“Dünyanın pek çok yerinde İslam düşmanlığı hastalığı tıpkı kanser hücresi gibi hızla yayılıyor”
CumhurbaÅŸkanı ErdoÄŸan, “Batı baÅŸta olmak üzere dünyanın pek çok yerinde İslam düşmanlığı hastalığı tıpkı kanser hücresi gibi hızla yayılmaktadır.” dedi.
CumhurbaÅŸkanı Recep Tayyip ErdoÄŸan, Ankara ATO Congresium’da düzenlenen “1. Uluslararası Medya ve İslamofobi Sempozyumu“ndaki konuÅŸmasına, kendisini dinleyenleri selamlayarak baÅŸladı.
Uluslararası Medya ve İslamofobi Sempozyumu’nun insanlık, İslam alemi, Türkiye ve kurumları için hayırlara vesile olmasını dileyen ErdoÄŸan, görüşleri, deÄŸerlendirmeleri ve tartışmaları ile sempozyuma katkı verecek olan herkese teÅŸekkürlerini sundu.
Kültür ve Turizm Bakanlığı ve İletiÅŸim BaÅŸkanlığı’nın desteÄŸiyle RTÜK, Diyanet İşleri BaÅŸkanlığı, TRT, Erciyes Üniversitesi ve SETA tarafından düzenlenen bu toplantının icrasında emeÄŸi geçen herkesi tebrik eden ErdoÄŸan, “Sözlerime, karşımızdaki meselenin İslamofobi yani ‘İslam korkusu’ deÄŸil, düpedüz İslam düşmanlığı olduÄŸunu belirterek baÅŸlamak istiyorum. Evet, Batı baÅŸta olmak üzere dünyanın pek çok yerinde İslam düşmanlığı hastalığı tıpkı kanser hücresi gibi hızla yayılmaktadır.” dedi.
Tarih boyunca farklı dinlere mensup insanlar arasında rekabet, gerginlik, hatta çok kanlı çatışmaların olduÄŸunu belirten ErdoÄŸan, Anadolu’yu ve Kudüs’ü ele geçirme hülyası ile gerçekleÅŸtirilen ve uzunca bir süre devam eden Haçlı Seferleri’nin yol açtığı yıkımların dünya tarihinin seyrini deÄŸiÅŸtirdiÄŸini hatırlattı.
“Osmanlı’nın Viyana kapılarına kadar dayanan fetihleri sırasında bu çerçevede ne ecdadı ne bizi ne de torunlarımızı zan altında bırakacak hiçbir müessif hadiseye rastlanamaz.” diyen ErdoÄŸan, buna mukabil Batı’nın, Türklerin ÅŸahsında somutlaÅŸtırdığı doÄŸulu toplumlara karşı kibrini ve kinini “oryantalizm” kavramı adı altında daima koruduÄŸunu söyledi.
Bunun son örneklerinden birinin de Avusturya BaÅŸbakanlık binasına terörist İsrail’in bayrağının çekilmesi olduÄŸunu belirten ErdoÄŸan, bunun nerelere vardığını çok rahat anlamanın mümkün olduÄŸunu söyledi.
Erdoğan, şunları kaydetti:
“Esasen Osmanlı bakiyesi coÄŸrafyalarda giriÅŸilen geniÅŸ siyasi ve kültürel deÄŸiÅŸim hareketleri, Batı’nın bu bölgedeki farklılıkları kendi formatı içinde eriterek yeniden kurgulama gayretinden ibarettir. Çevremize baktığımızda yer yer kısmi baÅŸarılarına rastlayabileceÄŸimiz bu yaklaşım, içerdiÄŸi dini ve etnik ırkçılık sebebiyle geniÅŸ bir taban tutmakta muvaffak olamamıştır. Bu baÅŸarısızlık, İslam dünyasında bitip tükenmek bilmeyen dış müdahaleler, iç çatışmalar, derin ve kanlı hadiseler ÅŸeklinde kendini göstermiÅŸtir. Yakın tarihte İslam düşmanlığının yol açtığı acıların, Bosna’daki katliamların, Arakan’daki kıyımlara halen Türkistan’dan Filistin’e pek çok yerde yaÅŸanan trajedilere kadar sayısız örneÄŸi vardır.”
