AK Parti Sözcüsü Çelik: Sosyal medya şirketleri keyfi kararlarla kamu otoritesi gibi davranıyorlar
AK Parti Sözcüsü Çelik Sosyal medya şirketleri keyfi kararlarla kamu otoritesi gibi davranıyorlar
AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, “Sosyal medya ÅŸirketleri birer özgürlük mecrası olarak ortaya çıktılar ama keyfi kararlarla kamu otoritesi gibi davranıyorlar” dedi.
AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, partisinin MYK gündemine ilişkin açıklamalarda bulundu.

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, “BoÄŸaziçi Üniversitesi, hepimizin göz bebeÄŸi bir üniversite, Türkiye’nin en büyük kazanımlardan bir tanesi. Dolayısıyla bundan sonrasında artık eÄŸitim-öğretim hayatının orada saÄŸlıklı bir ÅŸekilde iÅŸlemesine odaklanmak gerektiÄŸi herkesin en önemli hassasiyeti olmalıdır.” dedi.
Çelik, AK Parti Genel Merkezi’nde, CumhurbaÅŸkanı ve AK Parti Genel BaÅŸkanı Recep Tayyip ErdoÄŸan baÅŸkanlığında Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Toplantısı devam ederken basın toplantısı düzenledi.
MYK toplantısında kongre süreci ve çalışmaların ele alındığını aktaran Çelik, ekonomi, teşkilat çalışmaları, iç ve dış politikalar konusunda değerlendirilmelerin yapıldığını belirtti.
Çelik, çocuklarının daÄŸa kaçırılmasından HDP’yi sorumlu tutan Diyarbakır annelerinin 3 Eylül 2019’da baÅŸlattığı oturma eyleminin 526’ncı gününe girdiÄŸini anımsatarak, ÅŸunları söyledi:
“Bu eyleme katılan evlatlarına kavuÅŸmak için bu eylemde bulunan annelerin yaklaşık olarak aile sayısı 200’ü buldu. Aynı ÅŸekilde 22 haftadır da Şırnak’taki anneler bu eylemleri vicdan nöbetini ortaya koyuyorlar. Bu vicdan eyleminde çocuklarına kavuÅŸanların yaÅŸadıkları mutluluktan büyük bir memnuniyet duyduÄŸumuzu ifade etmek istiyoruz.”
Çelik, iç ve dış güvenlik operasyonlarının yoÄŸun ÅŸekilde sürdüğüne iÅŸaret ederek, “Türkiye, terörle en ilkeli mücadele eden ülkedir, terör örgütleri arasında hiçbir ayrım yapmadan. Maalesef müttefiklerimiz, halen bu ayrımı yapmak ve bunu saÄŸa sola kabul ettirmek konusunda yanlış bir ısrar içindedirler. PKK ile bu mücadeleyi sürdürdüğümüz gibi aynı ÅŸekilde geçen haftalarda DEAÅž’a göz açtırmayan güvenlik güçlerimizin çok önemli operasyonları gerçekleÅŸtirildi. PKK’nın yanı sıra DEAÅž ile ilgili de önemli operasyonlar oldu.” ifadelerini kullandı.
Boğaziçi Üniversitesindeki olaylara ilişkin Çelik, şunları kaydetti:
“ÇeÅŸitli devletlerin açıklamalarını yakından takip ediyoruz. Bu açıklamalarda, Türkiye’nin egemenlik hakkına dönük olarak hiçbir ÅŸekilde kabul edemeyeceÄŸimiz birtakım yaklaşımlar, birtakım cümleler söz konusu oluyor. Bunların hiç birini kabul etmediÄŸimizi bir kere daha ifade ediyoruz. Genelde kendi ülkelerindeki olaylarla ilgili detaylı anlayış bekleyenler maalesef bizim ülkemizdeki olaylarla ilgili olarak son derece kaba saba standart açıklamaları yapmakla yetiniyorlar. Türkiye’de bu açıklamaların ifade ettiÄŸi gibisinden bir durum söz konusu deÄŸil.”
Çelik, Türkiye’de eylemlerde olduÄŸu gibi BoÄŸaziçi Üniversitesi eylemlerinde de demokratik protesto hakkının kullanıldığını vurgulayarak, ÅŸunları söyledi:
“Hatta sivil itaatsizlik hakkı kullanıldı fakat bir müddet sonra anayasanın, yasaların verdiÄŸi yetkiler çerçevesinde ‘atanmış bir yöneticiyi biz yönetici olarak kabul etmiyoruz’ ifadesinin ötesinde demokratik protesto hakkı ve sivil itaatsizlik hakkını da aÅŸan bir biçimde fiziki engelleme, rektörlük binasını muhafaza altına alma ve üniversite yönetimini çalıştırmama gibi bir noktaya gelince eylemler, doÄŸal olarak buna güvenlik güçlerinin müdahalesi söz konusu olacaktır. Daha önceki üniversitelerde hangi metotla rektör atanmışsa bu üniversiteye de aynı metotla rektör atandı. Daha önceki üniversitelerle ilgili eleÅŸtirileri olanların bunu karar mekanizmalarını iletmek için yapabilecekleri pek çok ÅŸey varken daha önceki konularda herhangi bir ÅŸekilde bunu bu ÅŸekilde bir eylem dizisi ile ortaya çıkmayanların bu sefer bu atama yasaldır ama meÅŸru deÄŸildir gibi argüman üretmesi doÄŸru bir ÅŸey deÄŸil.”
