Boğaziçi Üniversitesi, aşı maratonunda hedefe emin adımlarla ilerliyor

Boğaziçi Üniversitesi, aşı maratonunda hedefe emin adımlarla ilerliyor

Boğaziçi Üniversitesi, aşı maratonunda hedefe emin adımlarla ilerliyor

Kovid-19 aşısını geliştirmek için dünyada bilim insanları yoğun çalışma sürdürürken, Prof. Dr. Nesrin Özören ve ekibi, yürüttüğü aşı çalışmalarında hayvan deneyi aşamasına geçti ve aşı prototipini farelere uyguladı.

Türkiye’de Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile TÜBİTAK koordinasyonunda oluÅŸturulan yeni tip koronavirüs (Kovid-19) aşı çalışma gruplardan biri olan Prof. Dr. Nesrin Özören ve ekibi, BoÄŸaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Laboratuvarı’nda yürüttüğü aşı çalışmalarında hayvan deneyi aÅŸamasına geçti.

Dünya genelinde çoÄŸu klinik öncesi safhada 150’nin üzerinde Kovid-19 aşı projesi yürütülüyor. Türkiye’de de Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile TÜBİTAK koordinasyonunda Kovid-19 aşı çalışmaları için 8 grup oluÅŸturuldu.

Virüsün hastadan izole edilmesiyle aşı üretmek gibi geleneksel yöntemlerin yanı sıra artık yeni moleküler biyoloji teknikleri kullanılarak aşı çalışmaları da yapılıyor.

Bu çalışmalarda laboratuvar ortamındaki hücre deneylerinin sonrasında aşıların uygun yanıt verip vermediÄŸi kontrol ediliyor. Ardından geçilen fare deneyi aÅŸamasında aşının bağışıklık yanıtı deÄŸerlendiriliyor. Olumlu yanıt alınması halinde canlı virüs denemesine geçiliyor. Bu aÅŸamanın da tamamlanmasının ardından Türkiye’de alınması gereken 2 onay var. Onayların alınması sonrası Faz-1, Faz-2 ve Faz-3 insan deneyleri aÅŸamasına geliniyor. On binlerce insanın katılımıyla yapılacak faz-3 deneyinin ardından aşı adayı elde ediliyor.

15 kiÅŸilik ekip

BoÄŸaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölüm BaÅŸkanı Prof. Dr. Nesrin Özören’in koordinasyonunda, Dr. Öğretim Üyesi Tolga Sütlü’nün ve İTÜ Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gizem Dinler DoÄŸanay’ın takımlarından oluÅŸan 15 kiÅŸilik ekip de Nisan ayından bu yana aşı çalışmalarını büyük bir heyecanla sürdürüyor.

Ekip, üniversitede geliÅŸtirilen, dünyanın 4 bölgesinde patentli, Türkiye’nin ilk ve tek biyoteknoloji buluÅŸu olan mikrokürecik teknolojisi üzerinden çalışmalarını sürdürüyor. Bu teknoloji aynı zamanda protein yapılarının özelliÄŸinden dolayı bozulmayan aşı teknolojisi olarak biliniyor.

Prof. Dr. Nesrin Özören, aşı çalışmalarının değişik teknolojilerle yapıldığına değinirken, virüsü hastadan izole ederek saflaştırıp, laboratuvar kültürü ortamında büyütüp, kimyasalla veya radyoaktiviteyle inaktive edip, inaktif aşı yapmanın, en eski ve en kısa yoldan yapılan çalışmalar olduğunu anlattı.

Yeni moleküler biyoloji teknikleriyle rekombinant (rDNA) aşılar devrine geçildiğini vurgulayan Özören, aşı aşamalarını şöyle açıkladı:

“Bir virüsün veya bir mikrobun insan vücut bağışıklık yanıtını en iyi tetikleyen parçasını sadece çoÄŸalarak, uygun tampon çözelti ve koruyucu gerekirse koruyucuyla birleÅŸtirip ÅŸiÅŸeleme gerekiyor. Biz, hücre deneylerinde o yapılara, ‘Rekombinant proteinler düzgün olmuÅŸ mu?’ diye bakıyoruz, gerekirse hücre tabanlı deneylerde ‘Aşılar uygun cevap veriyor mu?’ diye test ediyoruz. Sonraki aÅŸamada öncelikle fare deneyleri söz konusu. Burada da ‘VerdiÄŸimiz aşı, farede bağışıklık yanıtını tetikledi mi?’ sorusunun cevaplanması gerekiyor. İstiyoruz ki fareler hem saÄŸlıklı kalsın deney sürecinde hem de belirli seviyede bağışıklama olsun. Fare deneylerinde olumlu tespitler olursa daha sonra canlı virüsle tekrar etme deneyi yapılıyor. Buna da challange deneyi deniliyor. Aşıyı uyguluyorsunuz sonra mikrobun canlısını veriyorsunuz. Burada da örneÄŸin korona virüsünü geri verdik ve virüs çoÄŸalamadıysa akciÄŸerde, bu harika bir haber. Herkes bunu yapmak istiyor yani challange deneyini. Normal prosedürler böyle.”

