Sahipsiz köpeklerin kısırlaştırılmasının devlet politikasına dönüştürülmesi önerisi
Sahipsiz köpeklerin kısırlaştırılmasının devlet politikasına dönüştürülmesi önerisi
Türkiye Hayvanları Koruma DerneÄŸi BaÅŸkanı Rona, sahipsiz köpek sorununu çözüme kavuÅŸturacak tek yöntemin kısırlaÅŸtırma olduÄŸunu belirterek “KısırlaÅŸtırma olmadan bu sorun çözülmez. Bu, devlet politikası olmak zorunda.” dedi.
Türkiye’nin farklı kentlerinde zaman zaman yaÅŸanan ve kimi zaman insanların yaÅŸamına mal olan ısırma vakaları, sahipsiz köpek sorununu her seferinde gündeme taşıyor. Sahipsiz köpek popülasyonunun en fazla olduÄŸu kent İstanbul’da da bu sorun çözüm bekliyor.
Bu sorunu çözüme kavuşturacak tek yöntemin kısırlaştırma olduğu konusunda hemfikir olan uzmanlar, bu süreçte belediyelere büyük sorumluluk düştüğünü savunuyor.
Türkiye Hayvanları Koruma Derneği Başkanı Birgül Rona, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sahipsiz köpek sayısında artış gözlendiğini, köpeklerin insanlara saldırma vakalarında da artış yaşandığını söyledi.
Hayvanları Koruma Kanunu’nun 2004 yılında çıktığını, bu kanunun belediyeler ve ilgili kurumlara birtakım görev ve sorumluluklar verdiÄŸini, belediyelerin topladıkları hayvanları bu kanundan hareketle kısırlaÅŸtırması gerektiÄŸini anlatan Rona, “Bu kısırlaÅŸtırmada ihmalkar davrandılar.” dedi.
Bu ihmalkarlığın nedenlerine deÄŸinen Rona, “Bir köpeÄŸin kısırlaÅŸtırılması kolay bir operasyon deÄŸil, tecrübe ister. Belediyelerin yeterli elemanları yoktur. Kimi belediyeler maddi imkansızlıklardan yakındı. Yapmadılar. Ne oldu? Topladıkları hayvanları barınaÄŸa koyuyorlardı. Barınak dolunca, araçlara yükleyip kırsal kesimlere atıyorlardı. Bunlar kısırlaÅŸtırılmadıkları için ürüyorlar. Bu hayvanlar aç, aşılanmamış, kısırlaÅŸtırılmamış. KısırlaÅŸtırılmamış köpeÄŸin de agresif davranışları olabiliyor. ” diye konuÅŸtu.
“KısırlaÅŸtırma olmadan bu sorun çözülmez”
Bir köpek yılda iki kere yavruladığında 6-12 yavru doğurabildiğini, dişi yavruların da 7-8 ay sonunda yavrulamaya başladığını, böylece sahipsiz köpek patlaması yaşandığını vurgulayan Rona, şöyle devam etti:
“Bu hayvanlar doymuyorlar. Sahipsiz köpekler biraz vahÅŸi hayvanlar çünkü insan ile temasları yok. Daha saldırgan oluyorlar. Çünkü aç oluyorlar, yemek için insanın peÅŸine düşüyorlar. Elinde torbaları olan bir kiÅŸi önünden gidiyorsa, torbanın içinde et, tavuk varsa onun kokusunu alıyor ve peÅŸine düşüyor. Hayvanseverler, bu köpekleri beslemeye gittiÄŸinde ellerinde poÅŸet oluyor. Hayvanda da şöyle bir düşünce oluyor, ‘Burada yemek var.’ Ne yapacaksınız buna karşı? KiÅŸinin çok soÄŸukkanlı olması lazım. Arkasından bir köpek geldiÄŸini hissettiÄŸinde koÅŸmamalı, korktuÄŸunu belli etmemeli, göz teması kurmalı.”