“Hepimizin göz bebeÄŸi”
Boğaziçi Üniversitesi eylemlerinde, terörle iltisaklı bazı grupların eylemlerin içine girmesi gibi meselelere karşı son derece hassas olunması ve bu hassasiyetin korunması gerektiğini vurgulayan Çelik, şöyle konuştu:
“Aksi halde hiç istemediÄŸimiz birtakım durumlar ortaya çıkabilir. Nitekim güvenlik güçleri de bunu saÄŸlamak için elinden gelen gayreti gösteriyor. Bu tip meselelerde herkesin saÄŸduyu üretmesi gerekir. Yani öğrencilerin içerisine bu grupların sızması konusunda iÅŸte valilik açıklama yapıyor, kimler ne kadar süre içerisinde hangi eylemlere katılmış bunların iltisakları nedir, bu grupların durumları nedir gibisinden. Burada saÄŸduyu meselesiyle hareket etmek zorunludur. Herkes demokratik protesto hakkını kullandı. Ondan sonra engelleme, iÅŸte kampüsün ÅŸu bölümünü iÅŸgal etme, rektörü dışarı çıkarmayız, rektöre hesap sorarız gibisinden yaklaşımlar demokratik protesto kavramı içine girmiyor. BoÄŸaziçi Üniversitesi, hepimizin göz bebeÄŸi bir üniversite, Türkiye’nin en büyük kazanımlardan bir tanesi. Dolayısıyla bundan sonrasında artık eÄŸitim-öğretim hayatının orada saÄŸlıklı bir ÅŸekilde iÅŸlemesine odaklanmak gerektiÄŸi herkesin en önemli hassasiyeti olmalıdır.”
Çelik, İçiÅŸleri Bakanı Süleyman Soylu ve MHP Genel BaÅŸkanı Devlet Bahçeli’ye Twitter tarafından uygulanan sansüre iliÅŸkin, ÅŸunları kaydetti:
“Daha önce de söylediÄŸim gibi sosyal medya ÅŸirketleri, birer özgürlük mecrası olarak ortaya çıktılar ama ÅŸimdi kafalarına göre yargı kararı olmadan subjektif kararlarla keyfi kararlarla birer kamu otoritesi gibi davranıyorlar. ÖrneÄŸin ÅŸu soruyu soralım, PKK/PYD yöneticilerinin hesaplarına resmi onay verirken, mavi tık verirken, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yöneticileri niçin bundan mahrum bırakılıyor bunu neye göre yapıyorsunuz? Åžimdi en son Diyarbakır annelerinin eylemlerini anlatan Twitter hesabı engellendi. Buradaki keyfi kararın arkasındaki ilkeler nedir? ‘Buradaki keyfi karar deÄŸil’ diyorsanız, bunun arkasındaki ilkeler nedir? Hiçbir ÅŸekilde böyle bir ÅŸey gözükmüyor.”
Hollanda’daki aşırı saÄŸcı siyasetçi Geert Wilders’ın en büyük nefret suçu üreticisi ve en büyük nefret siyaseti üreticisi olduÄŸuna dikkati çeken Çelik, şöyle devam etti:
“Peygamberimize, İslam’a ve Müslümanlara, göçmenlere dönük nefret suçunun direkt merkezine oturan tweetlerini niçin engellemiyorsunuz? Buna dönük bir engelleme niye gerçekleÅŸtirmiyorsunuz? Bütün bunları yaparken de hangi mahkeme kararı ya da hangi ilkeler bütününe göre hareket ediyorsunuz? Bu kararı verenler neye göre hareket etmiÅŸ oluyorlar bunların net bir ÅŸekilde bilinmesi lazım. Sosyal medyalar, bir özgürlükçü mekanizma olarak çıktı ama ÅŸimdi ulusal iradeleri aÅŸan ulusal iradelerle kavga eden milli egemenlikle kavga eden, hukukla kavga eden birer mekanizmaya dönüşmeye baÅŸlıyor. Tabii bu arkasından bir dijital faÅŸizm getirecektir bir dijital diktatörlük getirecektir. Artık yeni mücadele alanı, yeni kriz alanı siber alandır.”
“İstikÅŸafi görüşmeler, kendi mantığı içinde devam edecek”
AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Yunanistan ile yapılan istikÅŸafi görüşmelere iliÅŸkin, “İstikÅŸafi görüşmeler, kendi mantığı içinde devam edecek. Arzu ederiz ki Yunan tarafı daha olumlu açıklamalar yapsın, gerilimi, tansiyonu yükseltmek yerine daha pozitif yaklaşımlar içine girsin.” dedi.
