Milli Savunma Bakanı Akar: Odessa Limanı’ndan gemilerin çıkışı devam edecek

Milli Savunma Bakanı Akar Odessa Limanı'ndan gemilerin çıkışı devam edecek

Milli Savunma Bakanı Akar Odessa Limanı'ndan gemilerin çıkışı devam edecek

AA Editör Masası’na konuk olan Milli Savunma Bakanı Akar, tahıl sevkiyatı anlaşması kapsamında Odessa Limanı’ndan ilk geminin ayrılmasına ilişkin, “Bundan sonraki gemiler de benzer şekilde herhangi bir aksaklık çıkmadan devam edecek.” dedi.

AAtölye’de Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası’na konuk olan Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, gündeme ilişkin soruları yanıtladı, değerlendirmelerde bulundu.

Tahıl yüklü geminin Ukrayna’dan yola çıktığı ifade edilerek bunun devamının gelip gelmeyeceği, bu süreçte neler yaşandığı soruları üzerine Akar, tahılın önemli bir konu haline dönüştüğünü söyledi.

Çalışmalar çerçevesinde dün Sierra Leone bayraklı 27 bin ton mısır yüklü geminin Lübnan’a gitmek üzere Ukrayna’dan saat 09.15’te ayrıldığını aktaran Akar, İstanbul’da kurulan müşterek koordinasyon merkezinde sürecin takip edildiğini belirtti. Akar, “Bu gemide aynı usulleri, esasları bir kez daha mutabık kaldığımız hususları uyguladık ve bundan sonraki gemiler de benzer şekilde, temennimiz, dileğimiz herhangi bir aksaklığa uğramadan devam edecek.” diye konuştu.

Bunun insani bir konu olduğunu ve büyük önem taşıdığını dile getiren Akar, “Bu manada tarafların mutabakatı saygıdeğer. Dolayısıyla bu çalışmaların önümüzdeki günlerde de başarılı şekilde devam edeceğini değerlendiriyoruz.” ifadesini kullandı.

“Yarın saat 15.00 civarında Türk boğazları açıklarında bulunacak”

Geminin muhtemelen yarın saat 15.00 civarında Türk boğazları açıklarında bulunacağını bildiren Akar, “Açıkta demirlemesini müteakip Müşterek Koordinasyon Merkezinde Rusya-Ukrayna-Türkiye-BM temsilcilerinin oluşturacağı müşterek heyet gidip oradaki yükü bir şekilde kontrol edecekler. Dolayısıyla bir an evvel herhangi bir sorun çıkmadığı takdirde, inşallah çıkmaz, devam edecek.” diye konuştu.

Bakan Akar, bu protokolün bütün gemiler için geçerli olduğunu, imzalanan metnin buna amir olduğunu ifade etti.

Tahıl arzının önemine işaret eden Akar, Rusya ve Ukrayna’nın bu konuda dünyada çok önemli bir yere sahip olduğunu, dünya tahılın yaklaşık 3’te 1’inin bu ülkelerde üretildiğini dile getirdi. Çatışma nedeniyle yaşanan sıkıntılar dolayısıyla tahılın limanlardan çıkmasının problem haline geldiğini hatırlatan Akar, bunun küresel gıda riskini artırdığını anlattı.

Dünyadaki problemlerden birincisinin gıda güvenliği, diğerinin enerji güvenliği olduğunu aktaran Akar, tahıl ve gıda maddelerinin gidemeyişinin ciddi sorunlara neden olabildiğini, bunun Orta Doğu ve Afrika’da bir güvenlik sorununa dönüşebildiğini vurguladı. Akar, “Eğer bir açlık olursa, eğer bu güvenliği olumsuz etkilerse, eğer bu çok ciddi birtakım toplumsal, siyasal olaylara dönüşürse bu tabii bir ciddi bir güvenlik sorunu ortaya çıkarıyor demektir. Bu aynı zamanda göçü de tetikleyebilecek bir noktada. Bu ise Afrika’dan Avrupa’ya, Türkiye’ye ciddi bir ilave göç dalgasını beraberinde getirebilir. Bu son derece önemli bir konu bu konunun bu şekilde çözüme doğru gidiyor olması gerçekten önemli.” diye konuştu.

Akar, çok ciddi bir miktarda, 25 milyon tondan fazla bekleyen, savaş nedeniyle çıkamayan tahılın söz konusu olduğuna işaret ederek şunları söyledi:

“Onların çıkması için çeşitli yollar ortaya konuldu ama en doğrusu Sayın Cumhurbaşkanı’mızın Sayın Putin ve Sayın Zelenskiy ile yaptığı görüşmeler sonucunda çizdikleri çerçevede bizim muhatabımız Ukraynalı ve Rus bakan arkadaşlarımızla yaptığımız, arkadaşlarımızın da onların heyetleriyle yaptığı görüşmeler sonucunda ortaya çıkan çözüm en optimal çözüm. Çünkü miktar çok fazla ve deniz yolu en güvenli yol. Bu miktarı da taşıyabilecek kapasiteye sahip olan deniz yolu. Dolayısıyla bizim bu konulardaki çözüm noktasına geldiğimizde güvenli koridor meselesi ortaya çıktı. Bu tabii uzunca bir süreci kapsadı. Hazirandan itibaren çeşitli görüşmelerimiz oldu. Hatırlarsanız bizim Sayın Şoygu ve Olenksiy ile yaptığımız konuşmalarda, daha sonra Sayın Kubrakov ile yaptığımız konuşmalarda bizim burada bir kırmızı hat kurmamız gerektiğine karar verdik. Çünkü bakanlar çeşitli sebeplerden dolayı her an bir araya gelemiyorlar, her zaman telefonla görüşmeleri mümkün olmuyor. Dolayısıyla birer general görevlendirdik ve bunlar gece gündüz konuştular, görüştüler. İnişli çıkışlı birtakım görüşmelerin sonucunda çok şükür nihayete erdi, 22’sindeki bu metnin imzalanmasından sonra bu noktaya gelindi.”

Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu’ya, Ukrayna Savunma Bakanı Oleksiy Reznikov ve Altyapı Bakanı Oleksandr Kubrakov’a teşekkür eden Akar, sürekli görüşmek suretiyle olayı çözüme kavuşturduklarını anlattı. Her iki ülkenin de Türkiye’ye güveninin oluştuğunun ifade edilmesi üzerine Akar, şöyle konuştu:

“Kesinlikle. Çünkü başlangıçtan itibaren görüşmeleri en nihayetinde 13 Temmuz’da Rusya, Ukrayna, BM ve Türkiye olarak dörtlü görüşme yapabildik. O zamana kadar görüşmeleri çoğunlukla ikili yapmak durumundaydık. Sağ olsunlar iki tarafın da bakanları ve ilgili personeli bize karşı, arkadaşlarımıza karşı ciddi bir güven olduğunu belirttiler. Bu da bizim için son derece memnuniyet ve gurur verici bir durum. Bu arada şunun da tekrar altını çizmek lazım Sayın Cumhurbaşkanı’mızın Sayın Putin ve Sayın Zelenskiy ile yaptığı konuşmalardaki çizdikleri çerçeve bize çok geniş bir çalışma alanı bahşetti. Biz de bu alanı kullanmak suretiyle bu faaliyetleri bu noktaya getirebildik.”

“Taraflardan bir itiraz, talep gelmezse söz konusu mutabakat otomatikman yenilenecek”

Müşterek Koordinasyon Merkezinin ne kadar süreyle görev yapacağının belli olup olmadığı, özellikle hususi durumlar karşısında Türkiye’nin rolünün ne olacağı soruları üzerine İstanbul’da yapılan çalışmada imzanın ardından hemen ertesi gün Ukrayna ve Rusya’nın ilgili personelinin Müşterek Koordinasyon Merkezinde hazır bulundurulmasının takdire şayan olduğunu ve bunun tarafların anlaşmaya sadık olduklarını gösterdiğini dile getirdi.

Merkezin 23 Temmuz’da fiilen teşekkül ettiğini, 27 Temmuz’da da resmen açılışının yapıldığını anımsatan Akar, “Gerçekten tamamen tarafların bir arada olabildiği tek ortam şu anda. İki tarafın sıkıntıları malum, savaş malum. Bu çerçevede iki tarafın beraber olabildiği tek ortam. Dolayısıyla bazı inişler çıkışlar olmakla beraber çok şükür bir diyalog ortamı var. Türkiye’ye olan teveccüh, arkadaşlarımıza olan güven bizi son derece gururlandırmakta. Biz de olabildiğince akılla, mantıkla, tarafsızlık duyguları içinde ve tamamen insani noktadan meseleye yaklaşmak suretiyle olayların çözülmesine ve ilerlemesine gayret gösteriyoruz.” diye konuştu.

Mutabakat muhtırasında faaliyetin “120 gün geçerli olduğu” ifadesinin bulunduğunu anımsatan Akar, “Eğer herhangi bir şekilde taraflardan bir itiraz, talep gelmezse söz konusu mutabakat otomatikman yenilenecek ve devam edecek. Bizim de muhataplarımızla yaptığımız görüşmelerde tabii ki burada bunun herhangi bir şekilde zamanla sınırlanması belki şeklen uygun olabilir ama esas olan insanların ihtiyacını karşılamak. Yani 25 milyon tondan fazla söz konusu hububatın, gıda malzemesinin ilgili ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması. Dolayısıyla bu ne kadar sürerse yapılması lazım.” ifadelerini kullandı.

