“24 Temmuz Cuma günü cuma namazı ile birlikte Ayasofya’yı ibadete açmayı planlıyoruz”
24 Temmuz Cuma günü cuma namazı ile birlikte Ayasofya'yı ibadete açmayı planlıyoruz
Millete SesleniÅŸ konuÅŸması yapan CumhurbaÅŸkanı ErdoÄŸan, “Hazırlıkları süratle tamamlayarak 24 Temmuz 2020 Cuma günü, cuma namazı ile birlikte Ayasofya’yı ibadete açmayı planlıyoruz.”dedi.
rı tarafından alınan Ayasofya kararına saygılı olmaya davet eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Uluslararası alanda bu konuda ortaya konulan her türlü görüşü elbette anlayışla karşılarız. Ancak Ayasofya’nın hangi amaçla kullanılacağı konusu, Türkiye’nin egemenlik haklarıyla ilgilidir. Yeni bir düzenlemeyle Ayasofya’nın ibadete açılıyor olması, ülkemizin egemenlik hakkı kullanımından ibarettir. Türkiye Cumhuriyeti’nin bayrağı neyse, baÅŸkenti neyse, ezanı neyse, dili neyse, sınırları neyse, 81 vilayeti neyse, Ayasofya’nın vakfiyesine uygun ÅŸekilde camiye dönüştürülmesi hakkı da odur. Bu konuda, görüş belirtmenin ötesindeki her türlü tavrı ve ifadeyi, bağımsızlığımızın ihlali olarak kabul ederiz. Åžu anda hemen arkamda bakınız, dev bir vakfiyename vardır ve bu Fatih’in vakfiyenamesidir. Ve bu vakfiyename içerisinde ne varsa o bizim için asıldır.
Türkiye olarak, nasıl diÄŸer ülkelerdeki ibadet mekanlarıyla ilgili tasarruflara karışmıyorsak biz de tarihi ve hukuki haklarımıza sahip çıkma konusunda aynı anlayışı bekliyoruz. Üstelik bu, öyle 50-100 yıllık deÄŸil, tam 567 yıllık bir haktır. Åžayet bugün inanç odaklı bir tartışma yapılacaksa bunun konusu Ayasofya deÄŸil, dünyanın dört bir yanında her geçen gün tırmanan İslam düşmanlığı ve yabancı nefreti olmalıdır.”
Türkiye’nin kararının, sadece kendi iç hukuku ve tarihi haklarıyla ilgili olduÄŸunun altını çizen ErdoÄŸan, bu kararın arkasında duran tüm siyasi partilere ve liderlerine, sivil toplum kuruluÅŸlarına, milletin her bir ferdine teÅŸekkür etti.
“Türk tarihinin en ÅŸanlı sayfaları arasında”
İstanbul’un fethi ve Ayasofya’nın cami haline dönüştürülmesi hadisesinin, Türk tarihinin en ÅŸanlı sayfaları arasında yer aldığını belirten ErdoÄŸan, sözlerine şöyle devam etti:
“Uzun bir kuÅŸatmanın ardından 29 Mayıs 1453 tarihinde İstanbul’u fethederek ÅŸehre giren Fatih Sultan Mehmet Han, doÄŸrudan Ayasofya’ya yönelir. Bizans halkı, korku ve merakla Ayasofya’da akıbetlerini beklemektedir. Fatih, kendisini karşılayan halka, hayatları ve hürriyetleri konusunda teminat vererek, Ayasofya’ya girer. İstanbul’un Fatihi, fetih sembolü olarak sancağını Ayasofya’nın ortasındaki mihrabın bulunduÄŸu yere diker, kubbeye doÄŸru bir ok fırlatır, ilk ezanı da kendisi okur. Böylece, fethini tescillemiÅŸ olur. Ardından, mabedin uygun bir köşesinde şükür secdesi yaparak iki rekat namaz kılar. Bu davranışıyla da Ayasofya’yı camiye çevirdiÄŸini gösterir.”
Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’un incisi bu ulu mabedi zemininden çatısına büyük bir titizlikle incelediÄŸini ve tarihçilerin yazdığına göre, yapının harap görüntüsü karşısında “Örümcek Kayser’in sarayında perdekarlık yapıyor, baykuÅŸ Efrasiyab’ın burcunda nöbet tutuyor.” beyitini söylediÄŸini anlatan ErdoÄŸan, “Evet, Fatih Sultan Mehmet Han, iÅŸte böylesine harap, bitap, periÅŸan bir İstanbul ve Ayasofya devralmıştır.” dedi.
Fatih Sultan Mehmet’in teslim aldığı Ayasofya’nın, daha önce aynı yere yapılan ilk iki kilise kargaÅŸa dönemlerinde yakılıp yıkıldığı için, üçüncü defa inÅŸa edilmiÅŸ bir eser olduÄŸunu belirten ErdoÄŸan, fethin ardından üç günlük hummalı bir çalışmayla ilk cuma namazı için Ayasofya’nın ibadete hazır hale getirildiÄŸini anlattı.
Devlet erkanı ve askeriyle beraber camiye giren Fatih Sultan Mehmet’in, burada kubbeleri çınlatan tekbirler ve salavatlarla karşılandığını, Ayasofya’daki ilk cumanın hutbesini irad ettiÄŸini aktaran ErdoÄŸan, namazı da hocası AkÅŸemsettin Hazretlerinin kıldırdığını belirtti.
“Gençlik yıllarımızdan beri kalbimizde bir Ayasofya sevgisi vardır”
ErdoÄŸan, Fatih Sultan Mehmet’in, diÄŸer Hıristiyan mezhepleri tarafından dışlanan Ortodoks Kilisesi’ni de himayesi altına alarak geliÅŸmesini saÄŸladığını söyledi.
Bu ulu mabedin kubbeleri ve duvarlarının, o günden itibaren 481 yıl boyunca ezanlarla, salalarla, tekbirlerle, salavatlarla, hatmi ÅŸeriflerle, mevlid-i ÅŸeriflerle çınladığını dile getiren ErdoÄŸan, asırlarca yaÅŸadığı depremlerden, yangınlardan, yaÄŸmalardan ve bakımsızlıktan dolayı harap vaziyette olan İstanbul’un, fetihle birlikte yeniden ayaÄŸa kaldırıldığını, bu sürecin sembolünün de Ayasofya olduÄŸunu ifade etti.
Fatih Sultan Mehmet Han’dan itibaren her padiÅŸahın, İstanbul’u ve Ayasofya’yı daha da güzelleÅŸtirmenin gayreti içinde olduÄŸunu belirten ErdoÄŸan, ÅŸehrin Ulu Camisi olarak belirlenen Ayasofya’nın, zaman içinde etrafına ilave edilen yapılarıyla, tam tekmil bir külliye haline dönüştürüldüğünü ve asırlarca müminlere hizmet verdiÄŸini bildirdi.
Neredeyse takip eden her asırda büyük onarımlara tabi tutulan, eklemelerle daha da güzelleÅŸtirilen Ayasofya’ya, milletin hep gözbebeÄŸi gibi baktığını dile getiren ErdoÄŸan, “Öyle ki, ‘Tanrı’nın Hikmeti’ anlamına gelen orijinal ismini deÄŸiÅŸtirmeye dahi teÅŸebbüs etmemiÅŸtir. Görüldüğü gibi, köhne bir devletin çöküntüsü altında yıkılmak üzere olan bu mabed, ecdadımız tarafından sadece camiye dönüştürülmekle kalmamış, aynı zamanda ihya ve i’la edilmiÅŸtir.” dedi.
Bunun için Ayasofya’nın her devirde bu milletin tüm fertlerinin gönlünde ayrı bir yeri olduÄŸunu ifade eden ErdoÄŸan, ÅŸunları kaydetti:
“Bizim de gençlik yıllarımızdan beri kalbimizde bir Ayasofya sevgisi vardır. Bu mabedi, kültür hazinesi kimliÄŸine halel getirmeden, vakfiyesine uygun ÅŸekilde yeniden ibadete açarak milletimize önemli bir hizmet verdiÄŸimize inanıyoruz.