AK Parti Genel Merkezi’nde, CumhurbaÅŸkanı ve AK Parti Genel BaÅŸkanı Recep Tayyip ErdoÄŸan baÅŸkanlığında Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Toplantısı devam ederken, basın toplantısı düzenleyen Çelik, CumhurbaÅŸkanı Recep Tayyip ErdoÄŸan’ın verdiÄŸi mesajlarla bütün müttefiklerle yararlı verimli bir iliÅŸki evresine girmeleri gerektiÄŸini net bir ÅŸekilde ilettiÄŸini söyledi.
Bu müttefiklere Fransa’nın da dahil olduÄŸunu ifade eden Çelik, Türkiye ve Fransa’nın çok eskiden bu yana birer müttefik ve pek çok konuda ortak siyasetlere imza atmış köklü bir tarihe sahip olduÄŸunu belirtti.
“NATO müttefiklerimizin bizim yanımızda olmasını istiyoruz”
Üslup meselesinin son derece önemli olduğuna dikkati çeken Çelik, şunları söyledi:
“Sayın Macron’un en son Atlantik konusunda yaptığı açıklamalar, Sayın CumhurbaÅŸkanımızın liderliÄŸinde yürüyen Türk dış politikası ile ilgili olarak, iÅŸte KarabaÄŸ’da, Suriye’de, NATO’ya karşı olduÄŸumuz gibisinden yaklaşımları doÄŸru bulmamız mümkün deÄŸil. Daha hassas bir yaklaşım bekliyoruz. Bu hassasiyetimizi kilit noktalarından bir tanesi Fransa’dan ya da baÅŸka bir müttefikimizden hiçbir ÅŸekilde PYD ya da PKK’yı meÅŸrulaÅŸtıracak bir söylemin olmamasıdır. Makron son açıklamalarında PYD’den ‘bizim uzantımız’ diye bahsediyor. Bunu anlamak hiçbir ÅŸekilde mümkün deÄŸil. Bizim mücadele ettiÄŸimiz ÅŸey, terör örgütüdür. NATO müttefiklerimizin bizim yanımızda olmasını istiyoruz.”
“Makron kendisine ‘Libya’daki Türk askeri iÅŸgalini bitirmek, Türk askerini oradan çıkarmak’ gibisinden bir hedef koyuyor. Bu çok yanlış bir ifade.” diyen Çelik, meÅŸru Libya devletinin daveti üzerine Türk askerinin Libya’da olduÄŸunu bildirdi.
Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:
“‘Türk askeri, orada olmasın’ demenin manası, ‘Hafter, katliamlarını serbestçe yapsın’ demektir. EÄŸitici güç olarak oradayız. BM’nin desteklediÄŸi meÅŸru yönetimi desteklemek üzere oradayız. Bu konularda son derece saÄŸduyulu açıklamalar yapılması gerekir. Bu, beraber yürüteceÄŸimiz müttefikliÄŸe yakışan iÅŸlerin yapılması açısından son derece elzemdir. Sürekli olarak CumhurbaÅŸkanımızı ve Türkiye’nin politikalarını karşıya alan bir yaklaşım NATO müttefikliÄŸi ve köklü iliÅŸkilerle baÄŸdaÅŸmıyor.”
Libya ve Suriye
Çelik, son olarak Afrin, Azez, Tel Abyad, ve El Bab’da meydana gelen saldırılarda 20’ye yakın sivilin PYD/YPG unsurlarınca öldürüldüğünü, bunun kabul edilemez olduÄŸunu, Türk askerinin de buna mukabelede bulunduÄŸunu söyledi.
Libya ve Suriye’deki süreçleri de yakından takip ettiklerini anlatan Çelik, “Libya’da yapılan seçimler, baÅŸkanlık konseyinin ve baÅŸbakanlığın ortaya çıkması son derece önemli bir aÅŸamadır. Maalesef Suriye’de anayasa komitesinin Cenevre’deki beÅŸinci toplantısı rejimin uzlaÅŸmazlığı yüzünden baÅŸarılı olamamıştır. Suriye’deki kardeÅŸlerimizin yanında olmaya devam edeceÄŸiz.” ifadelerini kullandı.
Çelik, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin, 1967’den bu yana İsrail iÅŸgali altındaki DoÄŸu Kudüs dahil, topraklarda kendisinin yargı yetkisinin bulunduÄŸunu açıkladığını, bunun son derece önemli olduÄŸunu bildirdi.
Türkiye’nin İslam İşbirliÄŸi TeÅŸkilatı dönem baÅŸkanlığı sırasında BM Genel Kurulu’nda öncülük yaparak Filistin halkına korunma saÄŸlamasına iliÅŸkin kararın hayata geçirilmesine katkı saÄŸladığını anlatan Çelik, “Uluslararası Ceza Mahkemesinin bu açıklaması orada İsrail tarafından yapılan bazı zulümlerin durdurulması açısından hayati rol oynayacaktır. Bu kararı memnuniyetle karşıladığımızı ifade ediyorum.” dedi.