“Oyalayarak geçiÅŸtirmeye çalışıyor”
Günümüzdeki İslam düşmanlığı dalgasının çok daha sinsi ve örtülü yöntemlerle yürütüldüğüne dikkati çeken ErdoÄŸan, “Amerikan yönetiminin 11 Eylül saldırıları ardından baÅŸlattığı Müslümanları ÅŸeytanlaÅŸtırma stratejisi pek çok toplumun kültürel yapısında zaten var olan İslam düşmanlığı virüsünü tetikleyen bir iÅŸlev görmüştür.” dedi.
%2Ferdogan-medya1.jpg)
ErdoÄŸan, bugün Avrupa’da Fransa’nın başını çektiÄŸi bazı ülkelerin, İslam’ı kendi meÅŸreplerine göre ÅŸekillendirmek için yoÄŸun çaba içinde olduÄŸunu ifade ederek, şöyle konuÅŸtu:
“Sanayi Devrimi’nin ardından kendi halkları ile birlikte sömürgeleÅŸtirdikleri pek çok coÄŸrafyanın doÄŸal kaynağı, alın teri ve kanı üzerinde güçlü bir güvenlik ve refah düzeni kuranlar, 21. yüzyıla ciddi endiÅŸelerle girdiler. Azalan nüfus artışı hızları sebebiyle demografik tehditlerle de karşı karşıya olan Batı ülkeleri, deÄŸiÅŸen küresel güç dengelerinin yol açtığı belirsizlikleri, kendi kamuoylarını faÅŸist söylemlerle oyalayarak geçiÅŸtirmeye çalışıyor. Marjinal kabul edilen kimi ırkçı akımların artık siyasetin merkezine yerleÅŸmeleri, Batı’nın içine düştüğü bataklıktan kurtulmak yerine, derine gömülmeyi tercih ettiÄŸinin iÅŸaretidir. Uzunca bir süre dini özgürlüklerin kalesi olarak kendilerini dünyada seçkin bir konuma oturtanlar, bugün Müslümanlara ait her türlü sembolü yasaklama yarışına girmiÅŸtir. Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’e, Peygamber Efendimiz Aleyhissalatu Vesselama, Müslüman kadınların ve erkeklerin kıyafetleri baÅŸta olmak üzere dini tercihlerini ifade eden sembollere yönelik saldırılar, bizzat devletler tarafından himaye edilmekte, dolayısıyla desteklenmektedir.”
“İstatistikler vahim boyutları gösteriyor”
İstatistiklerin sorunun ulaÅŸtığı vahim boyutları açıkça gösterdiÄŸini belirten ErdoÄŸan, Batı’da ırkçı ve İslam düşmanı saldırıların son 5 yıl içinde yüzde 250, bu saldırılarda hayatını kaybedenlerin oranının ise yüzde 700 arttığına dikkati çekti.
Erdoğan, son 5 yıl içinde en büyük 5 Avrupa Birliği ülkesinde sivil toplum kuruluşlarına 15 binin üzerinde İslam düşmanlığı hadisesinin bildirildiğini aktardı.