Milletimiz için fetih ‘Cihad-ı Asgar’ hükmünde iken, asıl ‘Cihad-ı Ekber’ imar, inÅŸa ve hayrat faaliyetleriydi. DoÄŸu Roma döneminde Ayasofya inÅŸa edilirken Mısır’dan İzmir’e, Suriye’den Balıkesir’e kadar imparatorluÄŸun dört bir yanından malzeme taşınmıştı. Fatih ve ardından gelen padiÅŸahlar, Anadolu’nun ve Rumeli’nin her yerinden zanaat erbabını İstanbul’a getirerek hem Ayasofya’yı, hem ÅŸehri adeta yeni baÅŸtan imar ve inÅŸa ettirdiler. Bunu yaparken de devraldıkları mirastan azami derecede faydalandılar. Mesela Fatih, Ayasofya’nın içindeki sabit mozaikleri korumuÅŸ, sadece taşınır heykelleri yapıdan çıkarttırmıştır.
Asırlar boyunca yerinde kalan mozaikler, daha sonraki onarımlar sırasında peyderpey kapatılmış, böylece dış etkilere karşı korunması ve bugünlere gelmesi temin edilmiÅŸtir. Esasen farklı inançların mensuplarına hoÅŸgörüyle bakmak, dinimizin özünde varolan bir yaklaşımdır. Peygamber Efendimiz, tebliÄŸini sürdürürken, Müslümanlara saldırmayan ve bozgunculuk yapmayan diÄŸer dinlerden topluluklara herhangi bir müdahalede bulunmamıştır. Hazreti Ömer de Kudüs’ü aldığında, ÅŸehirdeki Hıristiyanları ve Musevileri, hakları ve ibadethaneleriyle koruması altına almıştır. Ecdadın kurduÄŸu tüm devletler gibi Osmanlı’nın yöneticileri de aynı yolu izlemiÅŸtir. Fatih’in ve ardından gelenlerin İstanbul’da yaptıkları da bu kadim geleneÄŸi takip etmekten ibarettir.”
ErdoÄŸan konuÅŸmasında, medeniyet tarihinin en önemli isimlerinden olan Mimar Sinan’ın, Ayasofya’ya en çok katkı yapan kiÅŸilerin başında geldiÄŸini belirtti.
Ayasofya Camisi’nin, mihrabı, minberi, kürsüsü, minareleri, hünkar mahfili, levhaları, nakışları, ÅŸamdanları, halıları, ÅŸadırvanı ve diÄŸer tüm unsurlarıyla 481 yılda bu hale geldiÄŸini bildiren CumhurbaÅŸkanı ErdoÄŸan, “Tarih boyunca hep İstanbul’un en kalabalık cemaatlerinin toplandığı Ayasofya, teravih, Kadir Gecesi ve bayram gibi müstesna günlerde gerçekten çok göz alıcı manzaraların yaÅŸandığı bir yer olmuÅŸtur. Dolayısıyla, Türk milletinin Ayasofya üzerindeki hakkı, yaklaşık 1500 yıl önce bu eseri ilk inÅŸa edenlerden daha az deÄŸildir. Tam tersine yaptığı katkılar ve güçlü sahipleniÅŸi itibarıyla milletimizin, bugün insanlık mirasının en önemli eserleri arasında gösterilen Ayasofya üzerindeki hakkı daha fazladır.” deÄŸerlendirmesini yaptı.
İstanbul’un, fetihle beraber Müslüman, Hristiyan ve Musevilerin barış ve huzur içinde bir arada yaÅŸadığı bir ÅŸehir haline geldiÄŸine dikkati çeken CumhurbaÅŸkanı ErdoÄŸan, şöyle devam etti:
“Tarih, fethettiÄŸimiz her yerde refahı, güveni, huzuru ve hoÅŸgörüyü hakim kılmak için verdiÄŸimiz büyük mücadelelerin ÅŸahididir. Bugün de ülkemizin her köşesindeki camilerimiz yanında her inanca ait binlerce tarihi mabet vardır. Ayrıca, cemaati olan her yerde kiliseler ve havralar faaliyet göstermektedir. Halen ülkemizde ibadete açık 435 kilise, sinagog ve havra bulunuyor. BaÅŸka coÄŸrafyalarda benzerine rastlayamayacağımız bu manzara bizim farklılıklarımızı zenginlik olarak gören anlayışımızın bir tezahürüdür. Buna raÄŸmen millet olarak, yakın tarihimizde dahi bunun tam tersi örneklerle karşılaÅŸmaktan kurtulamadık. Osmanlı’nın çekilmek zorunda kaldığı DoÄŸu Avrupa ve Balkan coÄŸrafyasında, ecdadın asırlar boyunca inÅŸa ettiÄŸi eserlerden pek azı hala ayaktadır. ‘Su-i misal, emsal olmaz’ sözünden hareketle, bu kötü örneklerin hiçbirini dikkate almıyor, kendi medeniyetimizin inÅŸa ve ihya üzerine kurulu duruÅŸunu kararlılıkla koruyoruz.”