Bu yılın, Türkçe açısından son derece önemli olduÄŸunu aktaran Çelik, CumhurbaÅŸkanı ErdoÄŸan’ın imzasıyla 2021 yılının “Yunus Emre ve Türkçe yılı” olarak kutlanmasına iliÅŸkin genelge yayınlandığını söyledi.
Yunus Emre’nin vefatının 700. yılı münasebetiyle UNESCO tarafından anlama ve kutlama yapılacağını belirten Çelik, “Türkiye’de ‘Dünya Dili Türkçe’ adı altında Türkçemizin kutlandığı, bütün dünyada gündeme getirildiÄŸi bir dönemi hep beraber idrak etmiÅŸ olacağız.” ifadesini kullandı.
Kongre süreci
Çelik, kongrelerle ilgili sürecin devam ettiğini, ay sonuna kadar bütün kongreleri tamamlayacaklarını, ondan sonra da büyük kongre sürecinin başlayacağını, pandemi tedbirlerine dikkat ederek süreci tamamlayacaklarını dile getirdi.
Bir gazetecinin, “BoÄŸaziçi Üniversitesine ABD el koyabilir ÅŸeklinde haberler çıktı. Buna iliÅŸkin deÄŸerlendirmeniz nedir?” sorusu üzerine, “Bu tip haberlerin gazetecilikle alakası yok. Bazen bu tip haberleri yaparken bunu temenni mi ettiÄŸi yoksa haber mi yaptığı birbirine karışıyor. Türkiye egemen bir devlettir. Böyle bir haberin yapılmasının idrak ve izanla da ilgisi yoktur. BoÄŸaziçi Üniversitesi, Türkiye’nin en önemli üniversitelerinden bir tanesidir. Yabancı bir devleti bu iÅŸin içine karıştırarak bu ÅŸekilde haber yapmak bile yadırganması gereken bir durumdur.” deÄŸerlendirmesinde bulundu.
Yunanistan ile görüşmeler
Yunanistan ile yapılan istikÅŸafi görüşmeler ve Yunanistan BaÅŸbakanı Kiriakos Miçotakis’in KKTC’de Türk askeri varlığına iliÅŸkin sözlerinin sorulması üzerine, Çelik, istikÅŸafi görüşmelerin saÄŸlıklı ÅŸekilde yürümesi için hassasiyet göstermeye çalıştıklarını vurguladı.
Daha önce görüşmeler güçlü bir ÅŸekilde devam ederken Yunanistan’ın olumsuz yaklaşımıyla durduÄŸunu anımsatan Çelik, ÅŸunları kaydetti:
“Bunca yıl sonra görüşmeler baÅŸladı. Herkesin gündemi iyi deÄŸerlendirmesi ve gündeme katkı saÄŸlaması beklenir. Müttefiklerimiz, dostlarımız CumhurbaÅŸkanımız ile görüştüklerinde Yunanistan ile olan pozitif gündemden memnun olduklarını söylüyorlar. Türkiye’nin bu gündeme katkı yapması gerektiÄŸini söylüyorlar. Türkiye, bu gündeme yapabileceÄŸi en olumlu katkıyı yapıyor. Asıl müttefiklerimizin ve Avrupalı dostlarımızın Yunanistan’a telkinde bulunmaları gerekir. Yunanistan, bu radikal dil kullanımından vazgeçmelidir. Türk askeri Kıbrıs’ta iÅŸgal gücü deÄŸildir, barış gücüdür. Türk askerinin oradaki varlığı kalıcıdır, Türk askeri oradan çekilmeyecek. İşgal gücü olarak nitelendirilemez Türk askeri. Ne garantörlüğün modası geçti ne de Türk askerinin orada bulunmasının sebepleri ortadan kalktı. DoÄŸu Akdeniz’deki gaz kaynaklarını bile paylaÅŸmak istemeyen, KKTC’de kardeÅŸlerimizle eÅŸit iki egemen toplum olarak yaÅŸamak istemeyen, eÅŸit iki egemen devlet düşüncesine karşı çıkan bir yaklaşım bizzat Rum kesimi tarafından resmen ifade ediliyor.”
Çelik, daha önce DoÄŸu Akdeniz’deki gaz kaynaklarıyla ilgili problemin çözülmesi için bir mekanizma kurulmasını istediklerini ancak bunu kabul etmediklerini ifade etti.