Çocuklara da yavrusu olan köpeklere yaklaşmaması uyarısında bulunan Rona, anne köpeklerin bu gibi durumlarda tehlike arz edebildiğini, çocuğun soğukkanlı davranamayacağını söyledi.
Gelen ÅŸikayetler üzerine belediyelerin iÅŸin kolayına kaçarak sahipsiz köpekleri ormanlık alana bıraktığını ifade eden Rona, “Köpekler yiyecek bulabilecekleri ÅŸehir ortamında olmalı. KısırlaÅŸtırma mutlaka yapılmalı. Tek çözüm önerisi, yoÄŸun ve ciddi kısırlaÅŸtırma.” dedi.
Birgül Rona, İngiltere’de bulunan Dünya Hayvanları Koruma DerneÄŸinin üst düzey yöneticilerinin 1998 yılında Türkiye’ye geldiÄŸini, bütün Anadolu’yu dolaÅŸtıklarını, belediyelerin veteriner hekimlerine kısırlaÅŸtırmanın önemini anlattıklarını dile getirerek, “O zaman dediler ki ‘Sizin sahipsiz hayvan sorununuz, bir devlet politikası olarak ciddiyetle ele alınmadığı sürece, bu sorununuz asla bitmez.’ KısırlaÅŸtırma olmadan bu sorun çözülmez. Bu, devlet politikası olmak zorunda. Olmadığı sürece bununla yıllarca uÄŸraşırız.” ifadelerini kullandı.
“Isırma tehlikesi varsa el uzatılmamalı veya kaçılmamalı”
Köpek Eğitmeni Murat Güngör de sokaktaki canlının nasıl bir psikolojide olduğunun bilinmediğini, bu nedenle sahipsiz bir köpekle karşılaştıklarında insanlara kendilerini kontrol altına almasını söylediklerini belirtti.
Her canlının ayrı bir karakteri bulunduğunu ve ayrı bir psikolojide olduklarını aktaran Güngör, insan sayısının nüfus olarak çok olduğu bölgelerde sahipsiz köpeklerin genellikle korkak olduğunu, az nüfuslu yerlerdeki hayvanların ise biraz daha ferah ve sosyal, insanlara havlama oranının da düşük olduğunu dile getirdi.
Türkiye’de insanların kedi ve köpekleri son 5 yılda tanıdığını belirten Güngör, “Ondan öncesinde kedilere taÅŸ atan bir milletin çocuklarıyız. Teknolojiyle, havyanseverlikle geliÅŸiyoruz deyip, bunları yavaÅŸ yavaÅŸ gündeme alan bir potansiyeldeyiz.” dedi.
Sokakta sahipsiz bir köpekle karşılaştıklarında insanların sakin kalmaları, ısırma tehlikesi varsa el uzatmamaları veya kaçmamaları gerektiğini vurgulayan Güngör, şunları anlattı:
“Çünkü kaçarsa, av iç güdüsü devreye girer, köpek de onu kovalar. KorktuÄŸumuzu belli etmemek gerekiyor. Ama net, sesli bir ÅŸekilde ve de vücut diliyle ona hamle yapacak ÅŸekilde hiçbir ÅŸey kullanmamamız gerekiyor. İnsanların kendilerini korumak için çantalarını öne sürme ya da yerdeki sopayı almalarına gerek yok. Çünkü karşınızda sokakta dövüşmeyi bilen bir canlı var. O sopaya hamle yaptığınızı gördüğü anda daha çok sinirlenecektir.”