“Ayasofya tartışmalarının yaklaşık bir asırlık geçmiÅŸi vardır”
Bugün yeniden ibadete açılması kararı vesilesiyle bir kez daha dikkatlerin üzerinde toplandığı Ayasofya tartışmalarının yaklaşık bir asırlık geçmiÅŸi olduÄŸuna vurgu yapan CumhurbaÅŸkanı ErdoÄŸan, Anadolu’nun ve İstanbul’un iÅŸgal yıllarında da Ayasofya’nın kiliseye çevrilmesi tartışmalarının yaÅŸandığını hatırlattı.
Bu niyetin ilk adımı olarak, Ayasofya’nın kapısına tam teçhizatlı bir iÅŸgal birliÄŸinin dayandığını ifade eden CumhurbaÅŸkanı ErdoÄŸan, birliÄŸin başındaki Fransız komutanın, Ayasofya’da görevli Osmanlı subayına, “kendilerinin buraya yerleÅŸeceklerini, bunun için Türk askerinin camiyi boÅŸaltması gerektiÄŸini” söylediÄŸini aktardı.
Askerleriyle Ayasofya’yı koruyan Binbaşı Tevfik Bey’in, onlara, “Buraya giremezsiniz ve giremeyeceksiniz. Çünkü burası bizim mabedimizdir. Åžayet, cebren girmeye teÅŸebbüs edecek olursanız, size ilk cevabı ÅŸu ağır makinalılar, sonra da caminin dört köşesine yerleÅŸtirdiÄŸimiz tahrip kalıpları verecektir. Ayasofya’nın üzerinize yıkılmasını göze alabiliyorsanız, buyurun girmeyi deneyin.” cevabını verdiÄŸini belirten ErdoÄŸan, Tevfik Bey’in böylece iÅŸgalcilerin Ayasofya’yı ele geçirme ümitlerini boÅŸa çıkardığını anlattı.
Ayasofya’ya yabancı ilgisinin, daha sonraki yıllarda, mozaik tamiri gibi bahanelerle sürdüğünü ifade eden CumhurbaÅŸkanı ErdoÄŸan, bu sırada tek parti dönemi hükümetinin, çıkardığı bir kararnameyle, “camilerin birbirine uzaklığının en az 500 metre olması gerektiÄŸi” kuralını getirerek Ayasofya’yı ibadete kapattığını kaydetti.
Bir süre sonra da 1 Åžubat 1935 tarihinde Ayasofya’nın müze olarak ilan edilip ziyarete açıldığını dile getiren ErdoÄŸan, şöyle konuÅŸtu:
“İbadete kapalı bulunduÄŸu yıllar boyunca ecdat yadigarı bu eser, büyük bir tarih kıyımına maruz kalır. Caminin bitiÅŸiÄŸindeki, İstanbul’daki ilk Osmanlı üniversitesi olan ve Fatih tarafından inÅŸa ettirilen Ayasofya Medresesi, sebepsiz yere yıkılarak ortadan kaldırılır. Ayasofya’nın zemininde serili nadide halılar kesilerek saÄŸa sola dağıtılır. Antika ÅŸamdanlar eritilmek üzere dökümhaneye götürülür. Halen yerinde duran ÅŸaheser levhalar ise çok büyük oldukları için kapıdan çıkarılamaz ve mecburen depoya kaldırılır. Bu levhalar daha sonra Demokrat Parti devrinde tekrar yerlerine asıldı. Ayasofya’nın uÄŸradığı tahribat bunlarla sınırlı kalmaz. Cami olduÄŸu devirlerden hiçbir eser kalmasın isteyenler, az kalsın Ayasofya’nın minarelerini dahi yıktıracaklardı. Nitekim, Sultan İkinci Bayezid döneminde camiye çevrilen Küçük Ayasofya’nın minaresi, hukuki hiçbir dayanağı olmadan bir gecede yerle yeksan edilir. Sıranın Ayasofya’ya geldiÄŸini gören tarihçi, gazeteci ve müzeci İbrahim Hakkı Konyalı hemen bir rapor yazar ve neÅŸreder. Merhum Konyalı’nın raporunda, ‘Bu minareler kubbenin desteÄŸidir, eÄŸer minareler yıkılırsa Ayasofya da yıkılır’ dendiÄŸi için mecburen yıkımdan vazgeçilir.”