Rum tarafı ve Yunan tarafının sürekli hiçbir şey vermeden her şeyi almak istediğini, Türk tarafının egemenlik haklarını gasbetmek istediğini, Türk tarafından toprak istediğini anlatan Çelik, şunları söyledi:
“Her seferinde Rum kesimi yüzünden müzakereler tıkanıyor. Onların maksimalist taleplerine raÄŸmen. Asıl modası geçmiÅŸ olan bu döngüdür. Modası geçmiÅŸ olan bu ÅŸekilde masa kurulmasıdır. Artık bu ÅŸekilde masa kurulmasının ve bu mantıkla müzakere yapılmasının varacağı hiçbir yer yoktur. Artık iki devletli, iki eÅŸit devlete dayanan müzakere modeli masaya gelmelidir ve bu ciddi bir ÅŸekilde müzakere edilmelidir. Bu açıklamalardan görüyoruz ki niyet orada barış saÄŸlamak, bir arada yaÅŸama modeli oluÅŸturmak eÅŸit iki egemen topluma dayalı bir model ortaya koymak deÄŸil. Buradaki maksat KKTC’yi gasbetmek. Bu ne KKTC ne de Türkiye Cumhuriyeti izin verecek. İstikÅŸafi görüşmeler, kendi mantığı içinde devam edecek. Arzu ederiz ki Yunan tarafı daha olumlu açıklamalar yapsın, gerilimi, tansiyonu yükseltmek yerine daha pozitif yaklaşımlar içine girsin. Maalesef Miçotakis, Anastasiadis ile İsrail’e gitmeden önce yaptığı toplantıda maalesef bu ÅŸekilde bir açıklama içine girdi. Açıklamanın tamamını reddediyoruz.”
“Türkiye’nin gerçek ve sivil bir anayasaya kavuÅŸma hedefinden Türkiye’yi uzaklaÅŸtırmamak gerekir”
AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, yeni anayasa çalışmalarına iliÅŸkin “Türkiye’nin gerçek ve sivil bir anayasaya kavuÅŸma hedefinden Türkiye’yi uzaklaÅŸtırmamak gerekir. Bu konuda pozitif yaklaÅŸmak gerekir.” dedi.
Anayasa çalışmaları konusunda bir soru üzerine Ömer Çelik, “Zaman zaman Meclis baÅŸkanları inisiyatif aldılar ve partiler arası temaslar oldu. 2011’de benim de başında olduÄŸum AK Parti heyeti, partilerin hepsini ziyaret etmiÅŸti. Bu konuda görüşmeler yapmıştık, bütün partilere gitmiÅŸtik. Nasıl bir anayasa istediÄŸimizi, nasıl bir metot istediÄŸimizi onlarla tartışmıştık. Daha sonrasında da Meclis baÅŸkanlarının inisiyatifine bu süreçler yürüdü.” yanıtını verdi.
Yürütülen süreçte AK Parti’nin üzerine düşen bütün sorumlulukları yerine getirdiÄŸini belirten Çelik, “Fakat maalesef o zaman katılımcılardan bazıları bunu yapamamışlardı. Hatta o zaman çok iyi hatırlıyorum, bugün ‘parlamenter sisteme dönelim’ diyenler, o zaman parlamenter sistemle ilgili olarak yapılan çalışmalarda doÄŸru düzgün bir kuvvetler ayrılığı sistemi, doÄŸru düzgün bir denge denetleme sistemi de getirememiÅŸlerdi.” dedi.
Zaman içinde parlamenter sistem varken, vesayetten yana olanların, CumhurbaÅŸkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçildiÄŸinde “parlamenter sistem” diyerek konuyu baÅŸka bir yere çekmeye çalıştığını dile getiren Ömer Çelik, şöyle devam etti:
“CumhurbaÅŸkanı, halk tarafından seçiliyor. Millete verilmiÅŸ bir yetki, milletten geri alınamaz. Dolayısıyla ‘CumhurbaÅŸkanının halk tarafından seçilmesi’ demek son derece güçlü bir cumhurbaÅŸkanının söz konusu olması demektir. O zaman baÅŸbakan da seçildiÄŸi için bunun Türkiye’ye yaratacağı sıkıntılar herkesin zaten ortak noktası. Parlamenter sistem içindeki krizler de ortak noktasıydı. Dolayısıyla cumhurbaÅŸkanlığı makamının halk tarafından seçilmesinden sonra artık CumhurbaÅŸkanlığı Hükümet Sistemi gibi BaÅŸkanlık Sistemine geçiÅŸ bir zorunluluk haline geldi. Hem bu krizlerin gitmesi hem istikrarın saÄŸlanması açısından.
Kuvvetler ayrılığıyla ilgili, denge denetleme sistemleriyle ilgili, temel hak ve hürriyetlerle ilgili gündemler oluyor. Partilerin bununla ilgili hazırlığı nedir? Mesela kuvvetler ayrılığı konusunda her hafta eleÅŸtiri yapan partiler nasıl bir kuvvetler ayrılığı istiyorlar? Ya da meclisin rolünün farklı olması gerektiÄŸini söyleyenler meclise, hükümete nasıl bir rol biçiyorlar? İdarenin hızı, idarenin kuvveti ile meclisin kuvveti arasında nasıl bir denge denetleme sistemi görüyorlar? Temel hak ve hürriyetler konusunda ve dünyadaki yeni geliÅŸen haklar konusunda kimler, nasıl yaklaşımlar ortaya koyuyor? Bunların vatandaşımızın önünde ÅŸeffaf bir ÅŸekilde tartışılması gerekir.”