Avrupa’da mukim Türk vatandaÅŸlarını hedef alan saldırıların oranında da geçen yıla göre yüzde 54 artış olduÄŸunu dile getiren ErdoÄŸan, ÅŸunları kaydetti:
“Bir süre öncesine kadar sadece göz yumulan, sessiz kalınan, polisiye hadiseler seviyesinde tutularak dikkatlerden kaçırılan İslam düşmanlığı, bütün bu faaliyetleri, artık anayasalara ve kanunlara derç edilmeye baÅŸlanmıştır. Ülkeyi yönetme sorumluluÄŸunu üstlenen siyasi partilerle polis teÅŸkilatları baÅŸta olmak üzere tüm vatandaÅŸların güvenliÄŸini saÄŸlamakla sorumlu kamu otoriteleri adeta bir İslam düşmanlığı yarışına giriÅŸmiÅŸtir. Siyasetin ve kamu kurumlarının bu yönelimleri, Batı ülkelerinde yaÅŸayan demokrat insanlar arasında da İslam’a ve Müslümanlara karşı temelsiz bir ön yargının geliÅŸmesine yol açmaktadır. Halbuki özgürlüklerin ortadan kalktığı bir yerde, refahın da uzun süre varlığını sürdüremeyeceÄŸi gerçeÄŸine sırtını dönenler, aslında İslam’a deÄŸil, kendi geleceklerine düşmanlık etmektedir.”
%2Ferdogan-medya3.jpg)
“Zihniyet aynı olunca…”
“Åžu gerçeÄŸin akıl ve vicdan sahibi herkes tarafından kabul edileceÄŸine inanıyorum.” diyen ErdoÄŸan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Tarih boyunca, İspanya’dan Almanya’ya kadar Yahudi düşmanlığı ayıbının mahcubiyetiyle dini ve etnik özgürlük pergelini olabildiÄŸince açan Batı ülkeleri, ÅŸimdi aksi istikamette hızla yol almaktadır. İkinci Dünya Savaşı sırasında bütün bu yaÅŸanan Yahudi soykırımını kendilerince özel bir paranteze alanlar, bu defa hedef tahtasına Müslümanları yerleÅŸtirmiÅŸlerdir. Zihniyet aynı olunca sonuçların farklı çıkması mümkün deÄŸildir.”
CumhurbaÅŸkanı ErdoÄŸan, “Müslümanlara yönelik bu yeni ırkçılık, Batılıların kendileri tarafından ‘İslamofobi’ adıyla yumuÅŸatılmak istense de biz, gerçekte yapılanın İslam düşmanlığı olduÄŸunu gayet iyi biliyoruz.” ifadelerini kullandı.
Önceleri İslam düşmanlığını “İslami terör” yaftasıyla meÅŸrulaÅŸtırmaya çalışanların, gelinen noktada hiçbir ayrım yapmadan tüm Müslümanları hedef almaktan kaçınmadığını dile getiren ErdoÄŸan, “Çünkü mızrak çuvala sığmıyor. Kendilerini kültürel olarak üstün görenler, Müslümanlar baÅŸta olmak üzere diÄŸer tüm grupları ötekileÅŸtirmekten de imtina etmiyor.” dedi.
“Öteki”ne yüklenen olumsuz anlamların, Batının kendi iç meselelerini çözmekte zorlandıkça artmasının gerisindeki saiklerin de iyi deÄŸerlendirilmesi gerektiÄŸini vurgulayan ErdoÄŸan, “Asırlar boyunca bizzat aydınlarını kullanarak, kuÅŸaklar boyunca kendi toplumlarını İslam’la özdeÅŸleÅŸtirdikleri Türk korkusuyla yetiÅŸtiren Avrupa, böylece siyasi dağınıklığının yol açtığı sorunları saklamayı baÅŸarmıştır. Modern dönemde bu yaklaşımın kısmen devam etmesi, derin hafızadaki iç kavga ve dış düşman travmalarının sürdüğüne iÅŸaret etmektedir.” diye konuÅŸtu.