“Pek çok caminin, medresenin başına da benzer felaketler gelmiÅŸtir”
Aynı dönemde Türkiye’nin dört bir yanında pek çok caminin, medresenin, ecdat yadigarı eserin başına benzer felaketler geldiÄŸini hatırlatan CumhurbaÅŸkanı ErdoÄŸan, “Esasen, tek parti döneminde alınan bu karar, tarihe ihanet olmanın yanında hukuka da aykırıydı. Çünkü Ayasofya ne devletin ne de herhangi bir kurumun malı deÄŸil, vakıf mülküdür.” dedi.
Erdoğan, şöyle devam etti:
“Fatih İstanbul’u fethettiÄŸinde, Roma İmparatoru unvanını da almış ve dolayısıyla Bizans hanedanı üzerine kayıtlı bulunan tüm emlake sahip olmuÅŸtur. İşte bu hukuka istinaden, Ayasofya da, Fatih’in ve onun kurduÄŸu vakfın üzerine tapulanmıştır. Cumhuriyet döneminde bu tapu senedinin yeni harflerle hazırlanmış resmi bir sureti de çıkarılarak hukuki statüsü tescillenmiÅŸtir. Ayasofya Fatih’in tapulu mülkü olmasaydı, hukuken burayı vakfetme hakkı da bulunmazdı. Fatih Sultan Mehmet Han, Ayasofya’yı da içeren 1 Haziran 1453 tarihli yüzlerce sayfalık vakfiyesinin bir yerinde aynen ÅŸunları söylüyor. ‘Kim bu Ayasofya’yı camiye dönüştüren vakfiyemi deÄŸiÅŸtirir, bir maddesini tebdil eder, onu iptal veya tedile koÅŸarsa, fasit veya fasık bir teville veya herhangi bir dalavereyle Ayasofya Camisi’nin vakıf hükmünü yürürlükten kaldırmaya kastederse, aslını deÄŸiÅŸtirir, füruuna itiraz eder ve bunları yapanlara yol gösterir, yardım ederse, kanunsuz olarak onda tasarruf yapmaya kalkar, camilikten çıkarır ve sahte evrak düzenleyerek mütevellilik hakkı gibi ÅŸeyler isterse, yahut onu kendi batıl defterine kaydeder veya yalandan kendi hesabına geçirirse huzurunuzda ifade ediyorum ki en büyük haramı iÅŸlemiÅŸ ve günahı kazanmış olur.
Bu vakfiyeyi kim deÄŸiÅŸtirirse, Allah’ın, Peygamber’in, meleklerin, bütün yöneticilerin ve dahi bütün Müslümanların ebediyen laneti onun ve onların üzerine olsun. Azapları hafiflemesin, haÅŸr gününde yüzlerine bakılmasın. Kim bunları iÅŸittikten sonra hala bu deÄŸiÅŸtirme iÅŸine devam ederse, günahı onu deÄŸiÅŸtirene ait olacaktır. Allah’ın azabı onlaradır. Allah iÅŸitendir, bilendir.’ Evet, bugün alınan karar, aynı zamanda Fatih’in iÅŸte bu ağır bedduasından kurtulmamızı saÄŸlamıştır. Gerçi, aynı zihniyet bugün de bırakınız Ayasofya’nın hüznünü gidermeyi, İstanbul’un en gözde camisi Sultan Ahmet’i müzeye dönüştürmeyi teklif edebilmektedir. Bu zihniyet geçmiÅŸte, Sultan Ahmet Camisi’ni resim galerisi, Yıldız Sarayı’nı kumarhane, Ayasofya’yı caz kulübü olarak kullanmayı da düşünmüş, hatta bir kısmını gerçekleÅŸtirmiÅŸti.”