“Anayasa, devletin kurucu belgesi olan siyasal bir metindir”
AK Parti ya da Cumhur İttifakı olarak yapılacak çalışmalarda, tek baÅŸlarına yapacak güçleri olsa bile en geniÅŸ uzlaÅŸmayı her zaman arzu ettiklerini vurgulayan Çelik, “Anayasa, hukuki bir metin olsa da devletin kurucu belgesi olan siyasal bir metindir. Dönemin ruhunun bazı özelliklerini taşısa da geleceÄŸe taşıyan, bir bakıma gelecek dönemlerin nüfus cüzdanı niteliÄŸindedir. Dolayısıyla buna herkesin pozitif katkı yapması gerekir.” dedi.
Anayasa konusunda CumhurbaÅŸkanı ErdoÄŸan’ın ifadelerinin ardından bir CHP Genel BaÅŸkan yardımcısının, “Biz masaya oturmayız, bunu kabul etmeyiz.” dediÄŸini anımsatan Ömer Çelik, şöyle devam etti:
“Gerçi, parti sözcüsü de ‘herkesle görüşürüz’ gibisinden bir açıklama yaptı. Tabii bu konuların netleÅŸmesi gerekiyor. Siyaset kurumunun anayasa meselesi konusunda yapacağı iÅŸler, gelecek nesillere borcumuzdur. Herkes, Türkiye’de darbe anayasasından yakınır, eleÅŸtiri getirir. Fakat sivil siyaset maalesef geçmiÅŸteki tartışmalar da bunu gösterdi ki sıfırdan bir anayasa yapma mükellefiyetini yerine getirmemiÅŸtir.
Dolayısıyla bugün siyaset yapan kim varsa, onların, hepimizin gelecek nesilleri yeni bir anayasa borcumuz vardır. Gelecek nesiller bunu hak ediyorlar. Bu ÅŸekilde, sonrası düzeltilmiÅŸ, bozunca baÅŸka yere düzeltilmiÅŸ ÅŸeklinde bir anayasa yapmanın ötesinde Türkiye’nin hem anayasal birikimi vardır. Çok eski anayasal birikime sahip devletlerden bir tanesidir Türkiye. Bu konuda yetkin hukukçuları vardır, siyasi partilerde birikim vardır. ÖrneÄŸin arkadaÅŸlarımızla çok uzun yıllar boyunca kesintisiz bir ÅŸekilde anayasa ile ilgili toplantılar yaptık. Siyasetin bakışıyla hukukun bakışı arasındaki konuları bir araya getirmeye çalıştık. Dolayısıyla düşünülmesi gereken ÅŸey ÅŸudur, ta baÅŸtan ÅŸart koÅŸmak yerine, ta baÅŸtan sistem tartışmasıyla meseleyi kilitlemek yerine nihayetinde sistem tartışmasına vatandaşımız karar vermiÅŸ. Referandumdan geçmiÅŸ.”
“Gerçek bir anayasaya kavuÅŸma hedefinden Türkiye’yi uzaklaÅŸtırmamak gerekir”
CumhurbaÅŸkanlığı makamını halkın seçtiÄŸini anımsatan Çelik, “Bütün bu gerçekler ortadayken gerçeklere karşı bir koÅŸul öne sürerek Türkiye’nin gerçek ve sivil bir anayasaya kavuÅŸma hedefinden Türkiye’yi uzaklaÅŸtırmamak gerekir. Bu konuda pozitif yaklaÅŸmak gerekir.” dedi.
Vatandaşların, her partinin temel hak ve hürriyetlere yaklaşım konusunda, kuvvetler ayrılığı konusunda ve denge denetleme sistemleri konusundaki görüşlerini duymak isteyeceğini belirten Çelik, şunları kaydetti:
“VatandaÅŸlarımızın önünde gerçekleÅŸmesi gerekir. O zaman Türkiye Odalar Borsalar BirliÄŸi baÅŸkanlığında sivil toplum kuruluÅŸları da Anadolu’ya gitmiÅŸti. ÇeÅŸitli anayasa toplantıları, çalışmalar yapılmıştır. Çünkü esas mesela anayasa ile ilgili taleplerinin aÅŸağıdan yukarıya doÄŸru oluÅŸmasıdır. Devlet milletin devletidir. Dolayısıyla milletin arasındaki toplumsal mutabakatı gösteren, milletin arasındaki bir arada yaÅŸama iradesini gösteren, gelecek nesillerin daha iyi koÅŸullara kavuÅŸmasını saÄŸlayacak toplumsal mutabakatın ÅŸifrelerinin ne olması gerektiÄŸini gösteren bir yol haritasıdır. Yeni sivil anayasanın bu ÅŸekilde deÄŸerlendirilmesi gerekir.