Özören, klinik öncesi çalışmaların tamamlanmasının ardından insana uygulama yapabilmek için Türk İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumundan prosedürel onay ve etik kurul onayı gerektiÄŸini belirterek, “Türkiye’de Faz-1 deney yapılabilecek 3-4 merkez son yıllarda oluÅŸturuldu.” dedi.

Prof. Dr. Özören, “Bu merkezlerde ekip oluÅŸturup, Faz-1’de 10-15 kiÅŸide öncü deney yapılması ve zarar vermediÄŸimize dair bir bulgu olması gerekiyor. Faz-2’de 200-300 insan gönüllü gerekiyor. Genelde saÄŸlıklı insanlardan seçiliyor. Burada da hem dozlar denenebiliyor hem de bağışıklık yanıtı olup olmadığına bakılıyor. Faz-3’te binlerce insanda deneniyor ki hem etkinlik konusunda cevap bulmamız gerekiyor hem zarar vermememiz veya yan etkilerin çok minimal olması gerekiyor. Faz-3 insan deneyinden sonra artık ‘Aşımız var.’ diyebiliyoruz.” deÄŸerlendirmesini yaptı.

“ASC zerrecikleri ile aşı geliÅŸtirip insana uygulanması halinde dünyada ilk uygulama Türkiye’den çıkmış olacak”

Nesrin Özören, yürüttükleri aşı çalışmalarına ilişkin şu bilgileri verdi:

“BoÄŸaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Laboratuvarı’nda dünyanın 4 bölgesinde patentli, Türkiye’nin ilk ve tek biyoteknoloji buluÅŸu olan mikrokürecik teknolojisini geliÅŸtirmiÅŸtik. Bu, protein yapılarının özelliÄŸinden dolayı bozulmayan aşı teknolojisi. Mikrokürecik teknolojisi üzerine koronavirüsünün dış yüzey proteininin parçalarını ekledik ve bunlardan hücreleri patlatarak mikrokürecikleri saflaÅŸtırdık. Bu mikrokürecikler fareye zarar vermeyecek tampon çözeltide fare deneyine baÅŸlamış bulunuyoruz. Farelerde de enjeksiyon öncesi kan örneÄŸi toplanıyor. Daha sonra birinci enjeksiyon sonrası 1 hafta-10 gün sonra örnek toplanıyor. İkinci enjeksiyon yapmayı planlıyoruz, ondan sonra yine kan örneÄŸi toplayacağız. BaÅŸlamadan önce birinci haftada, ikinci haftada, üçüncü haftada hayvanın immün yanıtı nasıl geliÅŸiyor bunu takip edeceÄŸiz. ASC zerrecikleri ile aşı geliÅŸtirip insana uygulanması halinde dünyada ilk uygulama Türkiye’den çıkmış olacak.”

Kontrol grupları olduÄŸunu dile getiren Özören, kullanılan RBD denilen proteinin parçasının İzmir Biyotıp ve Genom Merkezinden Prof. Dr. Mehmet Öztürk ve Prof. Dr. Mehmet İnan tarafından kendilerine gönderildiÄŸini belirterek, “Türkiye’de oluÅŸturulan konsorsiyum çok iyi çalışıyor. Birbirimizle paylaşıyoruz bu tür malzemeleri. Kim öndeyse öbürüne veriyor ki kontrol deneyi yapılabilsin.” ifadelerini kullandı.

Özören, insanın ACE2’sini ifade eden, klinik deneyleri için çok kritik bir transgenik farenin de Türkiye’ye getirildiÄŸine dikkati çekerek, ÅŸunları söyledi:

“Faz-1’e giderken, insan deneyine baÅŸlamadan önceki adımları tek tek yerine getiriyoruz ki herkes bize güvensin, saÄŸlam adımlarla ilerlediÄŸimizi görsün. Çok hevesle, heyecanla genç arkadaÅŸlarımızla burada çalışıyoruz. En sonunda da ACE2 olan fareye virüsün canlısını vereceÄŸimiz deneyi de TÜBİTAK Marmara AraÅŸtırma Merkezi’nde Prof. Dr. Åžaban Tekin’in kontrolündeki biyogüvenlik seviyesi 3 ve üzeri laboratuvarda yapmayı planlıyoruz. Onları geçersek de Faz-1’e giderken Türk İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumundan onay alacağız. Bu seneyi klinik öncesi çalışmalarla bitireceÄŸimizi öngörüyoruz ama dosyamızı hazırlayacağız. Faz-1 deneyini Ocak-Åžubat gibi yapabilirsek bizim için baÅŸarı olmuÅŸ olacak. VerdiÄŸimiz proje 12 aylıktı, Nisan’da baÅŸladı ve Nisan’da hayvan deneylerini bitirmeyi planlıyorduk. 2-3 ay öncesinden bitirebilirsek bu, bizim için sevinç kaynağı olacak.”