Her dönemde olduÄŸu gibi bugün de bu bakış açısının, çaÄŸdaÅŸlık kisvesi altında çaÄŸ dışı bir anlayışın tezahürü olduÄŸunu söyleyen ErdoÄŸan, “Vatikan’ın müze haline dönüştürülerek ibadete kapatılmasını talep etmekle Ayasofya’nın müze olarak kalmasında ısrarcı olmak, aynı mantığın ürünüdür. Bunun bir adım sonrası, insanlığın en eski mabedi olan Kabe’nin ve yine kadim mabed Mescid-i Aksa’nın da müzeye dönüştürülmesi isteÄŸidir. Rabbim ülkemizi ve insanlığı, bu zihniyetten ilelebet muhafaza eylesin diyorum. Rabbim bir daha bu milleti deÄŸerlerine düşmanlık edenlerle sınamasın diyorum.” diye konuÅŸtu.
Erdoğan, bazı eserlerin milletlerin ve devletlerin sembolü olduğunu söyledi.
Yahya Kemal’in 1922’de yazdığı bir makaledeki, “Bu devletin iki manevi temeli vardır, Fatih’in Ayasofya minaresinden okuttuÄŸu ezan ki hala okunuyor. Selim’in Hırka-i Saadet önünde okuttuÄŸu Kur’an ki hala okunuyor.” ifadelerini hatırlatan ErdoÄŸan, “Yine Yahya Kemal’in ifadesiyle Ayasofya’nın milletimiz için anlamı ÅŸu ÅŸekildedir; ‘Bir zamanlar hendeseden abide zannettimdi, kubben altında bu cumhura bakarken ÅŸimdi, senelerden beri rüyada görüp özlediÄŸim cedlerin maÄŸfiret iklimine girmiÅŸ gibiyim.’ Åžairin ‘cedlerin maÄŸfiret iklimi’ olarak tarif ettiÄŸi bu mabed, maalesef, uzunca bir süre ezan ve Kur’an sesinden mahrum kalmıştır. Önce 1980’de, ardından 1991’de Ayasofya’nın hünkar mahfili ibadete açılmışsa da ana yapısı itibarıyla bu mabedin boynu hep bükük kalmaya devam etmiÅŸtir.” deÄŸerlendirmesinde bulundu.
ErdoÄŸan, fikir ve sanat insanlarının hemen hepsinin Ayasofya’nın öksüzlüğü konusunu yazılarında, konuÅŸmalarında dile getirdiÄŸini vurguladı.
Necip Fazıl Kısakürek’in, “Türk’ün bu vatanda kalıp kalmayacağından şüphe edenler, Ayasofya’nın da açılıp açılmayacağından şüphe eder” diyerek, bu konudaki inancını ortaya koyduÄŸuna iÅŸaret eden ErdoÄŸan, bir konferansta da bu konuya deÄŸinen Necip Fazıl Kısakürek’in, “Ayasofya açılmalıdır, Türk’ün kapalı bahtıyla beraber açılmalıdır.” çaÄŸrısına bugün cevap verildiÄŸini dile getirdi.
ErdoÄŸan, Nazım Hikmet’in İstanbul’un fethini ve Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesini anlattığı ÅŸiirinin, “İslam’ın beklediÄŸi en ÅŸerefli gündür bu / Rum Konstantiniyye’si oldu Türk İstanbul’u / Cihana karşı koyan bir ordunun sahibi, Türk’ün padiÅŸahı, bir gök yarılır gibi / Girdi, Edirnekapı’dan kır atın üstünde / Fethetti İstanbul’u sekiz hafta üç günde / O ne mutlu, mübarek bir kuluymuÅŸ Allah’ın / Belde-i Tayyibe’yi fetheden padiÅŸahın / Hak yerine getirdi en büyük niyazını / Kıldı Ayasofya’da ikindi namazını.” ÅŸeklindeki dizelerini okudu.