Siyaset yapan herkesin vatandaÅŸlarımıza, milletimize, ülkemize ve gelecek nesillere yeni anayasa borcu vardır. Bu borcu ödemek için elimize geçen bu fırsatı, hepimizin en pozitif ÅŸekilde, en duyarlı ÅŸekilde, en hassas ÅŸekilde deÄŸerlendirmemiz saÄŸlıklı olacaktır.”
“Grubumuz tavrını ortaya koyacaktır”
Enis BerberoÄŸlu ile ilgili yargı kararına iliÅŸkin bir soru üzerine Ömer Çelik, “Yargı kurumları karar veriyor, yargı mekanizması iÅŸliyor. dolayısıyla Yüksek Mahkeme karar vermiÅŸ, yerel de belli mekanizmalar harekete geçmiÅŸ. Dolayısıyla bizim bu süreçle ilgili söyleyeceÄŸimiz bir ÅŸey yok. Ondan sonra Yüce Meclise bir görev olarak düşen konular geldiÄŸi zaman grubumuz deÄŸerlendirmesini yapacak ve tavrını ortaya koyacaktır. Onun dışındaki yargısal süreçtir.” yanıtını verdi.
“Cumhur İttifakı ile beraber olmak herkese nasip olmaz”
AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, CHP üyeliÄŸinden istifa eden Muharrem İnce’nin Cumhur İttifakı’na yönelik açıklamaları konusunda, “Cumhur İttifakı ile beraber olmak herkese nasip olmaz. İttifak kendi yolunda güçlü ÅŸekilde devam ediyor.” dedi.
Muharrem İnce’nin CHP’den istifası ve açıklamaları sorulan Çelik, “Siyasette Cumhur İttifakı’ndan bahsederken ‘Asla ve asla yapmayacağımız ÅŸey Cumhur İttifakı ile beraber olmaktır’ demek tabii herkesin kendi bileceÄŸi bir iÅŸ. Ben sadece ÅŸunu söylerim; Cumhur İttifakı ile beraber olmak herkese nasip olmaz. Zaten bu irade meselesidir, nasip meselesidir. Herkes kendi kararını kendisi verir.” deÄŸerlendirmesinde bulundu.
Cumhur İttifakı’nın kendi yolunda güçlü ÅŸekilde devam ettiÄŸine dikkati çeken Çelik, MHP’nin kuruluÅŸ yıl dönümü olduÄŸunu hatırlatarak MHP Genel BaÅŸkanı Devlet Bahçeli ile tüm MHP camiasına tebriklerini iletti.
CHP’deki istifaları ve sonrasında yapılan tüm açıklamaları yakından takip ettiklerini aktaran Çelik, şöyle konuÅŸtu:
“Bu geliÅŸmeler olduÄŸu zaman CumhurbaÅŸkanlığı Külliyesi’ne haksız ve maalesef ahlak dışı bir ÅŸekilde ‘saray’ diyenler hemen ‘Acaba bu geliÅŸmelerin arkasında CumhurbaÅŸkanımız, partimiz ya da hükümetimiz var mı?’ gibisinden bir tavır içerisine giriyorlar. Zaten kendisinin partisinden birileri istifa ettiÄŸi zaman birileri çıkıp da bunu bize baÄŸlıyorsa aslında bu ne kadar zayıf ve kırılgan olduklarını gösteriyor. Yani biz böyle istediÄŸimiz yerden, istediÄŸimiz milletvekilini sökebiliyorsak, zaten bunu bu ÅŸekilde iddia eden birisi aslında kendi partisine haksızlık ediyordur. Kendi partisinin iradesine, kendi partisinin birliÄŸine haksızlık ediyordur. Hatırlarsanız Sayın İnce’yi göstererek referans vererek de ‘İşte saraya giden CHP’li’ diye bir ÅŸey uydurmuÅŸlardı aylar evvel. Bu tartışma konusu olmuÅŸtu, halbuki böyle bir ÅŸeyin olmadığı ortaya çıktı.”
“Atatürk’ün istismar edilmesi konusundaki kötü siyasi gelenek hala devam ediyor”
“CHP’deki istifaları, bir baÅŸka partinin iç meselesi ve siyasette birtakım yeni oluÅŸumların ortaya çıkması olarak deÄŸerlendiriyoruz” ifadelerini kullanan Çelik, “Yalnız siyasi tarihe geçsin diye bir not düşmek isterim burada, o da ÅŸudur; maalesef geçmiÅŸte bu ülkeye çok zarar verdiÄŸi halde Atatürk’ün istismar edilmesi konusundaki kötü siyasi gelenek bazılarında hala devam ediyor.” dedi.