“Köpek sahiplenip, yüzde 70 sokaÄŸa bırakan bir kesim var”
Güngör, 10 yıl önce sahipsiz köpek sayısının çok az olduğunu, bu köpeklerin de ya kasapların önünde ya da karnını doyurabileceği alanlarda görüldüğünü dile getirerek, sözlerine şöyle devam etti:
“Sayılarının artma sebebi, insanların kontrolsüz bir ÅŸekilde köpek sahiplenmeleri. Kedi ve köpek sahiplenmek, sorumluluk isteyen bir ÅŸey. Köpek sahiplenip de yüzde 70 sokaÄŸa bırakan bir kesim var. SokaÄŸa terk ettikleri için diÅŸi olan köpekler, ister istemez 6 ayda bir ürüyor. Dolayısıyla sahipsiz köpek sayısı artıyor. Bu sorunu kökünden çözebilmek için herkes köpek sahiplenemez. Bunun önüne geçmek gerekiyor. Çok büyük rantlar da dönüyor. Bu iÅŸi kökünden çözmek çok basit aslında, köpek satan yerleri kapatmak, bu iÅŸi resmi kurumlara vermek. Ruhsatı olanlar satabilir dendi ama internette köpek satışı var. Bazıları da ek iÅŸ olsun diye diÅŸi köpek alıyor çiftleÅŸtirmek için yavrularından para kazanıyor. Birçok insan diÅŸi köpek alıyor yatırım olsun diye sonra da köpekleri sokaÄŸa atıyorlar. Aslında bu sorunun baÅŸlangıcı bu. Aksi takdirde sokaktaki köpeÄŸin artma olasılığı yok. İster istemez pazar da artıyor, 10 bin liraya satan da oluyor 20 bin dolara satan da…”
 “Son 4-5 senedir ısırma sorunlarıyla karşılaşıyoruz”
Sokaktaki sahipsiz köpeÄŸin gün boyunca yaÄŸmur, tipi, mama ve su bulmayla uÄŸraşırken, bir taraftan da karşılaÅŸtığı 100 kiÅŸinin 100’üne de korkuyla yaklaÅŸtığını ifade eden Güngör, “90 tanesi taÅŸ atıyor, 5 tanesi tükürüyor, 5 tanesi kovalamaya çalışıyor. Her gün 100 kiÅŸi kovalasa, 101’inci insanı görünce kuyruk sallamaz ki… Yapmayın ki sektör de saçma bir ÅŸekilde büyümesin, onların da hepsi bir can sonuçta.” dedi.
Köpek sahiplenmek isteyen insanın vaktinin olması ve köpeğiyle evde yaşayanların denetlenmesi gerektiğini dile getiren Güngör, sözlerini şöyle sürdürdü:
“KöpeÄŸinden 15 saat ayrı olanlar var. Onun köpeÄŸini elinden alıp, kedi vermek gerekiyor. Önemli olan köpeÄŸin psikolojisini düşünmek. Yıllardır bu iÅŸi yapıyorum, köpeÄŸe vaktini ayıran yüzde 2’lik bir dilimdir. Yüzde 98’inin vakti yoktur, 2-3 aylık köpek alır ve derler ki ‘KöpeÄŸimin sabahtan akÅŸama kadar tuvaletini yapmamasını istiyorum.’ İnsanların bilinçsizce köpeklerini sosyalleÅŸtirmemesi nedeniyle son 4-5 senedir köpeklerde asosyallik, bundan kaynaklı ısırma ve bir sürü psikolojik sorunla uÄŸraşıyoruz. İnsanlarımız köpekleri öyle bir hale getiriyor ki o hale getirdikleri için bir sürü sorunla uÄŸraşıyoruz.”
Sokaktan sahiplenmenin çok doÄŸru olmadığını savunan ve ailesi olan kiÅŸilere sokaktan köpek sahiplenmeyi önermeyen Güngör, “Bir fabrikanın güvenliÄŸi için kesinlikle doÄŸru o köpekler. Ama çocuklu bir ailenin sahiplenmesi doÄŸru bir ÅŸey deÄŸil. Sokaktaki canlıların ben de sahiplenilmesini isterim ama doÄŸru sahiplenmek önemli olan.” dedi.
Kaynak: AA