“Yeni motivasyon aracı İslam düşmanlığı olarak ÅŸekillenmektedir”
Salgınla beraber siyasi ve ekonomik gücü kaybetme kaygısı derinleştikçe, Avrupalıların dengesinin de bozulduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:
“Bu da modern Avrupalı kimliÄŸi, daha doÄŸrusu Avrupalı birliÄŸini, dini ve kültürel fanatizmin dozunu artırarak koruma refleksinin yaygınlaÅŸmasına yol açmaktadır. SoÄŸuk savaÅŸ döneminde, komünizm tehdidine karşı korunan bu Avrupalı kimliÄŸinin yeni motivasyon aracı, İslam düşmanlığı olarak ÅŸekillenmektedir. Hristiyanlık içinde varoluÅŸ amacını İslam düşmanlığı olarak belirleyen kimi akımların sahip oldukları siyasi ve ekonomik gücün de katkısıyla giderek etkinlik kazanmalarını da bu çerçevede deÄŸerlendirebiliriz.”
CumhurbaÅŸkanı Recep Tayyip ErdoÄŸan, dünyadaki geliÅŸmelerin, Avrupa’nın sahibi olduÄŸu ekonomik zenginliÄŸi koruma ve güvenlik kaygılarını daha da artırma yönünde ilerlediÄŸine dikkati çekerek, bunun da İslam düşmanlığının yükselmeyi sürdüreceÄŸi anlamına geldiÄŸini söyledi.
%2Ferdogan-medya2.jpg)
Batı medyasını yakından takip edenlerin, Müslümanları “terörist”, İslam’ı “terör dini” olarak gösterme gayretlerinin arttığını göreceklerini dile getiren ErdoÄŸan, sürekli güçlenen İslam düşmanlığı akımına karşı yeni ve daha etkili yaklaşımlar geliÅŸtirmeleri gerektiÄŸine vurgu yaptı.
ErdoÄŸan, “Her ÅŸeyden önce, dünyadaki 7,5 milyarı aÅŸkın insanın her birine İslam’ın deÄŸil, İslam düşmanlığının küresel bir tehdit olduÄŸunu anlatmalıyız. Batının bu tehdidin siyasi, sosyal, psikolojik, ekonomik boyutlarını tartışmak yerine ırkçı ve ayrımcı akımların etkisine girmesi iÅŸin kolayına kaçmaktan baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir.” deÄŸerlendirmesinde bulundu.
Bunun kolay bir yol olmadığını bildiklerini vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti:
“Batıyı bir yana bıraktık, kendi ülkemizde bile bu hastalığın çeÅŸitli tezahürleriyle karşılaÅŸtığımız gerçeÄŸini unutmamalıyız. Nüfusunun çok büyük bir bölümünü Müslümanların oluÅŸturduÄŸu bir ülkede, ezana, camiye, başörtüsüne, dini ibadetlere tahammül edemeyenlere rastlayabiliyoruz. Ülkemizde yıllardır süren laiklik tartışmalarının gerisinde, dini özgürlüklerin korunmasından ziyade yasaklanması niyetlerinin yol açtığı gerilimler vardır. Devletle vatandaşını karşı karşıya getiren bu çarpık zihniyet, darbelerin en büyük bahanelerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Çok partili siyasi hayatımızın kara lekeleri olan 1960 ve 1980 darbeleriyle 28 Åžubat müdahalesinin argümanlarına baktığımızda bu gerçeÄŸi hep birlikte görüyoruz, görebiliriz. Demek ki İslam düşmanlığına karşı yürüteceÄŸimiz mücadelenin stratejisini, içeriÄŸi de kapsayacak ÅŸekilde belirlememiz gerekiyor.”
CumhurbaÅŸkanı ErdoÄŸan, bu mücadelede üzerinde en çok durulması gereken unsurların başında medyanın geldiÄŸine dikkati çekerek, “İsrail’in Filistin ÅŸehirlerinde yol açtığı yıkımın ve gerçekleÅŸtirdiÄŸi katliamın üstünü örterken, kendi hayat hakkını koruyan insanların direniÅŸine terör yaftası yapıştırılabilen bir medya düzeninde iÅŸimizin zor olduÄŸu ortadadır.” dedi.
