu ile Sn Erdoğan arasında olacağını tespit etmiştik. Sn YAZICIOĞLU, Sn ERDOĞAN’a yol gösterici bir usül ile muhalefet ediyor, yol açıyor, yol gösteriyordu. Gerçekte Türkiye’nin alışık olduğu amiyane siyaset tavrının çok üstünde bir tavırla destek veriyordu. Lütfen hatırlayınız, Sn Erdoğan daha sonraları Muhsin Beg’i anarken “ Muhsin Yazıcıoğlu’nu bugün her zamankinden daha fazla arıyorum “ demişti.

Sn. Tayyip ERDOĞAN söylem, tavır, strateji olarak küresel çetenin senaryosundan çok farklı bir duruma inkılâp etmişti ki Sn. Muhsin YAZICIOĞLU katledildi. Asla asla kaza falan değildi. Teferruat biliniyor. Sonuç olarak NATO nun fetöcü pilotlarının uçakları Muhsin Beg’i taşıyan helikopteri karbondioksit gazına boğmuşlardı. Muhsin Beg de Gazeteci İsmail GÜNEŞ’te ölmemişlerdi. Bilinçli olarak aramalar yanlış yönlendirilirken helikoptere ulaşanasker elbisesi giydirilmiş caniler Sn. Muhsin YAZICIOĞLU’nu ve İsmail Güneş’i şehit ettiler. Bu sonuç otopsi raporlarından, helikopterin karakutusunu söken katilin itiraflarından, bölge halkının şahitliklerinden dolayı kesindir.

SORU : Madem her şey biliniyor niçin açılan soruşturma sonuçlandırılmadı, dava niçin rafa kaldırıldı ?

2009 yılının 25 Mart günkü Türkiye’nin durumunu kabaca bir daha hatırlayalım.

Askeriye ve adliye 1991-92-93-94 yıllarında MHP destekli DYP-SHP iktidarı döneminde adliye, yargıya doldurulmuş çete piyonu hakim ve savcılar, TSK, askeriyeye doldurulmuş küreselçetenin emrindeki uşakları ile doldu. Polis 1985-86 yıllarından beri mesleğe alınmış  çete figüranı fetulla mankurtlarının elinde. Üstüne üstlük yedi yıldır AK Parti iktidarında çetenin figüranları bürokrasi ve siyasete amiyane tabir ile daha da çökmüş, çöreklenmişlerdi.

Dış politikada ABD derin Pentagonu bize burnundan soluyordu, şehirlerde, her yerde kitlesel ölümlere yol açan terör olayları uygulanıyordu. Bu şartlarda Muhsin Beg’in katli olayı tam olarak açıklığa kavuşturulmaya yeltenilse; Adliye de sonuç alınamayacakaskeriyenin üzerine gidilemeyecek, İncirlik üssünün kapatılması mecburiyetinden ötürü Pentagon ile çatışılacak, hepsinden önemlisi Muhsin Beg’ i sevenler nasıl zapt edilecekti. Asker, Polis sokağa çıkamaz, kalabalıkların hangi parti binalarını yakıp yıkacağı belli olmazdı. Yani Muhsin Beg’i katledenler Muhsin Beg’in katli ile hangi sonuca ulaşmak istiyorlar ise, mesele devlet tarafından açıkça vuzuha kavuşturulduğunda oluşacak kaos vesilesiyle darbeyi meşru bir zemine taşıma amacına ulaşmış olacaklardı. Devlet ve siyaset mecburen sustu sessizliğe gömüldü. Dava buzdolabına kaldırıldı. Gerçekte katillerin cezalandırılmasını isteyen Yazıcıoğlu sevenleri bu duruma isyan ve feryat eden haykırışlar ile hükümete saldırırlarken aslında tam da katillerin istedikleri şeyi yapmakta olduklarını elbette fark edemezlerdi. Ateş düştüğü yeri yakıyordu.

Şimdi… Bugün itibariyle 10 yıl sonra YAZICIOĞLU davası yeniden AÇILDI.

9 zanlı hakkında soruşturma başlatıldı. Göreceğiz ipin ucu FETÖ üzerinden Pentagon’a, küresel çeteye kadar uzanacak. Türkiye bugün artık bu tavrı gösterebilecek güç ve inisiyatife kavuşmuş durumda. ABD yönetimini küresel cani çeteyi haklılıkla itham edeceğimiz, pimi çekilmiş bir bombayı daha çetenin kucağına daha da önemlisi Türkiye’mizin içinde çeteye uşaklık yapan zillet cephesi alçaklarının kucaklarına bırakacağız.

Çete buna ancak bir şekilde engel olabilir. Eğer 31 Mart 2019 tarihinde yapılacak yerel seçimde CUMHUR İTTİFAKINI bozguna uğratıp, Tayyip Beg’in meşruiyetini kaybettiği iddiası ile indirebilirse olabilir.

Bu sebepten ötürü bendeniz, FETÖ’yü kahretmeyi kıyametten sonra da devam ettirmeye kararlı birisi olarak, Cumhur ittifakı maalesef ANKARA’da her ne kadar bir FETÖSEVERİ aday yapmış olsa da, inşallah mutlaka sandığa gidip KAN kusa kusa CUMHUR İTTİFAKINA destek vereceğim. Ayrıca sandığa gitmediğim, oy kullanmadığım takdirde küresel çetenin uşaklarına bir oy kazandırmış olacağımın da farkındayım. Matematik öyle söylüyor.

Kaynak: https://www.habervakti.com/saygin-muhsin-yazicioglu-begi-kimler-nicin-katletti-bu-olayin-uzerine-nicin-geregince-gidil-e-medi-ve-simdi-4-makale,1232.html