“Türkiye’de 8 aşı grubu ve 10 ilaç grubu olaÄŸanüstü gayretle çalışıyor ve inanılmaz ÅŸeyler baÅŸarıldı”

Yurt dışından büyük ÅŸirketlerin daha önce bilinen teknolojilerle daha hızlı yol aldığını, bazı ÅŸirketlerin challenge deneyi denilen canlı virüs deneyini ACE-2 farede veya maymunda yapmadan insanda yapmaya baÅŸladığını aktaran Özören, “İnsana baÅŸlayınca sonra yanında da maymun deneyini yaptılar, eÅŸ zamanlı yürüttüler, o yüzden bizden 3-4 ay önce gidiyorlar. Bu bir süreç ve uzun yarış, önce sprint atanlar mı kazanacak maratonun devamını getirenler mi kazanacak hep beraber görmüş olacağız.” dedi.

Özören, “Türkiye’de 8 aşı grubu ve 10 ilaç grubu da olaÄŸanüstü gayretle çalışıyor ve inanılmaz ÅŸeyler baÅŸarıldı. Sabır gerekiyor. ‘AraÅŸtırmacılar ÅŸimdiye kadar niye virüsü aşıya dönüştüremediler?’ diye düşünülüyor. 9 ayda aşı üretmeye çalışıyor bütün dünya. Bu daha önce olmamış bir ÅŸey. Bazı aşılar 8 yılda, bazı aşılar 20 yılda yapıldı. Sıtma aşısı 40 yıldır deneniyor, 2 yıldır Afrika’da uygulanıyor ve hala koruyuculuÄŸu yüzde 40-50. Her virüsün, her patojenin kendine göre zorlukları var. Korona gösterildiÄŸi kadar korkunç mutasyonlara henüz uÄŸramadı. ‘Aşılar çalışmayacak, boÅŸuna çalışıyorsunuz.’ deniliyor ama öyle deÄŸil çünkü RNA dizisindeki görülen mutasyonların hepsi bozucu aminoasit mutasyonuna dönüşmüyor. KonuÅŸmadan önce biraz moleküler biyoloji bilmek gerekiyor Lütfen insanları aşırı telaÅŸa ve paranoyaya sevk etmesinler.” diye konuÅŸtu.

“Dublör virüs”

Dr. Öğretim Üyesi Tolga Sütlü de aşının etkili olup olmadığını değerlendirebilmek için ön çalışmalar yapıldığını, hayvan deneylerinde daha ileri safhalara ve insan deneyleri ile klinik araştırmalara ilerleyebilmesi için aşının etkili olduğuna dair bazı verileri toplamak gerektiğini vurguladı.

Aşının prototipinin farelere uygulandığını belirten Sütlü, şunları kaydetti:

“Farelerde oluÅŸacak bağışıklık cevabını takip ediyoruz. ‘Gerçekten bu aşı farelerde virüsü etkisiz hale getirecek antikor ürettirebiliyor mu, ürettiremiyor mu?’ bunu ölçmemiz lazım. Bunu klasik olarak yapmanın yolu, o antikorun olup olmadığına bazı kimyasal testlerle bakmak. Bu, antikorların varlığını gösterse de gerçekten iÅŸe yarayıp yaramadıklarını gösteren bir test deÄŸil. Biz, antikorların gerçekten çalıştığını, virüsü etkisiz hale getirebildiÄŸini gösterebilmek için yalancı virüs sistemi kurduk, buna ‘dublör virüs’ de diyoruz. Normalde laboratuvarda genetik araÅŸtırmalarda kullandığımız bir takım zararsız viral vektörler var. Bu zararsız virüslerin üzerine koronavirüsün hücrelere girmek için kullandığı, koronavirüsün yüzeyinde bulunan spike proteinini yerleÅŸtirdik. Bu virüsler, aslında içinde koronavirüse dair hiçbir ÅŸey olmamasına raÄŸmen dışarıdan baktığınızda koronavirüse benziyor ve koronavirüs gibi davranıyor, onun enfekte edebileceÄŸi hücreleri enfekte ediyor. Antikor test etmek istersek, bu virüsü bu antikorla karıştırıp bu antikorun ya da farelerden aldığımız plazmanın gerçekten bu antikorları içerip içermediÄŸini görebiliyoruz. Bu yalancı virüsü hücrelerin üzerine veriyoruz, normalde enfekte etmesi gerekiyor, ama yanına aşılanmış fareden aldığımız bir plazmayı veya hastalığı atlatmış bir kiÅŸiden aldığımız plazmayı koyduÄŸumuzda bu virüsün hücrelere giriÅŸinin nötralize olmuÅŸ olması gerekiyor.”

Sütlü, sözlerini, “Bunun testlerini yapıyoruz, böylece aşıyı farelere uyguladıktan 2-3 hafta sonra gerçekten iÅŸe yarayacak antikor üretip üretmediklerini ölçebileceÄŸiz. Bu testte hastaların kanındaki antikorların aktivitesi de ölçülebilir. Bize sadece antikorun orada olup olmadığını deÄŸil, aynı zamanda çalışıp çalışmadığını da gösteriyor.” diye tamamladı.

Kaynak: AA

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir