Türkiye’deki devlet okulları PISA 2025’te üç ana alanda özel okulları geride bıraktı

Türkiye'deki devlet okulları PISA 2025'te üç ana alanda özel okulları geride bıraktı

Türkiye'deki devlet okulları PISA 2025'te üç ana alanda özel okulları geride bıraktı

OECD’nin açıkladığı PISA 2025 sonuçlarında, Türkiye’deki resmi okullar fen bilimlerinde 497, okumada 475 ve matematikte 464 puana ulaşarak tüm ana alanlarda özel okulları geride bıraktı.

Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) 2025 sonuçlarına göre Türkiye’de resmi okullar, fen bilimleri, okuma becerileri ve matematik alanlarının tamamında özel okulları geride bıraktı, iki okul türü arasındaki başarı farkı resmi okullar lehine artış gösterdi.

Milli Eğitim Bakanlığı Ölçme, Değerlendirme ve Sınav Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) tarafından dün açıklanan PISA 2025’te Türkiye’nin performansına yönelik rapor yayımladı.

Raporda, PISA uygulamalarında Türkiye’deki resmi ve özel okulların ana alanlarda gösterdiği performansa ilişkin veriler de paylaşıldı.

Türkiye, PISA 2025'te OECD ülkeleri arasında puanını en fazla artıran ülke oldu

Buna göre, PISA 2022 ve PISA 2025’te fen bilimleri alanında resmi okulların ortalama puanı, özel okulların ortalama puanını geçti. PISA 2025’te fen bilimleri alanında resmi okulların ortalama puanı 497 olarak gerçekleşti, buna karşılık özel okulların ortalama puanı 475 olarak hesaplandı.

 

Türkiye’deki resmi okulların fen bilimleri alanında 482 puanlık OECD ortalamasının 15 puan üzerinde performans gösterdiği, özel okulların ise OECD ortalamasının 7 puan altında kaldığı görüldü.

İnfografik : Elif Acar/AA

 

PISA 2022’de fen bilimleri alanında resmi okulların ortalama puanı 479, özel okulların ortalama puanı 465 olarak gerçekleşmişti.

İnfografik : Yasin Demirci/AA

 

Resmi okullar okuma becerilerinde de öne çıktı

Okuma becerileri alanında da resmi okulların elde ettiği ortalama puan, son iki PISA döngüsünde özel okulların elde ettiği ortalama puanı geride bıraktı.

PISA 2025’te okuma becerileri alanında resmi okulların ortalama puanı 475, özel okulların ortalama puanı ise 449 oldu.

 

Türkiye’deki resmi okulların bu alandaki performansı, 461 puanlık OECD ortalamasının 14 puan üzerinde gerçekleşti. Buna karşılık özel okullar, resmi okullara kıyasla 26 puan daha düşük performans sergiledi.

PISA 2022’de bu alanda resmi okulların ortalama puanı 458 olarak kaydedilmiş, özel okulların ortalama puanı ise 448 olmuştu.

Bilgi işlemsel problem çözmede 22 puanlık fark hesaplandı

Matematik alanında da PISA 2022 ve PISA 2025 uygulamalarında resmi okulların ortalama matematik puanı, özel okulların ortalama puanını geçti. PISA 2025’te matematik alanında resmi okulların ortalama puanı 464 olarak kaydedilirken, özel okulların ortalama puanı 444 oldu.

 

Türkiye’deki resmi okulların matematik alanında 463 puanlık OECD ortalamasının 1 puan üzerinde performans gösterdiği, özel okulların ise resmi okullara kıyasla 20 puan daha düşük bir performans sergilediği görüldü.

Resmi okullar, bu alanda PISA 2022’de 455 ortalama puan elde etmiş, özel okulların ortalama puanı ise 447 olmuştu.

Bununla birlikte PISA 2025’in bilgi işlemsel problem çözme bileşeninde de resmi okulların ortalama puanı, özel okulların ortalama puanından daha yüksek gerçekleşti. Resmi okullar ile özel okullar arasındaki puan farkı, bilgi işlemsel problem çözme bileşeninde 22 puan olarak kaydedildi.

PISA 2025’te Türkiye’deki öğrenciler “yapay zekayı sorgulamada” öne çıktı

PISA 2025 sonuçlarına göre Türkiye, öğrencilerin yapay zeka üretimi bilgiyi değerlendirme göstergesinde yüzde 68,1’lik öğrenci oranıyla, yüzde 62,6’lık Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) ortalamasının üzerinde yer aldı.

Content media

Enstitü Sosyal Genel Koordinatörü Dr. İpek Coşkun Armağan ve Haliç Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Rahmet Savaş, AA muhabirine, Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) 2025 sonuçlarında dünya ülkeleri ve Türkiye’nin gösterdiği performansa ilişkin değerlendirmede bulundu.

Armağan, temel yeterlik düzeyinin altında kalan öğrenci oranının azaldığını belirterek, PISA 2025’in Türkiye açısından olumlu okunabilecek bir başka sonucunun bu düşüş olduğunu aktardı.

Türkiye’de 2022’den 2025’e fen, okuma ve matematiğin üçünde de temel düzeyin altında kalan öğrenci oranının gerilediğini vurgulayan Armağan, “OECD genelinde ise bu göstergede ters yönde bir seyir izlendi. Öğrenme kayıplarının küresel ölçekte derinleştiği bir dönemde Türkiye’nin tersine bir yön çizmiş olması önemli bir gelişme.” dedi.

İyileşmenin özellikle fen alanında belirginleştiğini dile getiren Armağan, temel düzeyin altında kalan öğrencilerin önemli bir bölümünün tek bir alanda, özellikle matematikte zorlandığı, birden fazla alanda aynı anda temel yeterliğin altında kalan öğrencilerin oranının ise daha sınırlı olduğu bilgisini verdi.

Armağan, “Bu tablo, Türkiye’nin OECD ortalamasından önemli ölçüde ayrıştığını gösteriyor. OECD’de temel yeterlik sorunu daha çok birden fazla alanı kapsarken, Türkiye’de sorun özellikle matematik alanında yoğunlaşıyor. Dolayısıyla genel tablo olumlu olmakla birlikte, matematikte temel yeterliğe ulaşamayan öğrenci oranının OECD ortalamasının üzerinde olması, bu alana özel bir politika gündemine ihtiyaç olduğunu ortaya koyuyor.” açıklamasında bulundu.

“Yapay zeka tartışmasını ‘ne kadar kullanılıyor?’ sorusuyla sınırlamamak gerek”

PISA 2025 kapsamında ilk kez ölçülen yapay zeka kullanım pratiklerinin de Türkiye açısından dikkat çekici sonuçlar ortaya koyduğunu aktaran Armağan, şunları kaydetti:

“Öğrencilerimizin yarısından fazlası yapay zeka araçlarını en az haftada bir kez öğrenmeye yardımcı olması amacıyla kullanıyor. Bu oran OECD ortalamasının üzerinde. Daha da önemlisi, öğrencilerimizin büyük bir bölümü derslerde yapay zeka tarafından üretilen bilginin doğruluğunu sorgulamayı öğrendiğini belirtiyor. Bu göstergede de Türkiye OECD ortalamasının üzerinde yer alıyor. Bu veriler bize eğitimde yapay zeka tartışmasını yalnızca ‘Ne kadar kullanılıyor?’ sorusuyla sınırlamamak gerektiğini gösteriyor. Asıl belirleyici olan, öğrencinin yapay zekayı hangi amaçla kullandığı ve üretilen bilgiyi değerlendirme becerisine sahip olup olmadığı.”

Armağan, PISA 2025’te Türkiye’nin okuma, matematik ve fen alanlarında birlikte ilerleme kaydeden az sayıdaki ülkeden biri olduğunu anımsatarak, şöyle devam etti:

“Okuma ve fende OECD ortalamasının üzerine çıkmış, matematikte ise OECD ortalamasını yakalamış durumdayız. Temel yeterlik düzeyinin altında kalan öğrenci oranındaki düşüş de bu olumlu tabloyu destekliyor. Ancak bu sonuçların bize verdiği mesaj yalnızca bir başarı hikayesinden ibaret değil. Matematikte temel yeterlik sorunu, düzenli okula devam oranının OECD’nin gerisinde kalması ve yaklaşık her üç öğrenciden birinin en az bir alanda temel düzeye ulaşamamış olması, önümüzdeki dönemin politika gündemine ilişkin önemli ipuçları sunuyor. Bu nedenle PISA sonuçlarını sistemin nabzını tutmamıza yardımcı olan değerli bir gösterge olarak görmek gerekiyor. Tek bir döngünün verisine bakarak yön değiştirmek yerine, Türkiye’nin yıllardır devam eden yakınsama eğilimini besleyen istikrarlı, uzun vadeli ve saha verisine dayanan politikaları sürdürmek daha sağlıklı bir yaklaşım olacaktır.”

Dijital cihazlardan dikkat dağınıklığı yaşamayan öğrenci oranı yüzde 62,5

Haliç Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Rahmet Savaş ise, “Yapay zekayı haftalık en az bir kez öğrenmek için kullandığını bildiren öğrenci oranında Türkiye yüzde 52,4 ile yüzde 45,5’lik OECD ortalamasının üzerinde. Benzer şekilde, yapay zeka üretimi bilgiyi değerlendirmeyi öğrendiğini belirtenlerin oranı da Türkiye’de yüzde 68,1 ile yüzde 62,6’lık ortalamanın üzerinde.” bilgisini paylaştı.

En başarılı sistemlerin, bu alanda her zaman önde olmadığını ifade eden Savaş, “B-S-J-Z (Çin) yapay zeka kullanımında yüzde 40,7 ve özellikle üretilen bilgiyi değerlendirme becerisinde yüzde 44,6’lık oranla OECD ortalamasının belirgin şekilde altında kalıyor. Japonya da yapay zeka kullanımında yalnızca yüzde 27,4 ile en düşük sistemlerden biri. Buna karşılık Singapur yüzde 65,6 ve yüzde 81 ile bu göstergelerde açık ara önde.” açıklamasını yaptı.

Savaş, dijital cihazlardan kaynaklanan dikkat dağınıklığı yaşamadığını bildiren öğrenci oranında, Türkiye’nin yüzde 62,5 ile yüzde 39,2’lik OECD ortalamasının hayli üzerinde olduğunu belirterek, Japonya ve Kore’nin de bu oranların yüksek olduğu ülkeler arasında bulunduğunu bildirdi.

Cinsiyete göre dağılımı da değerlendiren Savaş, OECD ortalamasında kızların okumada erkeklerden 30 puan önde, erkeklerin matematikte 13 puan önde olduğunu, fen bilimlerinde ise iki cinsiyet arasında anlamlı bir fark bulunmadığını aktararak, Türkiye’deki tabloya göre fen bilimlerinde erkekler 4 puanla önde, okumada kızların 22 puanla önde, matematikte ise erkeklerin 18 puanla önde olduğunu belirtti.

“Devamsızlık oranı, önümüzdeki dönemde odaklanılması gereken temel bir alan”

Prof. Dr. Savaş, raporda “devamsızlığın azlığı” göstergesinin Kore, Singapur, Japonya gibi en başarılı sistemlerde son derece yüksek olduğunu, Türkiye’de ise bu oranın yüzde 37,2 ile OECD ortalamasının yaklaşık 29 puan altında yer aldığını vurgulayarak, puan artışına rağmen devamsızlığın OECD ülkelerine kıyasla yaygın bir sorun olarak öne çıktığını ifade etti.

PISA 2025 sonuçlarının küresel ölçekte fen bilimleri, okuma ve matematikte tarihin en düşük OECD ortalamalarının kaydedildiği, bazı köklü başarılı sistemlerin bile belirgin gerileme yaşadığı bir tabloya işaret ettiğini belirten Savaş, şunları kaydetti.