Aynı durumun Türkiye için de geçerli olduÄŸunu belirten ErdoÄŸan, “Türkiye’nin terör örgütlerine karşı yürüttüğü bu mücadeleyi insan hakları ihlali kapsamına sokmaya çalışanlar, kendilerine yönelik en küçük bir tehdide karşı sergilenen orantısız gücü ise olabildiÄŸince yüceltiyorlar. Bu vesileyle 28 yıl önce, 24 Mayıs 1993 tarihinde PKK tarafından Bingöl-Elazığ yolunda otobüslerinin önleri kesilerek alçakça ÅŸehit edilen 33 sivil ve silahsız askerimizi rahmetle yad ediyorum.” diye konuÅŸtu.
“Uluslararası alanda güçlü bir iletiÅŸim ağı kurmaları ÅŸarttır”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kendilerine düşen görevin, ellerindeki tüm imkanları kullanarak gerçekleri dünyaya anlatmak için çalışmak olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Dünyanın her yerindeki vicdan sahibi siyasetçileri, aydınları, medya mensuplarını, din adamlarını, bu arada kendi din adamlarımızı, İslam düşmanlığı hastalığına karşı harekete geçirmemiz gerekiyor. Bu tehdide maruz kalan tüm toplumların ve ülkelerin bir araya gelerek, uluslararası alanda güçlü bir iletiÅŸim ağı kurmaları ÅŸarttır. İnsanlığın tamamının huzuru ve güvenliÄŸi için hayati öneme sahip ‘İslam düşmanlığının önüne geçilmesi çabaları’, oluÅŸturulacak ortak akıl mekanizmaları ile yürütülmelidir. Aksi takdirde, çok vakit ve enerji harcandığı halde oldukça az neticenin alındığı verimsiz bir tabloyla karşı karşıya kalmamız kaçınılmazdır.
Dünyadaki mültecilerin çoÄŸunluÄŸunu Müslümanlar oluÅŸturuyor, iç çatışmalarda en çok Müslümanlar ölüyor, sefalet en çok Müslümanlar arasında görülüyorsa ortada öncelikle çözülmesi gereken birlik beraberlik ve dayanışma sorunu var demektir. İslam dünyası kendi arasında vahdeti tesis ettiÄŸinde İslam düşmanlığına karşı verilecek mücadelenin kısa sürede neticeye ulaÅŸması mümkündür. Aksi takdirde hep konuÅŸulan, hep tartışılan ama iÅŸe yarar tek bir adımın bile atılamadığı mevcut kısır döngü hali sürüp gider.”
Sempozyumun bu doğrultuda yeni bir dönemin başlangıcına vesile teşkil etmesini dileyen Erdoğan, programa fikirleriyle katkı verecek tüm bilim insanlarına, medya mensuplarına ve katılımcılara teşekkür etti.
Erdoğan, toplantının düzenlenmesinde emeği geçenleri de tebrik etti.
Sempozyumdan notlar
KonuÅŸmasının ardından CumhurbaÅŸkanı ErdoÄŸan’a, RTÜK BaÅŸkanı Ebubekir Åžahin tarafından, “Osmanlı Devleti zamanında bir Yahudi vatandaşın hükümdara sunduÄŸu arzuhalin” yer aldığı tablo takdim edildi.
Erdoğan daha sonra sempozyuma katılanlarla fotoğraf çektirdi.
Sempozyuma, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık da katıldı.
Anadolu Ajansı, İslamofobi İzleme Birimi oluşturacak
AA Yönetim Kurulu BaÅŸkanı ve Genel Müdürü Karagöz, “AA olarak, misyon edinerek yeni bir İslamofobi karşıtı içerik üreteceÄŸiz. AA’nın uluslararası ayağı yeni dönemde güçlenecek ve en önemli, birinci konumuz İslamofobi ile mücadele olacak.” dedi.
Fotoğraf: Halil Sağırkaya/AA
Ankara
Anadolu Ajansı (AA) Yönetim Kurulu BaÅŸkanı ve Genel Müdürü Serdar Karagöz, ATO Congresium’da düzenlenen 1. Uluslararası Medya ve İslamofobi Sempozyumu‘nda yaptığı konuÅŸmada, uluslararası sempozyumların, uluslararası kayıt düşmek anlamında büyük önem taşıdığını, yurt dışında farklı dillerde bu sempozyumları yapmanın, konuya iliÅŸkin yaklaşımların küresel düzeyde güçlenmesini saÄŸlayacağını belirtti.
Medya kavramını kapitalist sistem içinde en fazla sorgulayanların, Marksist ve Neo-Marksist yaklaşıma sahip düşünürler olarak ortaya çıktığına işaret eden Karagöz, medya üzerine en fazla atıf yapılan, referans gösterilen düşünürün Noam Chomsky olduğunu söyledi.
Chomsky’nin, küresel medya düzenini bir cümleyle özetlediÄŸine dikkati çeken Karagöz, ÅŸunları kaydetti:
“Birebir ifade etmek gerekirse ‘Medya kendisini denetleyen ve finanse eden güçlü toplumsal grupların çıkarlarına hizmet eder ve onların lehine propaganda yapar.’ Bu, Chomsky’nin tanımı. DoÄŸru mu, saÄŸlamasını yapabiliyor muyuz? Amerikan medyasına baktığımızda yapabiliyoruz. Amerikan medyasına deÄŸil de Pakistan, Malezya ya da dünyanın herhangi bir yerindeki medyaya baktığımızda bu ifade kendisine gerçek anlamda yer buluyor. EleÅŸtirel düşünce zaten böyle geliÅŸiyor. Medya dediÄŸimiz yapı, günün sonunda hakim ya da güçlü olan toplumsal grupların çıkarlarına hizmet eden bir form olarak karşımıza geliyor.” diye konuÅŸtu.
Marksist ekolden gelen Gramsci’ye atıfta bulunan Karagöz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“O, bunu rıza üretme kabiliyeti olarak görüyor. Biz bir ÅŸeyi doÄŸru, makul, mantıklı olarak nasıl görüyoruz? Rızamızla görüyoruz. Peki o rızamızı ne üretiyor? İşte burada, medya ve kitlesel iletiÅŸim araçlarının kontrol edenleri ve sahipleri devreye giriyor. Bir ÅŸey iyi mi, kötü mü, nasıl algılıyoruz bunu? Dünyadaki İslam imajını kim çiziyor? ABD’de, Ohio eyaletindeki mısır üreticisine sorduÄŸunuzda İslam ile ilgili fikirleri nasıl ÅŸekilleniyor? Medya dediÄŸimiz, büyük ölçüde konvansiyonel ve dijital medya yoluyla ÅŸekilleniyor. Öyle bakıyor olaya ortalama bir dünya vatandaşı. ‘Ben bundan kendimi kurtarıyorum’ diyen insanın maÄŸarada, bütün kitle iletiÅŸim unsurlarından kendisini uzak tutarak yaÅŸaması lazım. Karşımızda devasa bir sarmal var. Bu sarmalı deÄŸiÅŸtirecek, bu hegemonyayı rahatsız edecek tek bir ÅŸey var o da İslam. Hegemonya, Hollywood ile müzik endüstrisiyle, haber, fotoÄŸraf ve haber baÅŸlığı seçimiyle kendisini devam ettirecek ve hedeflediÄŸi toplumlarda bir rıza oluÅŸturacak yaklaşımları sergiliyor.”