Bu çalışmanın Ukrayna tahılıyla ilgili olduğu anımsatılarak Rusya tahılının nakliyesine yönelik soru üzerine de Akar, şunları kaydetti:

“Rusya’nın da limanlarında gıda maddeleri, çeşitli kimyasallar, gübre, amonyak buna benzer çeşitli malzemeler, maddeler var. Bunların da nakli söz konusu. Bu bizim çalışmamızın dışında ayrı bir konu. Bir şekilde temaslarımızı sürdürüyoruz, konuşmalarımız, görüşmelerimiz sürüyor. Olur da bizim katkımız olursa Türkiye olarak bundan da memnuniyet duyarız. Onlar özellikle bu konuyu BM ile görüşüyorlar. Bu çalışmanın, mutabakat muhtırasının tamamen dışında.

Odessa’da malum düzenlenen bir saldırı oldu geçtiğimiz cumartesi günü, çok endişelendik. Taraflarla görüştük, bunun hiçbir şekilde tahıl nakliyatıyla, tahıl silolarıyla ilgili olmadığını beyan ettiler. Bu bir inceleme, araştırma konusu, biz olabildiğince bunun dışında kalıp, herhangi bir şekilde mutabakatı, nakliyatı etkilememesi konusunda taraflara telkinde bulunduk, konuştuk. Onların da sağ olsunlar bu istikamette davranmaları suretiyle bugünkü noktaya gelebildik.”

Gemi yola çıktıktan sonra BM ile iletişime yönelik soru üzerine Akar, “Arkadaşlarımız buraya gelmeden önce, BM temsilcisi bir arkadaşımız var kıdemli, İstanbul’da Müşterek Koordinasyon Merkezinde, biraz önce teşekkür mesajı gönderdi. Burada bizim çalışmamızı BM daima destekledi ve girişimlerimizin başkaları tarafından yapılamayacağını bildikleri için olabildiğince BM’nin desteğini gördük.” dedi.

Çalışmaların gayet uyumlu yürütüldüğünü kaydeden Akar, “Temennimiz, herhangi bir kazaya, belaya uğramadan yaptığımız bu mutabakat çerçevesinde tamamen insani olan bu faaliyetin aksaksız, eksiksiz tamamlanması.” dedi.

Akar, Ukrayna’da bekleyen A400M uçakların emniyetli şekilde ülkeye dönüşü konusunda gelişme olup olmadığına ilişkin soru üzerine, Türk uçaklarının da 23 Şubat saat 23.00’de bölgeye insani yardım için gittiğini hatırlatarak malzemeleri indirirken hava sahasının kapatılması dolayısıyla Ukrayna’da kaldıklarını anlattı. Mürettebatın sağlıklı şekilde beklediğini belirten Akar, şöyle konuştu:

“Zaman zaman onları değiştirdik. Uçaklarımızın bakımı, ikmali tamamen yapıldı. Bu konuda Ukrayna’ya da teşekkür ediyoruz. Onlar da ellerinden geldiğince uçaklarımızın emniyetli şekilde Borispol Havaalanı’nda kalması için ellerinden gelen desteği gösterdiler. Burada yaptığımız bu insani yardımdan dolayı ortaya çıkan bu durumu bir an önce düzeltmek için hem Rusya hem de Ukrayna’da temaslarımız sürüyor. Oradaki savaş şartlarından dolayı uçaklarımız kalktığında, herhangi kontrol edilemeyen birtakım gruplar provokasyon amaçlı bir girişim olabilir endişesinden dolayı, biz emniyette olması bakımından sükunetle temaslarımızı sürdürüyoruz. En müsait zamanda derhal uçaklarımızı alacak durumdayız. Önümüzdeki günlerde bunun da gerçekleşmesi son derece mümkün görülüyor, temennimiz budur, temaslarımızı sürdürüyoruz.”

“Kimsenin toprağında gözümüz yok”

Akar, nisan ayında başlatılan Pençe-Kilit operasyonunda son durumun ne olduğu, bu operasyonların terör örgütüne verdiği zararlar ve Pençe-Kilit’in Kandil’i de içine alacak şekilde genişletilmesinin gündemlerinde olup olmadığına ilişkin soruya, hiçbir terörist ve zaman-mekan ayrımı yapmaksızın terörle mücadele yürüttüklerini söyledi.

Türkiye’nin terörle mücadelesinin çok iyi anlaşılması gerektiğine işaret eden Akar, bu konunun bazı çarpıtmalara maruz kaldığını söyledi. Yapılan operasyonlarda terörle mücadele konusunda tek amaçlarının ülke ve vatandaşların güvenliğinin sağlanması olduğunun altını çizen Akar, şöyle konuştu:

“Bunun herkes tarafından bilinmesi ve bunu da meşru müdafaa esasları prensipleri kapsamında gerçekleştiriyoruz. Bizim komşularımızın başta Irak ve Suriye olmak üzere sınırlarına, egemenlik haklarına saygımız sonsuz. Kimsenin toprağında gözümüz yok. Bütün ülkelerin, komşularımızın toprak bütünlüğüne son derece saygılıyız. Bizim tek hedefimiz var, tabii bu terörle mücadele. Terörle mücadelenin aynı zamanda komşularımızın da lehine olduğunu herkesin görmesi lazım. Eğer başka niyetleri yoksa bakan kişilerin, Irak’ta, Suriye’de terörle mücadele etmemizin aynı zamanda Irak’ın da Suriye’nin de yararına olduğunun herkesin bilmesi, görmesi lazım. Buradaki hedeflerimiz konusunda ise terörist nerede, bizim hedefimiz orası. Yani temel prensip bu. Biz teröristlerin peşindeyiz.”

Teröristleri etkisiz hale getirmek için mücadeleyi sürdürürken, masum sivillere, çevreye, tarihi, dini, kültürel yapılara karşı son derece hassas olduklarını vurgulayan Akar, şunları kaydetti:

“Bizim özellikle bu 24 Temmuz 2015’ten beri yaptığımız operasyonlara bakıldığında ister çukur operasyonları isterse Suriye’nin kuzeyine, Irak kuzeyine yapılan operasyonda bu ilkenin son derece hassas bir şekilde uygulandığını da bilenler, görenler, herkes bunun şahididir. Burada diğer önemli konulardan biri de herhangi şekilde bu teröristlerin dışında hedefimiz asla söz konusu değil. Türkler, Kürtler, Araplar, Aleviler, bunlar hepsi kardeş. Bizim bunlara karşı hiçbir şekilde din, dil, ırk ayrımı yaparak, etnik ayrım yapmak suretiyle herhangi bir hedef almamız asla söz konusu değil. Bizim tek hedefimiz teröristler. Bunu herkes tarafından iyi anlaşılması lazım.”

Akar, tüm etnik grupların güvenliğine çok büyük önem verdiklerinin de altını çizerek “Cumhurbaşkanı’mızın da direktiflerinde, talimatlarında belirttikleri gibi bizim yeni konseptimiz, terörü, teröristi kaynağında etkisiz hale getirmek. Bunun için çalışıyoruz. Taarruzi bir anlayışla, artan bir şiddetle, artan bir tempoda. Yani herhangi bir şekilde terördeki çöküşü gördükten sonra bizde bir yavaşlama söz konusu değil. En son terörist etkisiz hale getirilinceye kadar aynı tertip ve düzende biz mücadelemizi sürdüreceğiz.” dedi.

“Toplam 35 bin 495 terörist etkisiz getirildi”

Akar, çözüm süreci bittikten sonra 24 Temmuz 2015’ten itibaren toplam 35 bin 495 teröristin yurt içinde ve sınır ötesinde etkisiz hale getirildiğini bildirerek “1 Ocak 2022’den itibaren baktığımızda da 2 bin 226 terörist etkisiz hale getirilmiş bulunmakta. Şimdi burada bugüne kadar herhangi bir şekilde şu veya bu sebepten dolayı Mehmetçiğin girmediği, çıkmadığı yerler söz konusu ediliyordu. Şu anda Mehmetçiğin girmediği, giremeyeceği bir yer yok. Bizim buradaki temel prensibimiz en son terörist etkisiz hale getirilmek suretiyle asil milletimizi 40 yıldan beri başımıza musallat olan bu terör belasından kurtarmak. Yaptığımız çalışma bundan ibarettir.” diye konuştu.

Mehmetçiğin zor iklim, arazi koşullarına rağmen üstün bir moral ve motivasyonla vatan, millet, Cumhuriyet, bayrak için görev yapma duygusuyla, “ölürsem şehit kalırsam gazi” anlayışıyla büyük mücadele verdiğini vurgulayan Akar, “İnşallah bunu başaracağız.” dedi.

Pençe-Kilit operasyonuyla Irak’la olan hudutların emniyetinin sağlanacağını anlatan Akar, bunun da yoğun bir şekilde devam ettiğini söyledi.

“Terör örgütünde ciddi bir çöküş var”

Zap bölgesinde çok sayıda mağara, iniş-çıkış bulunduğunu, arazinin sarp olduğunu dile getiren Akar, 3-5 katlı mağaralar bulunduğunu ve önlerinin tuzaklandığını ifade etti. Burada diğer bölgelerin 5-6 katı el yapımı patlayıcı olduğunu belirten Akar, şöyle konuştu:

“Bunlara karşı büyük bir kahramanlıkla mücadelemiz devam ediyor. Şu anda bu bölgede 301 terörist etkisiz hale getirilmiş bulunmakta ve gerçekten orada sayılar çok fazla 400 civarında mağara, in, sığınak, barınak var. Bunların hepsi tek tek temizlenmek durumunda. El yapımı patlayıcı olasılığı, orada birtakım tuzakların olma ihtimaline karşı tedbirli olmak kaydıyla… Binlerce el yapımı patlayıcı, dağ, taş, el yapımı patlayıcı, 1500 civarında da el yapımı patlayıcı ele geçirildi, etkisiz hale getirildi. Maalesef bazıları kontrolsüz patlamak suretiyle oradaki kahraman silah arkadaşlarımızın şahadetine sebep oldu. Buradaki bu terör yuvalarına tek tek girmek mecburiyetimiz var. Bunları tek tek temizlemek mecburiyetimiz, bunu yapıyoruz. Şimdi şu anda ister açık kaynaklar olsun ister istihbari bilgiler olsun, ister yüz yüze yapılan birtakım görüşmeler olsun, bizim istihbarat kurumlarımızdan gelen bilgiler olsun, terör örgütünde ciddi bir çöküş var, bunu görmek lazım. Fakat burada dediğim gibi bu çöküş bizi hiçbir şekilde rehavete sevk etmeyecek, biz aynı tertip ve düzenle mücadelemizi sürdürüyoruz. Elebaşlarının açıklamaları dahil büyük bir çaresizlik içindeler. Çaresizliğin en önemli göstergesi de bunlar. Açıkça teröristlere talimat veriyorlar, sivil hedeflere yöneltiyorlar. ‘Otelleri yakın.’ diyorlar, ‘Sivil hedefleri vurun.’ diyorlar. ‘Saldırın,’, ‘Ormanları yakın.’ diyorlar, hiçbir ahlaka sığmayacak, teröristliğin artık en böyle alçak işlerini yapar hale, düşünür hale geldiler. Bunu da çöküşün en önemli göstergesi olarak görüyoruz. Teröristlerin şu anda elebaşları başta olmak üzere hiçbiri iki gece aynı yerde yatmıyor ve hiçbiri güvende değil, bunun farkındalar. Mehmetçiğin nefesi bu teröristlerin ensesinde. Ve biz bu mücadelemizi en son terörist etkisiz getirinceye kadar kim destek verirse versin, arkalarında gelecek ne olursa olsun bu terörü bitirmekte kararlıyız.”

Akar, dost ve müttefik ülkelerin de bu konuya yaklaşımlarını gözden geçirmelerini, tarafsız ve objektif olmalarını beklediklerine işaret ederek “Teröristler arasında ayrım yapmamalarını bekliyoruz. Çünkü bizim yaptığımız bu mücadele aynı zamanda NATO’nun da Avrupa’nın da Avrupa Birliği’nin de teröre karşı durduğu en son engel. Bunu da görmeleri lazım.” dedi.

Akar, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Tahran ziyaretinden bir gün sonra Duhok’ta sivillere yönelik saldırı oldu. Irak makamları ve terör örgütüne müzahir organlar saldırıyla ilgili Türkiye’yi suçladı. Duhok’ta tam olarak ne oldu? Saldırıyı kim gerçekleştirdi? Elinizdeki bulgular ne söylüyor?” şeklindeki soruyu yanıtlerken terörle mücadele ederken siviller, çevre, tarihi, dini, kültürel yapıların kendileri için dokunulmaz olduğunu yineledi.

Zaho’daki olayda hayatını kaybedenlere rahmet, yakınlarına başsağlığı, yaralılara da acil şifalar dileyen Akar, olayın başlangıcından itibaren Iraklılarla temaslarını sürdürdüklerini belirtti. Irak makamlarına sağlık, tahliye dahil herhangi bir ihtiyaçları olmaları durumunda yardımcı olacaklarını ilettiklerini anlatan Akar, şöyle konuştu:

“Gerçeğin ortaya çıkması için kendileriyle her türlü iş birliğini yapmaya hazır olduğumuzu söyledik. Dolayısıyla oradaki münasebetlerimizi devam ettiriyoruz. Fakat onun hemen akabinde Musul Konsolosluğumuza yapılan saldırı, bir turnusol kağıdı gibi kimin sivil hedeflere yönelebildiğini, kimin alçakça, tamamen sivil, silahsız, masum insanlara ateş edebildiğini, saldırabildiğini de bizim bu tezlerimizi ispatlarcasına maalesef böyle bir olayla karşılaştık. Hatırlayın geçmişi, yani kundaktaki bebeklere kurşun sıkan alçak sürüsünden bahsediyoruz. Dolayısıyla bu Zaho’daki olayı da bunların nasıl yapıldığını herkesin görmesi, anlaması lazım. Burada bizim yaptığımız mücadelenin sadece bizim için değil, Türkiye’nin sınırları ve halkı için değil, aynı zamanda Iraklı kardeşlerimizin de güvenliğine büyük katkı sağlayacağını da herkesin görmesi lazım.”

Akar, buranın terör örgütlerinden kurtulması bakımından Iraklılara her türlü iş birliğine hazır olduklarını söylediklerini ve söylemeye devam ettiklerini de kaydetti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suriye’nin kuzeyinde 30 kilometre derinliğinde güvenli bölge oluşturulacağına ilişkin açıklamasının hatırlatılması üzerine Bakan Akar, Suriye’de iç savaşın çıkmasının ardından Türkiye’nin sınırlarına ve vatandaşlarına karşı saldırılar olduğunu, önlem alınması için Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sürecin muhataplarına güvenli bölge oluşturulması için çağrıda bulunduğunu anlattı.

Hem sınırların korunması hem de bölgedeki terör gruplarının etkisiz hale getirilmesi için Türkiye’nin girişimleri karşısında muhatapların sessiz kaldığını belirten Akar, “Bunun üzerine Fırat Kalkanı Harekatı’nı, Zeytin Dalı Harekatı’nı, Barış Kalkanı Harekatı’nı Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türk Silahlı Kuvvetleri kendi başına yapmak mecburiyetinde kaldı ve çok şükür bunları başarılı bir şekilde icra etti.” dedi.

Son zamanlarda terör örgütü PKK’nın uzantısı PYD ve YPG’nin bu bölgelere saldırıda bulunduğunu, Türkiye’nin bazı müttefiklerinin hataya düşerek bu yapılanmaları PKK’dan ayrı düşündüklerin aktaran Akar, şöyle devam etti:

“Bu kesinlikle doğru değil, kesinlikle yanlış. Aklımızla alay etmek gibi bir şey bu. Çünkü YPG’nin PKK ile hiçbir farkı yok. Oradaki gidişler, gelişler, onların elebaşları, sistemleri aynı. Bir gün orada görev yapıyor, bir gün bilmem Zap’ta, bir gün Hakurk’ta görev yapıyor, aynı kişiler. Bunları görüyoruz, duyuyoruz, istihbarat raporlarında var, açık kaynaklarda var, konuşmalarda var. Son derece pervasız bir şekilde Kandil’dekiler dahi bunu konuşuyor. İşte, ‘YPG şunu yaptı, bunu yaptı, Kobani’de bunu yaptık’… Bu kadar açıkken YPG’nin PKK olmadığını söylemek gerçekten akıllara ziyan. Biz bunu kesinlikle kabul etmiyoruz. Bu son derece yanlış. Dolayısıyla PKK eşittir sonuna kadar YPG. Yani bunun bilinmesi lazım. Birinci husus bu. İkinci husus da hem Amerika ile hem Rusya ile yaptığımız mutabakat muhtıraları var. Biz muhataplarımıza bunu tekrar tekrar hatırlatıyoruz. O muhtıralarda bize düşen ne varsa bunları yapmak için azami gayret gösteriyoruz. Muhataplarımızın da bize verdikleri sözleri yerine getirmelerini istiyoruz.

Söz konusu terör örgütlerinin bir an önce bölgeden çıkarılması için gerekli görüşmeleri yaptıklarını, her vesileyle bu konuyu gündemde tuttuklarını belirten Akar, “Maalesef bu konuda bir zafiyet var ve zafiyet o kadar açık ki özellikle bu Tel Rıfat ve Münbiç bölgesinden, unsurlarımıza ciddi şekilde saldırılar var. Biz bunlara misliyle cevap veriyoruz. Biz şunu söylüyoruz, herhangi bir şekilde bizim bu tacizlere, tecavüzlere karşı duruşumuz itibarıyla hakkımızı, hukukumuzu, sınırlarımızı ve vatandaşlarımızı korumada hiçbir kaydı, hiçbir tahlili kabul etmiyoruz. Biz hudutlarımızın ve vatandaşlarımızın güvenliğini sağlamak için nerede, ne zaman, ne lazımsa bugüne kadar bunu yaptık, yapmaya da devam edeceğiz. Bunu yaparken de daha öncesinde müttefiklerimizle oradaki muhataplarımızla konuştuk, teröristi gösterdik.” diye konuştu.

“Teröristlerin bölgenin geleceğinde yeri yok”

Müttefik ülkelerin kimi zaman DEAŞ’ı gerekçe göstererek söz konusu terör örgütlerine karşı Türkiye aleyhinde tutum sergilendiklerini aktaran Akar, DEAŞ’a karşı Suriye’nin ve Irak’ın kuzeyinde Türk Silahlı Kuvvetlerinin mücadele verdiğini söyledi.

Akar, “Fırat Kalkanı Harekatı çerçevesinde 4 bin 500 teröristi etkisiz hale getirdik hem de göğüs göğüse savaşarak. Bugüne kadar oradaki koalisyon kuvvetlerinin hangisi bunu yapabildi? Hangisi DEAŞ ile göğüs göğüse mücadele etti? Biz ettik. Dolayısıyla bu konuda bizim bazı ilkelerimiz var. Biz terörist ya da hain ayrımı yapmıyoruz. Bir teröristle bir başka terörist grup etkisiz hale getirilemez. Bu son derece yanlış bir yol. Dolayısıyla biz buradayız. Türk Silahlı Kuvvetleri burada. Eğer herhangi bir terörist grup varsa biz mücadele yapıyoruz. Eğer bir ihtiyaç varsa müttefiklerimiz, dostlarımızla beraber DEAŞ dahil tüm terör örgütlerine karşı mücadelemizi sürdürebiliriz. Dolayısıyla biz şunu söylüyoruz, teröristlerin herhangi bir şekilde oradaki bölgenin geleceğinde yeri yok.” ifadelerini kullandı.

“Türkiye’nin yaptıklarının kıymeti bilinmeli”

Akar, terör örgütlerine karşı bugüne kadar kayıtsız şartsız mücadele verdiklerini belirterek bundan sonra da aynı mücadeleyi kararlılıkla sürdüreceklerinin altını çizdi. Bu konuda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çizdiği çerçeve kapsamında görev yürüteceklerini anlatan Akar, “Biz Türkiye’de ve Suriye’de 9 milyon Suriyeli kardeşimizin hayatını kolaylaştırıyoruz. Onlarla beraber yaşıyoruz. Onlara destek sağlıyoruz ve dolayısıyla bu sağlanan desteğin görülmesi lazım. Bunun kıymetinin bilinmesi lazım. Yaptığımız çalışma sadece kendimiz için değil, aynı zamanda Suriye’nin, Irak’ın, bölgenin güvenliği bakımından; ilaveten, Avrupa’nın, NATO’nun, Avrupa Birliği’nin güvenliği bakımından da çok değerli ve önemli olduğunu herkesin görmesi lazım.” diye konuştu.

Bölgenin bir an önce istikrara kavuşması ve insanlık trajedisinin sona ermesi için Türkiye’nin samimi ve ciddi katkılar yaptığını, bu kapsamda ortaya çok önemli bir güç koyduğunu vurgulayan Akar, Türkiye’nin bu çabasının diğer ülkelerce anlaşılmasını, makul, mantıklı, objektif ve tarafsız değerlendirilmesini beklediklerini kaydetti.

Türkiye’nin normalleşme için Birleşmiş Milletler ile Irak ve Suriye’nin kuzeyine yönelik girişimlerinin olduğunu aktaran Akar, “Türkiye Cumhuriyeti, bu konuda bölge ve dünya barışına nasıl katkı sağladığının en önemli örneklerinden birini de Suriye’nin kuzeyinde verdi. Bir an önce Suriye’de anayasanın, seçimlerin yapılması ve meşru hükümetin kurulması ile herkesin sulha kavuşması en samimi dileğimizdir.” dedi.

“Güvenilir bölgelere geri dönüşler oluyor”

TSK’nın Suriye’nin kuzeyindeki operasyonları sonucu Türkiye’nin kontrolüne geçen bölgelere Suriyeli sığınmacıların gönüllü olarak geri döndüklerine işaret eden Akar, şunları söyledi:

“Oradaki bölgeyi kontrol ettikten sonra 1,1 milyon civarında Suriyeli kardeşimiz güvenilir, gönüllü ve saygın bir şekilde, Birleşmiş Milletler’in tabir ettiği gibi herhangi bir zorlama olmadan, topraklarına, evlerine döndü. Bunların takriben 500 bini de İdlib bölgesine döndü. Bizim buradaki yaptığımız şey ilave göçü ve radikalleşmeyi önlemek. Oradaki insanların sulh ve sükun içinde yaşamasını sağlamak. Hatırlayın bunların başlangıcında varil bombaları, uçak taarruzları, topçu ateşleri vardı. Orada sivil insanlar katledildi rejim tarafından. Bunlara karşı Türkiye uluslararası hukuk çerçevesinde hem sınırlarının korunması, göçün önlenmesi hem de oradaki masum insanların korunması bakımında gerekeni yaptı. Müttefiklerimizden destek bekledik maalesef beklenen desteği göremedik, göremiyoruz.”

“YPG’li teröriste taziye mesajı akıl tutulmasıdır”

Soru üzerine Bakan Akar, Türkiye’nin bölgedeki huzur ve barış ortamının güvence altına alınması için terör gruplarına karşı operasyon yaptığı dönemde, etkisiz hale getirilen terörist için ABD Savunma Bakanlığının sosyal medya hesabından taziye yayımlanmasının müttefiklik ruhuyla bağdaşmadığını vurguladı.

Bu konuyu detaylıca görüştüklerini bildiren Akar, “Gerçekten bu taziye mesajı bir akıl tutulması, izahı yok bunun. Yıllardan beri mücadele ettiğimiz PKK’nın ayrılmaz bir parçası, yani ta kendisi olan YPG’li bir teröristle alakalı böyle bir taziye mesajı yayımlanması gerçekten kabul edilemez. Amerikalı müttefiklerimiz yarın bir gün bunu hatırladıkları zaman üzülecekler. Çok yanlış bir şey yaptıklarını fark edecekler. Nitekim akabinde burada Amerikan Büyükelçiliği bizim şehitlerimizle alakalı bir mesaj yayımladı. Bir anlamda belki de durumu kurtarmaya, dengeyi sağlama gibi amaçla böyle bir şey yapmış olabilirler.” değerlendirmesinde bulundu.

ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin ile yaptığı görüşmede Türkiye’nin hassasiyetlerini, rahatsız olduğu konuları ve beklentilerini çok açık ve net bir şekilde aktardığını belirten Akar, “Hiçbir şekilde yılmadan, bıkmadan kendi tezlerimizi, bildiklerimizi, ortaya koyduğumuz gerçekleri tekrar tekrar kendilerine söylüyoruz. Milletvekilleri, senatörler, askerler ve sivillere yaptığımız konuşmalarda bu konuları gündeme getiriyoruz. Tabii Amerika’da bazı emekli general ve emekli diplomatların bu konularda Türkiye’nin tezlerine sahip çıkıyor olmaları gerçekten bizi ümitlendiriyor. Onlar da açık açık ‘PKK eşittir YPG’ diyor.” ifadelerini kullandı.

“ABD, PYD-YPG’den vazgeçer mi?” sorusuna Bakan Akar, “Vazgeçecek, teröristin ve terörün kalıcı olması mümkün değil. Yani terörle teröristle yaşanmaz. Bunun birinci özelliği geçicilik dolayısıyla eninde sonunda bunu anlayacaklar. Ama zarar ziyan vermeden, zaman kaybetmeden, dostluğumuza hale getirmeden, bir an önce bunun anlaşılması için çalışıyoruz.” cevabını verdi.

“F-16’ların Türkiye’ye verilmesini bekliyoruz”

Yunanistan’ın girişimleri sonucunda Amerikan Temsilciler Meclisinin Türkiye’ye satışı yapılması beklenen F-16’lar için bazı şartların yer aldığı yasa tasarısına da değinen Akar, güçlü bir Türk Hava Kuvvetlerinin aynı zamanda güçlü bir NATO anlamına geldiğini, bu nedenle F-16 konusunu önemsediklerini ifade etti.

Türkiye’nin 18 uçağının NATO’nun talebi üzerine alarm seviyesinde hazır bekletildiğini söyleyen Akar, şöyle devam etti:

“Bu uçaklar NATO çerçevesinde verilecek görevleri bekliyor. Bizim tanker uçaklarımız var. Havada ikmal yapıyor. Türk Hava Kuvvetleri NATO ile beraber çalışıyor. 70 yıldan beri bu işi eksiksiz yapıyoruz. Şimdi gelelim bu F-16 konusuna. ‘F-16’ların ömrü doluncaya kadar F-35’lerle boşluğu doldurur, daha sonra da milli muharip uçağımız ile ihtiyaçlarımızı karşılarız’ diyorduk. Fakat F-35’lerde çıkan bir sıkıntıdan dolayı durumu yeniden değerlendirdik. Yıllardan beri kullanmakta olduğumuz, eğitim, bakım ve ikmalinin yanı sıra araç gereçlerimizle uyumu itibariyle F-16 ile devam etmenin uygun olacağı noktasına geldik. Milli Güvenlik Kurulunda, Savunma Sanayii İcra Komitesinde bunların hepsinin çalışmaları yapıldı, Bakanlar Kurulunda konuşuldu ve Sayın Cumhurbaşkanı’mızın da olurunu almak suretiyle biz bu yöne girdik. Bununla alakalı ’40 adet yeni F-16 Block 70’lerden alalım, 79’unu da modernize edelim’. dedik. Bununla alakalı Haziran 2021’de girişimler oldu. Bu normal rutin bir faaliyet. Türkiye ile Amerika arasındaki tedarik konusu. Buna ilişkin yazımızı, daire başkanı arkadaşımız buradaki ataşeye verdi. O da götürdü verdi, süreç başladı. Şu ana kadarki bütün temaslar bununla alakalı. Aralıkta şubatta, martta çeşitli toplantılar yaptık. Türkiye’de üç toplantı yapıldı. Heyetler arası geniş çaplı, geniş katılımlı bütün boyutlarıyla konu konuşuldu. 15 Ağustos’ta da Amerika Birleşik Devletleri’nde tekrar bir toplantı yapılacak. Amerikan Savunma Bakanı ile yaptığımız temaslar, Sayın Cumhurbaşkanı’mızın Sayın Biden ile yaptığı temaslarda, yönetimin son derece pozitif olduğunu, destekleyici olduğunu, olayın öneminin anlamının farkında olduklarını, büyük bir memnuniyetle müşahede ettik.”

Bu gelişmelerin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan ile baş başa görüşmesinde Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunları iki ülkenin çözmesi gerektiğini, üçüncü ülkelerin bu sürece dahil edilmemesi noktasında söz veren Yunanistan Başbakan Kiryakos Miçotakis’in Amerikan Kongresinde diplomatik nezaket, müttefiklik ve iyi komşuluk ilişkilerine sığmayan bir tutumla uçakların Türkiye’ye verilmemesini istediğini hatırlatan Bakan Akar, “Bir başbakan kendi ülkesi için lobi yapar, görüşme yapar, temas yapar. Burada anlaşılmaz bir şekilde ‘Başka ülkeye vermeyin.’ demek suretiyle bir girişimde bulundular. Bunun tutar yanı, kabul edilebilir tarafı yok. Bu gerçekten son derece ama son derece, en hafif tabirle talihsiz bir girişimdi ve bu girişimler sonucunda Kongreden birtakım şartlar da koymak suretiyle yasa tasarısı çıkarıldı. Şimdi bunun Senato ayağı var, Beyaz Saray ayağı var ve başkanlık onayı söz konusu.” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatıyla bir heyetin ABD’ye giderek Kongre’de temaslarda bulunduğunu bildiren Akar, şunları kaydetti:

“Çok olumlu izlenimlerle döndüler. Bundan sonra bu yöntemi devam ettirebiliriz. Bunun takibini yapacağız, yapıyoruz. Hem Senatoda hem de Beyaz Saray’da Sayın Başkan Biden tarafından oradaki notların çıkarılması ve herhangi bir şart olmaksızın parası mukabilinde aldığımız uçakların, Türkiye’ye verilmesi konusunda olumlu adım bekliyoruz.”

ABD’nin F-16’ları Türkiye’ye vermemesi durumunda alternatif çözüm önerilerinin olup olmadığı sorulan Bakan Akar, “Dünya çok genişledi artık seçenekler çok arttı dolayısıyla, tabii ki buna karşı birçok çözüm üretilebilir. Bizim burada söylemek istediğimiz şey, komşumuz Yunanistan’ın tavrı. Bu çok belirleyici, çok enteresan, çok anormal. Bunlar sadece F-16’ları vermeyin diye Amerika’ya gitmediler, aynı zamanda Almanya’ya gittiler denizaltıları vermeyin diye. Biz bunu arkadaşlarımızla tartışırken kendi içimizde, oradan bir arkadaşımız dedi ki ‘Efendim yakında fırıncıya da gider bunlar, ekmek vermeyin’ diye. Yani bu ne iyi komşuluk ilişkilerine sığıyor ne arkadaşlığa ne dostluğa ne komşuluğa.” diye konuştu.

Akar, ABD’nin kurumsal tavır benimseyerek dedikodulara, dedikodu niteliğindeki bu girişimlere itibar etmeyip, yıllardan beri müttefiki olan Türkiye’ye ve Türk Silahlı Kuvvetlerine (TSK) karşı gerekli tavrı göstereceklerine inanmak istediklerini dile getirdi.

“Türkiye ile Yunanistan arasında çok sayıda gerilim başlığı var. Gayri askeri statüdeki adaların silahlandırılması, Batı Trakya’daki Türklerin durumu, terör örgütüne verilen destek, Kıbrıs ve ABD’nin son dönemde bu ülkedeki üs varlığını arttırmasını sayabiliriz. Siz bu konuları nasıl değerlendiriyorsunuz ve Yunanistan’dan bu konulardaki beklentiniz nelerdir?” sorusuna cevap veren Akar, iki ülke arasındaki sorunları uluslararası hukuk çerçevesinde iyi komşuluk ilişkileri ve barışçıl yol ve yöntemlerle çözmek istediklerini belirtti.

Bakan Akar, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Cumhurbaşkanımızın bu konudaki yaptığı tüm iyi niyetli çabalarına rağmen, Yunanistan’daki belli siyasiler bilinen kişiler. Bunlar şahsi emelleri, ihtirasları ve hesapları için iki ülke arasındaki ilişkileri gerçekten heba ediyorlar. Her türlü provokatör eylemlerine, söylemlerine aralıksız devam ediyorlar. Adeta her sabah kalkıyorlar, ‘Türkiye aleyhine ne söyleyebilirim, Türkiye aleyhine ne yapabilirim?’, gündemleri bu. Bu konuda maalesef böyle ciddi bir sıkıntı var. Biz onları her seferinde masaya çağırıyoruz diyor ki, ‘Biz konuşalım, görüşelim’, gelmiyorlar. Biz hiçbir zaman için Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunların Türkiye-AB, Türkiye-Avrupa, Türkiye-NATO ve Türkiye-Amerika sorunu olmasını istemiyoruz. Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunlar, Türkiye-Yunanistan arasındaki sorunlardır. Fakat burada özellikle Yunan Başbakanı ve Yunan Dışişleri Bakanı bu konuda maalesef son derece saldırgan eylemlerle, söylemlerle iki ülke arasında oluşması muhtemel olumlu havayı, yapıcı havayı diyalog havasını maalesef bir şekilde değiştiriyorlar. Dolayısıyla mesnetsiz açıklamalar yapıyorlar. Şimdi dillerine bir şey doladılar ‘Yeni Osmanlıcılık’. Yani bugüne kadar bizim buradaki yaptığımız taleplerimizi, konuşmalarımızda, görüşmelerimizde gerçekten böyle bir şey yok. Uluslararası hukuk diyoruz, Lozan diyoruz. Paris Antlaşması diyoruz. Bunları söylüyoruz. Bunlarla ilgili haklarımızı talep ediyoruz ve hatta ‘Bütün bu haksızlıklara rağmen, bu bahsettiğimiz anlaşmaların çok açık ve net ihlallerine rağmen konuşalım.’ diyoruz. ‘Görüşelim, görüşmeler yoluyla çözelim.’ diyoruz. Siz Ege’deki 3 bin adayla birlikte bizim yani burnumuzun dibine kadar geleceksiniz ve Türkiye’ye yayılmacı olarak göreceksiniz. Yani gerçekten akıllara zarar bir şey bu. Bunu biz özellikle üçüncü tarafların görmesini istiyoruz, anlamasını istiyoruz, bilmesini istiyoruz. Şimdi burada harita görünüyor herhalde. Bu arada 1832’den başlayıp devam eden süreç var, gördüğünüz gibi bütün Ege kaplanmış vaziyette. Ya kim yayılmacı? Yani bunu gerçekten aklen mantıken göz görüyor. Yani lise talebesi dahi yayılmacı kim görür ve kurulduğundan itibaren 3 kat, 5 kat, 7 kat büyüyen ülkeden bahsediyoruz, Türkiye’nin aleyhine.”

“Yunanistan’ın hiçbir mahremiyeti kalmadı”

Akar, “haksızlıkların görülmesi gerektiğini” belirterek “Diğer taraftan bir Meis Adası var, 10 kilometrekare. Bu, Türkiye’ye 1950 metre mesafede, bizim harp okulundaki öğrencilerimizin yüzme standardı 2 bin metre. Dolayısıyla öğrencilerin yüzebileceği mesafede ve burada tabii bu kadar anakaraya yakın, 580-600 kilometre Yunan ana karasına yakın. Yani böyle bir ada 10 kilometrekare, bunun için 40 bin kilometrekarelik yetki alan isteniyor. Bunun akılla mantıkla yani hukukla izahı var mı? Yok.” diye konuştu.

Yunanistan’ın silahlanma sevdası ve yapay ittifaklar peşinde koşma çabası olduğunu ve dolayısıyla üçüncü ülkelere kapısını açtığını söyleyen Akar, şunları söyledi:

“Yunanistan’ın hiçbir mahremiyeti kalmadı ve bunu Yunan muhalefeti de görüyor. Çok açık şekilde görüyor ve çok değerli. Ahlaki noktainazardan bakıldığında bir ülkenin bu kadar teslimiyetinin yanlış olduğunu muhalefet çok açık ve net bir şekilde söylüyor. Buradaki yapılanların hepsini kim yapıyor? Yunanistan yapıyor. Biz de diyoruz ki ‘Bunların hepsini yapan sensin.’ Peki Türkiye’nin sıkıntısı ne? Maalesef burada biz saldırgan ve yayılmacı oluyoruz, öyle mi? Mantığı nerede? Dolayısıyla bu mücadelemizi sürdürüyoruz. Tabii silahlanma bütçesi ciddi bir bütçe. Ekonomik kullanım ömrü dolmuş, araç, gereç, silah vesaire gibi olanlar dahil bunları almak suretiyle Türkiye’ye karşı kendilerince bir hesap içindeler ve çok ciddi şekilde bütçede artış var. 5 katına çıkan bir artış var. Biz diyoruz ki ‘Yorulmayın, beyhude gayretler içinde olmayın.’ Bu yaptıkları çalışmalar Türkiye için, Türk Silahlı Kuvvetleri için az, savunma için çok. Bu harcamaları yaptığınız için zaten büyük borçlar içindesiniz. Ne oluyor? Kendilerine bir şey olmuyor. Fakat halkın refahını ciddi şekilde tehdit ediyor, ciddi şekilde zora sokuyor, olumsuz etkisi yapıyor. Bunun da görülmesi lazım diye kendilerine söyledik, söylüyoruz.”

Bazı siyasilerin, emekli generallerin, akademisyenlerin ve aklıselim sahibi bazı emekli diplomatların bu gerçekleri gördüklerini aktaran Akar, “Yunan halkı da bunu görüyor. Dolayısıyla bir an önce bu yanlış yoldan Yunan politikacıların, belli kişilerin yanlış yoldan dönüp görüşmeye, konuşmaya, diyaloga geçmelerinin çok önemli olacağını söylüyoruz. Türkiye müttefikleri için asla tehdit değil, Türkiye güçlü, güvenilir ve etkin bir müttefik diyoruz. Bunu bilin diyoruz.” dedi.

Yunan muhataplarıyla her seferinde barışı, istikrarı hakim kılmak ve Ege’yi dostluk denizi yapmak için konuştuklarını anlatan Akar, bütün bu iyi niyete rağmen Yunan tarafın diyaloğa kapalı olduğunu kaydetti. Bakan Akar, “Bundan 100 yıl önce Yunan işgal girişimi oldu ve bir mezalim söz konusu. Bunların hepsinin sona erdiğinin yüzüncü yılındayız. Buradan Zafer Bayramı’mızı bu vesileyle kutluyorum.” dedi.

“Yunanistan’da bir zafiyet var”

“Anadolu Ajansı muhabirleri Ege’deki gayri askeri statüdeki adalara gitti. Orada askeri yapılanmayı görselleriyle dünya kamuoyunun gündemine de getirmiş olduk. Türkiye bu Ege adalarının silahlanması noktasında tavrını her zaman ortaya koyuyor. Muhataplarımızda bu anlamda bir geri adım var mı? Şu ana kadar ne gözlemliyorsunuz?” sorusu üzerine Akar, “Biz muhataplarımıza tarihi bilmek lazım diyoruz. Bir asır önce girişilen maceranın bedelinin ne kadar ağır olduğunu herkes gördü, yaşadı. En çok da Yunanistan yaşadı bu işgal girişiminde. 100 yıl önce yapılan bu işgal girişiminin, Yunan halkı tarafından da benimsemediği açık ve net bir şekilde belli. Hatta bu ihtilal girişiminden sorumlu 6 kişi içinde başbakan dahil, bakanlar dahil idam ettiler, ‘Niye bizi bu belaya soktunuz?’ diye. Buradaki tarihten ders alınması lazım.” diye konuştu.

Yunanistan’ın hüsranla sonuçlanacak yeni maceralardan uzak durması gerektiğinin altını çizen Akar, “Dolayısıyla Türkiye ile Yunanistan arasında sorun var mı? Var. Peki nasıl çözeceğiz? Konuşarak, diyalogla diyoruz. Bunu söylüyoruz. Fakat maalesef bu konuda Yunanistan’da bir zafiyet var.” değerlendirmesini yaptı.

Bakar Akar, iki ülke arasında diplomatik mekanizmalar kurulmasının önerildiğini ancak Yunanistan’ın buna da katılmadığını dile getirerek şöyle konuştu:

“Dedik bu konular Türkiye Yunanistan arasındaki konular, birkaç saatte çözülecek sorunlar değil, uzmanlık gerektiren sorunlar. Dolayısıyla siz de 15-20 kişi belirleyin. Bu konudaki uzman kara, deniz, hava, sivil, diplomat; biz de belirleyelim. Bunlar otursunlar. Saatlerce, günlerce onun üstünde görüşsünler, çözüm üretsinler. Bunu kabul ettiler. Biz Atina’ya 2 kere gönderdik. Onlar Türkiye’ye bir kere geldi. Şimdi sıra onlarda, gelmeleri lazım. Ne zamandan beri bekliyoruz? 2 yıldan beri bekliyoruz ve bunu her seferinde muhatabımız Sayın Bakan’la karşılaştığımızda ‘Ya biz bekliyoruz’. ‘Biraz daha bekleyin’ diyorlar, biraz daha bekliyoruz. Yani konuşmaktan yanayız, konuşalım diyoruz. Burada maalesef bu konularda ciddi sıkıntılarımız var.”

Yunanistan ile 11 sorun olduğunu bu sorunların bir şekilde çözülmesi için de diyalogdan başka yol olmadığını ifade Akar, “Sorunların başında GASA (Gayri Askeri Statüdeki Ada) geliyor. Şimdi GASA’da, Lozan 12. madde, Paris 14. madde çok açık ve net. Bir şekilde bu adalar Yunanistan’a verildi. Silahsızlandırma kaydıyla verildi. Gayriaskeri statüdeki 26 ada var. Buraya muhatap bunun 16’sını silahlandırdılar. Bununla alakalı son derece gayriciddi argümanlarla karşımıza çıkıyorlar. ‘Silahsız olmak vaadiyle adalar size verildi.’ dediğimizde cevapları hiç doyurucu değil, hiçbir ciddi cevap yok. İşte anlaşmaları maddeler orada duruyor. Fakat buna rağmen maalesef bu tutumu sürdürüyorlar.” dedi.

Bakan Akar, bu adalarda sadece sınırlı ve orantılı kolluk gücü bulunabileceğine işaret ederek şunları söyledi:

“Ama şimdi orada havaalanları, tanklar, toplar her şeyi koydular. Şimdi bu bize meşru müdafaa hakkı doğurmuyor mu? Bizim dibimize kadar gelen bu silahların orada konuşlu olması Türkiye için tehdit teşkil etmiyor mu? Buna karşı tepki göstersek ne olacak? Dolayısıyla adaların bu anlaşmaya aykırı hareket etmekten dolayı egemenliği tartışmalı hale gelmiyor mu? Sizinle bir anlaşma var. ‘Bu anlaşmanın maddesi bana göre öyle değil. Ben bunu istemiyorum, kabul etmiyorum’ diyorsunuz. O zaman ben de karşı taraf da ‘Hayır ben de bu maddeyi kabul ediyorum.’ derse ne olacak? Anlaşma düşecek o zaman sizin oradaki egemenlik hakkı da tartışmalı hale gelecek ve dolayısıyla bunları da kendileriyle konuştuk, görüştük, görüşüyoruz ve bir an önce bu konuda bir noktaya gelmesi için gayret gösteriyoruz. Fakat ciddi şekilde burada bir sıkıntı var.”

“Türk soydaşlarımızın haklarının takipçisi olmaya devam edeceğiz”

Yunanistan’da yaşayan Türk azınlığın kimliğini tanımadığını vurgulayan Akar, “Sadece Trakya’da değil, bütün Yunan coğrafyasında söz konusu. Orada bizim belirli sayıda soydaşlarımız var. Bunların Türk olduğunu kabul etmiyorlar. Oradaki kişilerin konuştukları dil Türk, adları, soyadları Türk, tapuları Türk, ataları Türk, mezarlıkları Türk, akrabaları hısımları Türkiye’de.” dedi.

Yunanistan’ın ise Türkleri “Müslüman topluluk” olarak adlandırdığını ifade eden Akar, “Peki bunlar Türk değil de Çinli mi, Japon mu, yani İngiliz mi, Fransız mı, Alman mı? Oradaki kardeşlerimizin haklarını uzun dönemde kısıtlamaları ve baskıcı uygulamaları gerçekten kabul edilemez.” diye konuştu.

Akar, şöyle devam etti:

“Müftü seçim hakkını tamamen gasbettiler, ona el koydular. Türkiye’de herkes serbestçe dini hayatını yaşarken Atina’da sadece bir cami var, minaresi yok, kubbesi yok ve caminin yönetimi de Ortodokslarda. Türk yok, camiyi Ortodoks bir heyet yönetiyor. Yani böyle garabetlerle dolu yaklaşım içinde hala pişkin bir şekilde insan haklarından bahsediyorlar. Özgürlükten bahsediyorlar. Avrupa Birliği değerlerinden bahsediyorlar. Yani gerçekten kabulü mümkün olmayan hususlardan bahsediyorlar. Ayrıca bu konularda oradaki Türk azınlıklar hakkında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararları var. Onda da yine gayet pişkin bir şekilde uygulamamakta ısrar ediyorlar.”

Akar, Türk soydaşların haklarının takipçisi olmayı, haklı davalarını hem içeride hem de uluslararası ortamda desteklemeyi sürdüreceklerini kaydetti.

ABD’nin Yunanistan içindeki askeri varlığını orantısız bir şekilde yükseltmesini nasıl değerlendirildi sorusu üzerine Akar, Yunanistan’ın hiçbir mahremiyet tanımaksızın, garip bir şekilde kapılarını bir taraftan ABD’ye, diğer taraftan teröristlere açtığını, Lavrion Kampı’nı literatürde bilmeyen kimsenin kalmadığını söyledi.

“Teröristle beraberler, FETÖ ile beraberler. Onların her işini kolaylaştırdılar. Onlara her türlü desteği sağladılar, korudular, kolladılar. Bunları da kendilerine söylendiğimiz zaman rahatsız oluyorlar. Böyle bir yaklaşım ve pervasızlık içinde, diğer taraftan kendi muhalefetlerinin itirazlarına rağmen Amerikalılarla birtakım ilişkilere girdiler.” diyen Akar, Türkiye’nin ABD ile yapılan Savunma ve Ekonomik İşbirliği Anlaşmasının 1980’de imzalandığını, buna benzer bir şekilde Yunanistan’ın da 1990’da bir anlaşma imzaladığını, bu anlaşmaların belirli sürelerle yenilendiğini Yunanistan’ın 2020’de bu anlaşmayı güncellediğini ifade etti.

Akar, güncellenen anlaşmalarla birlikte Yunanistan’da eskiden 5 olan Amerikan üssü sayısının 9’a çıktığına işaret ederek, şunları kaydetti:

“Amerikaların resmi açıklamaları, burada bir LNG deposu yapacağız, yaptık diyorlar. Özellikle Güneydoğu Avrupa ülkelerinin herhangi bir şekilde Rusya’dan temin ettikleri gaz ve petrolde sıkıntı olursa, bu gazı buradan vermek suretiyle orada ihtiyacı karşılayacağız diyorlar, birinci açıklama bu. İkinci açıklama herhangi bir şekilde Rusya tarafından Avrupa ülkelerine bir saldırı halinde, bir askeri harekat söz konusu olursa oradaki askeri birliklerin lojistik ihtiyaçlarını karşılamak için de bir lojistik merkezi. İki merkezden bahsediliyor biri lojistik diğeri LNG merkezi. Bunu söylüyorlar, bunlarla ilgili biz çalışmalarımızı yapıyoruz diyorlar, izahları bu. Biz şunu söylüyoruz, bu oluşumların, bu gelişmelerin bizimle Türkiye ile kesinlikle alakası yok asla denilemez. Savunma-güvenlik de bir prensip var, bir kanun var o kanunda her şey takip ve tedbir meselesi, biz de olayları yakından takip ediyoruz.”

” Türkiye hiçbir şekilde NATO’nun açık kapı politikasına karşı değil”

İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğiyle ilgili soru üzerine Bakan Akar, Türkiye’nin NATO güvenliğinin merkezinde bir ülke olduğunu, 70 yıldan beri bütün sorumlulukları aksatmadan yerine getirdiğini bildirdi.

Türkiye’nin NATO’nun değerlerini ve sorumluluklarını paylaşan aktif ve yapıcı bir üyesi olduğunu belirten Akar, Türkiye’nin sorun teşkil etmediğini, sorun ve yük olmadığını, yük aldığını, bunun açık ve net görülmesi gerektiğini dile getirdi.

Bakan Akar, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Türkiye hiçbir şekilde NATO’nun açık kapı politikasına karşı değil. Sonuna kadar açık kapı politikasını destekliyoruz. Bizim tarafımızdan bu manada, herhangi bir engel kesinlikle söz konusu değil. NATO genişlesin ama NATO genişlerken, NATO kriterlerine, NATO ilkelerine, NATO prensiplerine göre, NATO üyesi ülkelerin her birinin hassasiyetlerine, güvenliğine halel getirmeden, onların güvenliğine saygı göstererek yapılması lazım bu genişlemenin, aksi halde bu çok önemli. Bunun dışında gelişigüzel bir büyüme, bir tesanüt değil, dayanışma değil, birlik beraberlik değil, bilakis NATO’ya olumsuz bir etki yapar, birliğimizi beraberliğimizi tehdit eder, bunu da görülmesi lazım diyoruz. Biz NATO’nun kuruluş ilkelerine bağlı olarak söylüyoruz, bu yaptığımız kritikleri de bunun içinde değerlendiriyoruz ve bunun da anlaşılmasını istiyoruz muhataplarımız tarafından.”

Bir güvenlik örgütü olan NATO’nun temel konularından birinin de terörle mücadele olduğuna dikkati çeken Akar, Türkiye’nin 40 yıldan beri 40 bin masum insanı teröre kurban verdiğini, şehitleri olduğunu, terörle mücadele eden bir ülke konumda bulunduğunu vurguladı.

Bakan Akar, şöyle devam etti:

“Siz bizim mücadele ettiğimiz teröristleri beslerseniz, bunlara bakarsanız, yedirir içirir, silah, araç, gereç, para aklama, insan devşirmelerine göz yumarsanız, onların her türlü siyasi ekonomik faaliyetlerine göz yumarsanız, bunları siz orada beslerseniz, bunlara yaptığınız desteklerin sonucunda onlar da Türkiye’ye zarar vermeye devam ederse, siz bunu nasıl izah edeceksiniz. Bunun kabul edilmesi mümkün değil. Biz diyoruz ki teröristlerin her türlüsüyle mücadele edeceğiz, teröristlere karşı olacağız, teröristlere karşı mücadelemizi sürdüreceğiz. Bu manada, birden fazla terör örgütü ile mücadele eden Türkiye ve bunu da Sayın NATO Genel Sekreteri müteaddit defalar, Türkiye’nin terörle mücadelesi, bunun desteklenmesinin lazım geldiğini, bunun hayati önemde olduğunu tekrar tekrar vurgulamışken Madrid Zirvesi’nde varılan hesap, kitap şu; iyi bir başlangıç. Fakat bu son değil. Bunun açıklığa kavuşturulması lazım, biz hiçbir şeyde tutum değiştirmedik.”

Madrid Zirvesi’nde de terörle mücadele konusunda aynı şeyleri söylediklerini aktaran Milli Savunma Bakanı Akar, “Biz dedik ki orada, siz eğer bu bizim mücadele ettiğimiz, bize zarar, ziyan veren, terör örgütü olduğundan şüphe edilmeyen, PKK’ya karşı, YPG’ye karşı, FETÖ’ye karşı ki ilk defa bu YPG ve PKK, NATO ortamlarında konuşulur hale geldi, kitap ve dergilere girdi, kayıtlara girdi, NATO kayıtları olmasa bile NATO ortamında konuşuldu, bunu sizin engellemeniz lazım, durdurmanız lazım, bunları durursanız, biz burada sizin üye olmanıza mahsur yok dedik.”

Bakan Akar, sürecin başlangıcında bir davetin söz konusu olduğunu ve “evet” dediklerini, bunun karşılığında da muhataplarının, şu yanıtı verdiğini söyledi:

“Bunları bir anda yapmamız mümkün değil, bunlar yasal düzenleme meselesi, alacağımız birtakım ekonomik, siyasi tedbirler meselesi, hukuki ve adli mesele. Bize zaman verin. Oradaki teröristlerin teslimi, vesaire dahil. Biz de tamam o zaman biz buna evet diyoruz, bu manada siz geliyorsunuz. Fakat biz ilkelerimizden vazgeçmiş değiliz. Siz bir an önce bunları tamamlayın, parlamentonuzda, bakanlıklarınızda, diğer kurumlarımızda. Türkiye Büyük Millet Meclisinin onay süreci var, o zamana kadar bunlar bitsin, eğer siz bunları tamamlamazsanız, bu verdiğiniz sözleri yerine getirmezseniz, bizim hiçbir şekilde onları onaylamamızı beklemeyin. Bizim tutumumuz bundan ibaret. Burada terör örgütü ile her türlü desteklerini kesecekler, onların orada eylem, işlem yapmalarına müsaade etmeyecekler ülkelerinde. Hukuki anlamda gerekli tedbirleri alacaklar, Türkiye’ye karşı yürüttükleri silah ambargosunu kaldıracaklar ve bu konuda ilkesel ve somut adımlar atacaklar, ondan sonra verilen sözler yerine getirilirse, gerekli onaylarımızı yapacağız. İsveç ile olan münasebetimiz bu.”

“NATO’ya kuvvet katkısında Türkiye birinci”

Bakan Akar, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin uluslararası ortamda bir özne haline geldiğine, askeri tabirle etki ve ilgi alanı olduğuna dikkati çekti.

Akar, buna bağlı olarak Türk Silahlı Kuvvetlerinin sorumluluklarının arttığını, değişen dengeler, değişen aktörler ve değişen roller çerçevesinde yeniden şekillenen dünyada kendisine düşen görevleri onur, gurur ve büyük başarıyla yerine getirdiğini anlattı.

Türkiye’nin çalışmalarıyla, dost ve kardeşlerine değil aynı zamanda bölge ve dünyanın barışına da çok önemli katkılar sağladığını ve sağlamayı sürdürdüğünü kaydeden Akar, şöyle konuştu:

“Türk Silahlı Kuvvetleri olarak bir milli olarak yaptığımız faaliyetler var, ikincisi NATO çerçevesinde, üçüncüsü Birleşmiş Milletler, daha sonra Avrupa Birliği ve daha sonra da Avrupa Güvenlik İşbirliği Teşkilatı ve ikili anlaşmalarla bazı ülkelerle, ülkemiz için büyük bir gururla büyük başarı olacak şekilde faaliyetlerimizi sürdürdük. NATO’ya kuvvet katkısında Türkiye birinci. Bunun gözden kaçmaması lazım. Harekatlara katkıda Türkiye beşinci. Asgari bütçeye katkı konusunda ise sekizinci. Bize düşen görevler her neyse bunları yaptık, yapmayı sürdürüyoruz. Bu konuda gerçekten Türkiye’nin katkılarını, dünya, bölge barışına ve NATO’nun görevini yapmasına katkılarını herkes büyük bir takdirle, büyük bir övgüyle söylüyor. Fakat bunun gereğini maalesef örneğin Türk-Yunan ilişkilerinde kullanmıyorlar. Öyle de bir farklılık var.”

Yüksek Askeri Şura 4 Ağustos’ta

Bakan Akar, gelecek hafta toplanması öngörülen Yüksek Askeri Şura’nın çalışma sürecine ilişkin şu bilgileri verdi:

“4 Ağustos Perşembe günü Yüksek Askeri Şura toplanacak. Bu toplantı bittikten sonra hemen Ağustos 2023’ün Şura çalışmaları başlıyor. Yeni yasa çerçevesinde, yeni düzenleme çerçevesinde Milli Savunma Bakanlığı koordinatörlüğünde, emir ve komutasında Genelkurmay Başkanlığı, Kara, Deniz, Hava Kuvvetleri Komutanlıkları ve onların bağlıları, tugay seviyesi dahil, bunların hepsi ve bir subayın, bir albayın, bir general ve amiralin bir yıl boyunca ve geçmişte bir yıl boyunca yaptıkları bütün faaliyetler, başarılı veya sıkıntılı durumlar dahil bunların hepsi gündeme geliyor, hepsi ama. Anketler yapılıyor. İki anketimiz var, bir genel anket bu genel ankete, tuğgeneraller, albaylar, albayları değerlendiriyor, kendi arkadaşlarını değerlendiriyorlar. Tuğgeneraller ve yukarısı da albayları değerlendiriyor. Tüm generaller ve yukarısı tuğgeneralleri, korgeneral ve yukarısı tüm generalleri, orgeneraller de korgeneral, tümgeneral, tuğgeneral ve albayları değerlendiriyor.”

Bu konuda iki anket yapıldığını, bunların birleştirildiğini ve sonuçların kendilerine geldiğini aktaran Akar, yapılan toplantılarda bunların gündemde olduğunu söyledi.

“Bunun hepsi ortaya konuluyor ve bu manada personelin değerlendirilmesi yapılıyor ve Yüksek Askeri Şura kararları belirleniyor.” diyen Akar, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Bunlar Sayın Cumhurbaşkanı’mız tarafından onaylandıktan sonra da yayınlanıyor. Şimdi bu arada bizim istihbarat birimleri dahil, mülki makamlar dahil, adli makamlar dahil, personelimizin öğrencilik hayatı dahil, münasebetleri dahil, çalışmaları dahil, denetlemeler, tatbikatlar dahil bunların hepsi toplanıyor, değerlendiriliyor ve bunların sonucunda bir karar veriliyor, dolayısıyla bu kararların gerçekten çok yönlü olduğu, kurumsal olduğu, bireysel olmadığı, herkesin katkı sağladığı ve dolayısıyla en doğruyu bulmak için de elimizden gelen gayreti gösterdiğimizi herkesin bilmesi lazım. Çünkü Türk Silahlı Kuvvetleri ülkemizin güvenliği, savunması ve bunu yönetecek olan kadroların da çok uygun insanlardan seçilmesi çok önemli bir faaliyet.”

“FETÖ, Türk Silahlı Kuvvetlerinden (TSK) tamamen temizlendi mi?” soruna Akar, “Biz 15 Temmuz’dan itibaren yani 16 Temmuz 2016’da duygu, fikir, faaliyet ve fiil olarak neredeysek bugün de aynı ciddiyet, dikkat ve hassasiyetle tüm mücadeleyi kurumsal şekilde sürdürüyoruz.” yanıtını verdi.

Akar, FETÖ’yle mücadelede ulaşılan yeni bilgi ve belgelerle ilgili süreçlerin ciddiyet ve kararlılıkla uygulandığını belirterek “Bugüne kadar 24 bin 435 FETÖ mensubu ihraç edilmiştir. Bunlardan 2 bin 754’ünün de rütbesi geri alınmıştır. Bu manada çalışmalarımız sürüyor.” bilgisini verdi.

Milli Savunma Bakanlığı (MSB) ve TSK’da FETÖ’yle mücadelede yavaşlamanın söz konusu olmadığının altını çizen Akar, şöyle devam etti:

“Son 1 yılda 2 bin 646 FETÖ mensubu ihraç edilmiştir. Adli kurumlarla, istihbarat kurumlarıyla münasebetimiz sürüyor. Ayrıca Silahlı Kuvvetler Sıralı Komutanları, bu konunun takipçisi. Onlar da herhangi bir şey buldukça, gördükçe kurumsal olarak aynı anlayışta, aynı disiplinde ve kriterle bu faaliyetimizi sürdürüyoruz. Bu kurumsal çalışma sonuna kadar devam edecek.”

“TSK, FETÖ’den temizlendikçe çok daha güçlü hale geldi”

Akar, TSK’nın FETÖ’den temizlendikçe çok daha güçlü hale geldiğini vurgulayarak 15 Temmuz 2016’dan hemen sonra Fırat Kalkanı Harekatı ile başlayan operasyonlar serisi, tatbikatlar ve çok yoğun faaliyetlerin yapıldığını aktardı.

Daha önce 2 olan komando tugayı sayısının önce 4’e daha sonra da 17’ye yükseltildiğini bildiren Akar, şu bilgileri paylaştı:

“Deniz Kuvvetlerinde zafiyet vesaire gibi dedikodular var, asla öyle söz konusu değil. Bir yılda 200 bin saat seyir yaptı gemilerimiz, bu rekor. Bir gemimiz limana, karaya dayanmadan 182 gün görev yapıyor. Bu tabii oradaki personelin büyük bir fedakarlık, büyük bir kahramanlığı. Dolayısıyla oradaki kimse yaş, baş, ben bu görevi daha önceden yapmıştım filan demeden, büyük bir azimle, büyük bir kararlılıkla vatan için, millet için yapılması gereken ne varsa arkadaşlarımız bunu büyük bir kararlılıkla yerine getirdiler. Hava Kuvvetlerimizde bugüne kadar birtakım pilotlar ayrılmış olmasına rağmen de hiçbir zafiyet söz konusu değil. Büyük bir etkinlikle pilotlarımız, ikmal personelimiz, bütün Hava Kuvvetleri personeli, istihbaratçılarımız yoğun bir şekilde bütün yurt içi yurt dışı operasyonlarımızı etkin bir şekilde desteklediler, destekliyorlar. Pilot yetiştirme faaliyetlerimiz de çok yoğun bir şekilde devam ediyor. Geçen ay bunların yine bir mezuniyet törenini yaptık. 151 yeni pilotumuzun da katılmasıyla Hava Kuvvetlerimize, Silahlı Kuvvetlerimize büyük güç kattı genç arkadaşlarımız.”

“Personelimizle ilgili yapılması gerekenleri hassasiyetle takip ediyoruz”

MSB personelinin özlük haklarına ilişkin soru üzerine Akar, muvazzaf, emekli, sivil, askeri personel, gaziler ve şehit aileleri için her türlü gayreti gösterdiklerini vurguladı.

Akar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın destekleriyle 13 Temmuz 2022’de yüksekokul mezunu astsubayların atama intibakı ve kademe düzenlemesinin yapıldığını hatırlatarak “Ayrıca diğer bazı teknik konular var, o konularda gerekli tedbirler alındı. Bu konuda şunun bilinmesini istiyorum, personelimizle ilgili yapılması gereken ne varsa bunların tamamı eksiksiz, aksaksız, ilgili birimlerimiz, komutan arkadaşlarım, bizler tarafından yakinen ve hassasiyetle takip edilmekte.” dedi.

“Türkiye’nin kişilikli ve kimlikli duruşu çok önemli”

Bakan Akar, Türkiye’nin, Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde, kişilikli ve kimlikli politikasının ve duruşunun çok önemli olduğunu dile getirdi.

Akar, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, tarihi, değerleri, coğrafyası, genç ve dinamik nüfusu, etkin ve caydırıcı ordusuyla büyük ve güçlü bir ülke olduğuna dikkati çekerek şunları söyledi:

“Özellikle son yıllarda Sayın Cumhurbaşkanı’mızın da büyük destekleriyle gelişen savunma sanayisinde ve yerlilik oranı yüzde 80’e yaklaşmışken, savunma sanayisinin, yerli ve milli savunma sanayisinin bir seçim değil, bir mecburiyet olduğunu artık hepimizin görmesi lazım. Çok şükür geldiğimiz noktada Silahlı Kuvvetlerimizin üstün teknolojiye dayalı araç, gereç, silah, mühimmatın sağlanmakta olduğunu büyük bir memnuniyetle söylemek istiyorum. Sadece kendi ihtiyaçlarımızı değil aynı zamanda dost ve kardeş ülkelerin de ihtiyaçlarını sağlar duruma geldik, bunları da yapıyoruz. SİHA/İHA’larımıza, milli gemilerimizle… Hem bunların tasarımını hem bunların imalini, ihracını yapıyoruz. Gerçekten geldiğimiz noktada çok önemli, bunun altını çizmek istiyorum.”

Bakan Akar, Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfının çalışmalarına değinerek vakfa gösterdikleri teveccüh dolayısıyla herkese saygı ve şükranlarını ifade etti.

“TSK, görevinin başında, bundan kimsenin şüphesi olmasın”

Kişilikli ve kimlikli politikayla ilgi ve etki alanı genişleyen TSK’nın, görevinin başında olduğunu ve bundan kimsenin şüphesi olmaması gerektiğini vurgulayan Akar, şunları kaydetti:

“Sultan Alparslan’dan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e kadar 1000 yıldır bize vatan olan bu toprakların bu seviyeye gelmesinde, bu toprakların vatan olmasında emeği geçen tüm devlet büyüklerimize, komutanlarımıza, tüm adı bilinen, bilinmeyen çalışanlarımıza da saygılarımı ve şükranlarımı sunuyorum. Başta Pençe-Kilit operasyonu olmak üzere şu anda mücadele eden silah arkadaşlarımızla birlikte sivil-asker, tek yumruk, tek yürek halinde karada, denizde, havada, şu anda dahi zorlu iklim arazi koşullarında fedakarlık ve kahramanlıkla, ‘Ölürsem şehit kalırsam gazi’ anlayışıyla görev yapan tüm silah ve mesai arkadaşlarıma da kazasız belasız, hayırlı, başarılı, görevler diliyorum.”

Bakan Hulusi Akar, ayrıca 100. yıl dönümü dolayısıyla 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı kutladı.

Kaynak: AA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.