“Bu tabloda Türkiye, üç alanda birden puan artışı göstererek olumlu bir istisna oluşturuyor, ancak devamsızlık oranının OECD ortalamasının çok gerisinde kalması, önümüzdeki dönemde odaklanılması gereken temel bir alan olarak öne çıkıyor. Cinsiyet farkları, üst/alt seviye öğrenci oranları ve dijital öğrenme göstergelerindeki tablo ise Türkiye’nin genel olarak OECD ortalamasına yakın, aşırı uçlardan uzak bir profil çizdiğini ortaya koyuyor.”

PISA 2025’te Türkiye’deki öğrencilerin çevre duyarlılığı OECD ortalamasını aştı

PISA 2025 sonuçlarına göre, fen bilimleri alt ölçeği olarak ilk kez değerlendirilen “çevre bilimi” alanında 494 ortalama puanla 85 ülkenin ortalaması olan 447 ve OECD ortalaması olan 480 puanın üzerinde performans gösterdi.

İzmir ve çevre illerde "Orman Benim" kampanyası düzenlendi

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından Slovakya’nın başkenti Bratislava’da düzenlenen “PISA 2025 Bölgesel Toplantısı”yla araştırmanın sonuçları tüm dünyayla eş zamanlı açıklandı.

91 ülkenin katılımıyla yapılan Türkiye, Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) 2025 sonuçlarının açıklanmasının ardından Milli Eğitim Bakanlığı Ölçme, Değerlendirme ve Sınav Hizmetleri Genel Müdürlüğünce Türkiye’nin performansına ilişkin rapor yayımlandı. Raporda, Türkiye’deki öğrencilerin çevre bilimi alanındaki performansına ilişkin sonuçlara da yer verildi.

PISA 2025’te çevre bilimleri kapsamında çevre duyarlılığı, çevresel farkındalığı ve çevresel sorunlar karşısında harekete geçme eğilimlerini değerlendirmek amacıyla öğrencilere, iklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik, enerji kaynaklarının çevresel etkileri ve gıda güvenliği gibi konularda sorular yöneltildi.

Çevre bilimine yönelik araştırma sadece bilgisayar tabanlı değerlendirmeyle yapıldığı için Kamboçya, Tacikistan, Irak, Morityus, Ruanda ve Zambiya’ya yer verilmedi. Böylelikle çevre biliminde 85 ülke sıralandı. Ortalama puanlar 331 ila 594 arasında değişti.

Türkiye elde ettiği ortalama puanıyla OECD ortalamasının üzerinde

Çevre bilimi alanında 85 ülkenin ortalama puanı 447 olarak hesaplanırken, 38 OECD ülkesinin ortalaması 480 oldu.

Söz konusu alanda en yüksek performansı 594 puanla Çin gösterirken, bu ülkeyi 561 puanla Singapur, 539 puanla Tayvan izledi. İlgili alanda en düşük performansa sahip ülkeler ise Kosova, Guatemala ve Kenya oldu.

Türkiye ise 494 ortalama puanla hem katılımcı ülkeler hem de OECD ülkeleri ortalamasının üzerinde performans gösterdi.

68 ülke geride bırakıldı

PISA 2025’in çevre bilimine yönelik sonuçlarında Türkiye, 85 katılımcı ülke arasında 17’nci sırada yer alırken, 38 OECD ülkesi arasında ise 12’nci oldu.

Türkiye, aralarında Avusturya, Polonya, Çekya, Litvanya, Fransa, İsveç, Belçika, Hollanda, İtalya ve Almanya’nın da bulunduğu 26 OECD ülkesiyle birlikte toplam 68 ülkeyi geride bıraktı.

Türkiye’nin çevre bilimindeki performansı ayrıca Portekiz, Slovenya, İspanya, Macaristan, Lüksemburg, Danimarka, Norveç, Slovakya, Letonya, Şili, İzlanda, Kosta Rika ile Yunanistan’ın da üzerinde gerçekleşti.

Türkiye’de öğrencilerin yüzde 80’i çevre biliminde temel yeterlik düzeyinde

PISA 2025 sonuçlarına göre, öğrenciler çevre bilimine ilişkin ikinci düzey yeterliğe ve üst performans düzeyine göre de değerlendirildi.

Türkiye’deki katılımcı öğrencilerin yüzde 80’i, çevre bilimi alt ölçeğinde en az ikinci düzey yeterliğe ulaştı. Bu düzey, öğrencilerin çevreyle ilgili temel bilimsel bilgi ve becerileri kullanarak karşılaştıkları sorunları değerlendirebildikleri yeterlik düzeyini ifade ediyor. Bu oran OECD ülkelerinde yüzde 73,7, PISA’ya katılan tüm ülkelerde ise yüzde 61,1 olarak ölçüldü. Böylece Türkiye, çevre biliminde temel yeterlik düzeyine ulaşan öğrencilerin oranında hem OECD ülkeleri hem de tüm katılımcı ülkeler ortalamasının üzerinde yer aldı.

Çevre biliminde üst performans düzeyine ulaşan öğrencilerin oranı da Türkiye’de OECD ülkeleri ve tüm katılımcı ülkeler ortalamasını aştı. Türkiye’de öğrencilerin yüzde 7,9’u bu düzeyde yer alırken, söz konusu oran OECD ülkelerinde yüzde 7, tüm katılımcı ülkelerde ise yüzde 4,9 oldu.

Buna göre Türkiye’de çevre bilimi alanında hem temel yeterlikleri karşılayan hem de üst düzey performans gösteren öğrencilerin oranı uluslararası ortalamaların üzerinde gerçekleşti. Bu düzey, öğrencilerin çevresel sorunları bilimsel kanıtlara dayanarak daha karmaşık biçimde analiz edip değerlendirebildiği yeterlik düzeyini ifade ediyor.

OECD Eğitim ve Beceriler Direktörü Schleicher’dan Türkiye’nin PISA başarısına övgü

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) Eğitim ve Beceriler Direktörü Andreas Schleicher, PISA 2025 değerlendirmesinde, Türkiye’nin elde ettiği başarının, tüm dünyanın dikkatle incelemesi gereken bir başarı hikayesi olduğunu belirtti.

Content media

Milli Eğitim Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, Schleicher, Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) 2025 döngüsünde Türkiye’nin elde ettiği başarıyı tebrik etmek amacıyla bir video mesaj gönderdi.

Mesajında, Türkiye’nin öğretmenlerini ve okul yöneticilerini tebrik eden Schleicher, “OECD’nin PISA değerlendirmesinin bu son döngüsünde elde ettiğiniz başarı yalnızca Türkiye için iyi bir haber değil, tüm dünyanın dikkatle incelemesi gereken bir başarı hikayesidir.” ifadesini kullandı.

Birçok eğitim sisteminin önemli zorluklarla karşı karşıya olduğu bir dönemde, Türkiye’nin öğrenci performansı her üç alanda birden gelişim gösteren az sayıdaki ülkeden biri olarak öne çıktığını aktaran Schleicher, matematik, okuma ve fen alanlarındaki ortalama sonuçların 2022 ile 2025 arasında arttığını kaydetti.

Schleicher, alt performans düzeyindeki öğrencilerin oranının da 2015’ten bu yana belirgin şekilde azaldığını, bunun Türkiye’nin daha fazla genci yaşam boyu öğrenme ve gelecekteki fırsatlar için gereken temel becerilerle donatmadaki başarısını ortaya koyduğunu ifade etti.

Türkiye, PISA 2025'te OECD ülkeleri arasında puanını en fazla artıran ülke oldu

 

“Karşımızda gerçekten harekete geçmiş, ilerleyen bir okul sistemi var”

Elde edilen sonuçların yalnızca başarılı geçen bir yılın sonucu olmadığını vurgulayan Schleicher, “Karşımızda gerçekten harekete geçmiş, ilerleyen bir okul sistemi var.” değerlendirmesinde bulundu.

Eğitimin, bir ülkenin geleceğinin taslağını yazdığı yer olduğunu vurgulayan Schleicher, bugün Türkiye’nin sınıflarında oturan öğrencilerin gelecekte mühendis, girişimci, doktor, araştırmacı, öğretmen ve kamu görevlisi olarak ülkenin geleceğini şekillendireceğini belirtti.

İnfografik : Elif Acar/AA

Schleicher, Türkiye’nin eğitim hikayesine dair iyimser olmak için başka nedenler de bulunduğunun altını çizerek, Türkiye’deki her 10 öğrenciden 7’sinin öğretmenlerinin öğrencilerin öğrenme süreçleriyle yakından ilgilendiğini, konuyu anlayana kadar anlatmaya devam ettiğini ve en çok ihtiyaç duyduklarında ek destek sağladığını kaydetti.

Öğrencilerin 10 yıl öncesine kıyasla sınıflarında daha olumlu bir öğrenme ortamı bulunduğunu belirttiklerini ifade eden Schleicher, eğitimin sadece bilgiyi aktaran bir öğretmen ile onu alan bir öğrenci arasındaki mekanik bir alışveriş değil, insani bir süreç olduğuna dikkati çekti.

Türk öğrencilerin öğrenmeye yönelik tutumlarında da cesaret verici işaretler bulunduğunu ifade eden Schleicher, PISA verilerine göre birçok öğrencinin yeni şeyler keşfetmeye istekli olduğunu, işler zorlaştığında sebat edebildiğini ve yeteneğin çaba, geri bildirim ve pratikle geliştirilebileceğine inandığını dile getirdi.

Schleicher, merak, sebat, eylemlilik ve gelişim zihniyeti gibi niteliklerin bilginin hızla değiştiği ve yapay zekanın saniyeler içinde yanıtlar üretebildiği bir dünyada öğrenme, iş hayatı ve yaşamda başarının temel dayanakları haline geldiğini belirtti.

“Türkiye’nin en değerli doğal kaynağı sınıflardaki yetenek, hayal gücü ve potansiyeldir”

Türk öğrencilerin yapay zeka dahil dijital teknolojileri hevesle kullandıklarını gösteren PISA sonuçlarına da değinen Schleicher, bu potansiyelin farkında olan hükümetin cihaz eksikliklerini gidermeyi öncelik haline getirdiğini ve bu durumun gelecek için muazzam bir kazanıma dönüşebileceğini ifade etti.

 

Schleicher, teknoloji ile öğrenme arasındaki ilişkinin teknolojinin nasıl kullanıldığına bağlı olduğunu vurgulayarak, teknolojinin nihai amacının süreçleri kolaylaştırmak değil, öğrenenleri daha güçlü kılmak olması gerektiğini aktardı.

Ailelerin öğrenme sürecine dahil edilmesinin önemine işaret eden Schleicher, şöyle devam etti:

“Ebeveynlerin tüm soruların yanıtlarını bilmesine gerek yoktur, çocuklarının üzerinde çalıştığı soruların önemli olduğunu hissettirmeleri gerekir. Ne öğrendiklerini sormaları, dinlemeleri, cesaretlendirmeleri ve onlara tek bir temel mesajı iletmeleri yeterlidir, ‘Senin eğitimin benim için önemli.’ Bu Türkiye’nin daha ileri gidebileceği bir alandır.”

Türkiye’nin elde ettiği sonuçlar dolayısıyla eğitim camiasını tebrik eden Schleicher, Türkiye’nin önündeki fırsatın daha hızlı, daha ileriye ve her çocuğu bu yolculuğa dahil ederek yürümeye devam etmek olduğunu kaydetti.

Schleicher, “Türkiye’nin en değerli doğal kaynağı, bugün sınıflarınızda oturan yetenek, hayal gücü ve potansiyeldir.” ifadesini kullandı.

Kaynak: AA