Çelik, şöyle devam etti:
“Bu istifalardan yaklaşık bir hafta evvel, yani üç milletvekilinin istifasından bir hafta evvel, bir CHP yöneticisi çıktı AK Parti’yi Atatürk karşıtlığıyla suçladı. Halbuki defalarca söyledik, devletimizin kurucusu, KurtuluÅŸ Savaşı’mızın BaÅŸkumandanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk, ülkemizin ortak deÄŸeridir, devletimizin kurucusudur. O’nu sadece bir partinin ideolojisinin içerisine sıkıştırmak, ya da bir partiyi ondan yanaymış, diÄŸerleri buna karşıymış gibi göstermek Atatürk’e verilecek en büyük zarardır, Atatürk’ü ortak deÄŸer olmaktan çıkarma gayretidir. Åžimdi ne oldu geldiÄŸimiz noktada, bir hafta evvel AK Parti’yi suçluyordu bir tanesi ‘Siz Cumhuriyet karşıtısınız, Atatürk karşıtısınız’ diye. AK Parti’yi Cumhuriyet karşıtlığıyla, Atatürk karşıtlığıyla suçluyordu. Bir hafta sonra üç milletvekili istifa ederken, istifalarının odak noktası neydi; CHP’nin Atatürk’ten uzaklaÅŸması. Nitekim daha sonraki istifada da buna vurgu yapıldı. Yani bir hafta evvel bizi bununla suçlamaya kalkan bir CHP yöneticisi söz konusuydu canlı yayında. Ondan sonra kendi partilerinden arkadaÅŸları kendilerini aynı konuyla ilgili olarak yargılayarak ayrıldılar.”
AK Parti’ye dönük bu tür yanlış deÄŸerlendirme biçiminden vazgeçilmesi ve uzak durulması çaÄŸrısında bulunan Çelik, “Atatürk’ün bu ülkenin ortak deÄŸeri olduÄŸuna dair vurguyu öne çıkaran, gerçek saygıyı ve gerçek hassasiyeti göstermiÅŸ olur. Onun yerine bir partiyi Atatürk’ten yana, diÄŸerlerini Atatürk’e karşı gibi göstermek aslında Atatürk’ün istismar edilmesinden baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir. Bu konuda hassas olunması açısından da bu anektodu bir tarihi not olarak düşmüş olayım.” dedi.
“Siyasetçi kürsüye çıktığı zaman konuÅŸtuÄŸu konuyu bilecek”
CHP Genel BaÅŸkanı Kemal KılıçdaroÄŸlu’nun, İzmir BüyükÅŸehir Belediyesinin bir projenin finansmanı için Hazine’nin borçlanma faizinin yarısı oranında borçlandığı ÅŸeklindeki açıklamasının sorulması üzerine Çelik, MHP Genel BaÅŸkanı Bahçeli’nin bugün grup toplantısında bu meseleyi ele aldığını hatırlattı.
Çelik, şunları kaydetti:
“CHP maalesef dış politika konusunda yaptığı hatayı dış finansman konusunda da yapmaya baÅŸlamış, öyle gözüküyor. O kadar da çok ekonomiden konuÅŸan aktörleri var. Halbuki çok taraflı bankalardan yapılan özel amaçlı proje finansmanı kredileri ile bütçe finansmanı amacıyla yapılan Hazine’nin tahvil ihraçlarının birbirine karıştırılmaması gerekir. Hazine ve Maliye Bakanlığı bununla ilgili çok güçlü bir açıklama yaptı. Zaten belediyelerin aldığı krediler için de yine Hazine ve Maliye Bakanlığının izni talep ediliyor. Yani böyle sanki orada bir özerk yapı varmış, baÅŸka bir devlet oluÅŸumu varmış gibisinden, sanki Hazine ve Maliye Bakanlığından hiç onay alınmamış, ya da bu tip mukayeseler konusunda bilinçli olarak çarpıtarak bu ÅŸekilde ifadeler ortaya koyulması, doÄŸrusunu söylemek gerekirse siyasi sorumsuzluÄŸun örneklerinden biri olarak tarihe geçecek.”
Çelik, “Siyasetçi kürsüye çıktığı zaman konuÅŸtuÄŸu konuyu bilecek. Hiç bilmediÄŸi bir konuysa onunla ilgili iyi bilgi alacak. Yani sadece oraya yazılmış metni okumak ÅŸeklinde bu olmuyor. DoÄŸrusu siyasi açıdan sorumsuz örneklerinden biri olarak siyasi tarihimize geçmiÅŸtir diye düşünüyorum.” diye konuÅŸtu.
“Esnafın ve diÄŸer kesimlerin taleplerini yakından takip ediyoruz”
Toplantının sonunda Kovid-19’a yönelik deÄŸerlendirmelerde bulunan Çelik, mutasyona uÄŸrayan virüs konusunun yakından takip edildiÄŸini söyledi.
Salgın sebebiyle alınan tedbirler çerçevesinde esnafın ve diÄŸer kesimlerin ilettikleri talepleri parti olarak yakından takip ettiklerini ve deÄŸerlendirdiklerini vurgulayan Çelik, “Åžimdiye kadar pek çok destek verildi. Bundan sonrasında da bu çalışmalar tabii ki devam edecek.” ifadesini kullandı.
Çelik, kısa süre içinde normal hayata kavuşmayı ümit ettiklerini belirterek bunun maske, mesafe ve temizlik konusuna gerekli hassasiyetin gösterilmesiyle mümkün olabileceğini vurguladı.
Kaynak: AA