New York Times’ın Mısır’daki darbeyi, web sitesinin manÅŸetine, Kahire’de havai fiÅŸek atılan bir fotoÄŸraf ve “darbeyle devrildi” ifadesiyle taşıdığını anımsatan Karagöz, ÅŸu deÄŸerlendirmelerde bulundu:
“Tüm insanlığa bu manÅŸetteki duyguyu sorsak seçilen havai fiÅŸek görselinden dolayı New York Times’ın bunu olumladığını söyleyecektir. Olumluyor mu? Evet, olumluyor. ABD yönetimi, o zaman John Kerry, bunu ‘demokrasinin restorasyonu’ olarak ifade etmiÅŸti. Buradan hareketle Batı’da üretilen haber, baÅŸlık, fotoÄŸraf tamamıyla o hegemonyanın, iktidarın yeniden üretilmesiyle alakalıdır. Kendisini kabul etmeyen, direnç gösteren, tehdit olarak konumlandıran her ÅŸeyi o hegemonya stratejik olarak ötekileÅŸtirir ve onunla mücadele eder.”
“Pakistan-Malezya-Türkiye İslamofobi Grubu”
Karagöz, İslamofobi’nin yeni bir ÅŸey olmadığını, batı hegemonyası kurulduÄŸu andan itibaren Batılı yönetici elitlerce üretilen, problem olarak deÄŸerlendirilmeyen bir durum olduÄŸunu aktardı.
İslamofobi’nin literatüre girmesinin yeni olduÄŸunu belirten Karagöz, ÅŸu deÄŸerlendirmelerde bulundu:
“Edward Said 1982’de bunu ifade ediyor ve ondan sonra İslamofobi gündeme geliyor. Antisemitizmle bunu karşılaÅŸtırıyoruz. Antisemitizm bir semit karşıtlığı, İslamofobi ise bir korku. Böcek korkusu gibi basit bir korku. İfadenin kavramsallaÅŸtırılması bile problemli. Fakat literatüre girdiÄŸi için uluslararası yayıncılık yapan medya organları olarak bunu kullanıyor, kendi aramızda da tartışıyoruz. Bir yeni kavram, antisemitizm gibi anti-İslam kavramı çıkartılacak, altı doldurulacak ya da ÅŸu ana kadar literatüre girmiÅŸ ve pek çok ürün verilmiÅŸ İslamofobi kavramının altı doldurulacak. Sayın CumhurbaÅŸkanımızın, ‘Pakistan, Malezya ve Türkiye olarak bir İslamofobi ile mücadele grubu kuralım’ ÅŸeklinde yaklaşımı vardı. O yaklaşım çerçevesinde çalışmalara devam ediliyor. Bunun bir an önce hızlandırılmasında bir misyon üstlenmeye hazırız. Çünkü bunu bir varlık sebebi olarak görüyoruz. Hegemonya dünyada sadece Müslümanların deÄŸil hemen hemen herkesin algısını kuÅŸatırken ona bir direnç göstermek istiyoruz. İslamofobi, bu anlamda çok önemli bir direnç noktasıdır.”
Karagöz, İslamofobi konusunun Batı’da iki konforlu alan oluÅŸturduÄŸunu, birinci olarak Batı’ya görsel bir tepki sunduÄŸunu dile getirdi.

“Bak, biz buyuz, bunlar da bu” denilerek bir Batılının kendi sistemine olan sadakatinin artırıldığına dikkati çeken Karagöz, bu yüzden İslamofobi’nin hegemonlar açısında asla vazgeçilmeyen bir konu olduÄŸunu söyledi.
İkinci olarak, İslamofobinin Batı’nın güvenlik politikalarına da zemin oluÅŸturduÄŸunun altını çizen Karagöz, ÅŸunları söyledi:
“Bakın bu insanlara medeniyet götürüyoruz, bu insanlar bizi kesiyorlar, bunların ehlileÅŸtirilmesi lazım, onun için biz güvenlik politikaları uyguluyoruz, iÅŸgal ediyoruz, bombalıyoruz, yok ediyoruz, diyorlar. Bütün güvenlik politikalarının arkasında Batı medyasında kurgulanmış İslamofobik yaklaşımların oluÅŸturduÄŸu bir zemin var. Aynı ÅŸekilde sadece İslam dışı toplumlarda etkili olmuyor. Müslümanların çoÄŸunlukta olduÄŸu toplumlarda da İslamofobi çok yaygın. Tunus, eski Türkiye… Eski Türkiye medyasındaki İslamofobik yaklaşımları hepimiz biliyoruz. Burada, ultra sekülerler ile Müslümanlar arasında çok büyük bir iktidarı yeniden üretme enstrümanına dönüşüyor. 2002 yılına kadar bu ülkede İslam, dindarlık ötekileÅŸtirilmiÅŸ ve medya eliyle de bu üretilmiÅŸ. Türkiye’de medya eskiden İslamofobi’yi kullanarak sürekli tehdit üretmiÅŸ, irtica demiÅŸ. 28 Åžubat süreçlerini hatırlayalım. İslam dışı toplumlarda da İslamofobi çok yaygın.”
“Hegemonyanın zayıf karnı İslamofobi’dir”
Karagöz, görünür baÅŸ örtüsü simgesi üzerinden hem Batı’da hem de dünyanın deÄŸiÅŸik yerlerinde İslamofobi’nin en büyük maÄŸdurunun kadınlar olduÄŸunu ifade etti.

Kadınlar üzerinden de Batı algısına hep bir mesaj verildiÄŸini söyleyen Karagöz, “Bu olumsuzlama, kadın üzerinden yapılıyor. Feminist hareketler, kadın hareketleri İslamofobi ile karşı karşıya kalmış; maÄŸduriyet yaÅŸayan kadınların hiçbir zaman yanında olmuyor.” diye konuÅŸtu.
AA Genel Müdürü Karagöz, şunları kaydetti:
“AA olarak, yeni dönemde bunu bir misyon edinerek yeni bir İslamofobi karşıtı içerik üreteceÄŸiz. Tüm abonelerimize. Sadece Türkiye’de abonelerimiz yok. AA’nın uluslararası ayağı yeni dönemde güçlenecek ve en önemli, birinci konumuz İslamofobi ile mücadele olacak. Özel bir ekibi bu noktada istihdam edeceÄŸiz. Sadece Türkiye’den deÄŸil dünyanın her tarafından. Sadece Müslüman da deÄŸil dünyanın her türlü inancından insan bu İslamofobi ekibinin içinde yer alacak. Abonelerimize bir paket dahilinde, İslamofobik yaklaşımları hem takip edeceÄŸiz hem de servis edeceÄŸiz. Yeni bir ürün ve paket olarak bunu tasarlıyoruz. Özel haber paketlerimiz olacak. Bütün bunlardan daha önemlisi bütün dünyada servis edeceÄŸimiz İslamofobi İzleme Birimi’mizin İslamofobi ile alakalı haber paketleri olacak. Bunun, en azından küresel düzeyde Batı hegemonyasına direnç göstermek isteyen kiÅŸilere etki edeceÄŸini düşünüyorum. Çünkü biz baÅŸka türlü bir mücadele inÅŸa edemeyiz. Bu hegemonyanın zayıf karnı İslamofobidir. İslamofobi ile mücadele etmek sadece dini inançtan dolayı ötekileÅŸtirilen bir grubun haklarını savunmak deÄŸil, küresel düzene en haklı en meÅŸru ve en güçlü itirazı yapmaktır. İslamofobi ile mücadelenin bayraktarlığında, dünyada Türkiye, Türkiye’de de Anadolu Ajansı, TRT World, Daily Sabah gibi uluslararası yayın yapan kuruluÅŸlar bir misyon üstleniyor. Bunun çok önemli olduÄŸunu düşünüyorum.”
Karagöz, akademisyenlerin, entelektüellerin ve medya mensuplarının bir araya geldiÄŸi, “İslamofobi” kelimesinin tartışıldığı bir çalıştay yapılmasının gerekliliÄŸine iÅŸaret ederek, bunun, 2. Uluslararası Medya ve İslamofobi Sempozyumu’na da zemin hazırlayabileceÄŸini söyledi.
Kaynak: AA