“Hamdolsun, iÅŸte o yarınlara kavuÅŸtuk”
Tarihçi ve ÅŸair Nihal Atsız’a, “Dünyaya bir daha gelseniz, ne olmak isterdiniz?” diye sorulduÄŸunda, “Ayasofya’ya imam olmak isterdim” cevabını verdiÄŸini aktaran ErdoÄŸan, dünya çapındaki tarihçi Halil İnalcık’ın da “Batı, İstanbul’un fethini ve Ayasofya’yı hiç unutmadı” derken, aslında bu konunun siyaset üstü bir mesele olduÄŸunu anlatmaya çalıştığını belirtti.
ErdoÄŸan, edebiyatın zirve isimlerinden Peyami Safa’nın ise “Ayasofya’nın müze haline getirilmesi, Hıristiyanlığın İstanbul üzerindeki emellerini bertaraf etmemiÅŸ, bilakis cesaretini artırmış, kışkırtmış ve azdırmıştır.” dediÄŸine dikkati çekti.
CumhurbaÅŸkanı ErdoÄŸan, Osman Yüksel Serdengeçti’nin idamla yargılanmasına sebep olan Ayasofya baÅŸlıklı yazısının son satırlarındaki “Ayasofya, ey muhteÅŸem mabet. Merak etme, Fatih’in torunları bütün putları devirip seni camiye çevirecekler. GözyaÅŸlarıyla abdest alıp secdelere kapanacaklar. Tehlil ve tekbir sadaları boÅŸ kubbelerini yeniden dolduracak, ikinci bir fetih olacak. Ozanlar bunun destanını yazacaklar, ezanlar ilanını yapacaklar. Sessiz ve öksüz minarelerden yükselen tekbir sesleri fezaları yeniden inletecek. Åžerefelerin yine Allah’ın ve Hazreti Muhammed’in ÅŸerefine ışıl ışıl yanacak. Bütün dünya Fatih dirildi sanacak. Bu olacak Ayasofya, bu olacak. İkinci bir fetih yeni bir ba’sü ba’del-mevt. Bu muhakkak. Bugünler yakın. Belki yarın, belki yarından da yakın.” ifadelerini okudu.
“Hamdolsun, iÅŸte o yarınlara kavuÅŸtuk” ifadesini kullanan ErdoÄŸan, Ayasofya’nın mahzunluÄŸu konusundaki en çarpıcı ÅŸiirlerden birinin de Arif Nihat Asya’ya ait olduÄŸunu söyledi.
“Ayasofya’nın diriliÅŸi, Mescid-i Aksa’nın özgürlüğe kavuÅŸmasının habercisidir”
“Ulu mabed, neye hicrana büründün böyle / Fatih’in devrini bir nebzecik olsa söyle / BeÅŸ vakit loÅŸluÄŸunda saf saftık / Davetin vardı dün ezanlarda / Seni ey mabedim utansınlar /Kapayanlar da, açmayanlar da.” dizelerini okuyan ErdoÄŸan, “Bugün Türkiye, iÅŸte böyle bir utançtan kurtulmuÅŸtur.” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:
“Bugün Ayasofya, inÅŸa edildiÄŸi tarihten itibaren defalarca ÅŸahit olduÄŸu yeniden diriliÅŸlerinden birini yaşıyor. Ayasofya’nın diriliÅŸi, Mescid-i Aksa’nın özgürlüğe kavuÅŸmasının habercisidir. Ayasofya’nın diriliÅŸi, dünyanın dört bir yanındaki Müslümanların fetret devrinden çıkış iradesinin ayak sesidir. Ayasofya’nın diriliÅŸi, sadece Müslümanların deÄŸil, onlarla birlikte tüm mazlumların, maÄŸdurların, ezilmiÅŸlerin, sömürülmüşlerin umut ateÅŸinin yeniden alevleniÅŸidir. Ayasofya’nın diriliÅŸi, Türk milleti, Müslümanlar ve tüm insanlık olarak dünyaya söyleyecek yeni sözlerimiz olduÄŸunun ifadesidir. Ayasofya’nın diriliÅŸi, Bedir’den Malazgirt’e, NiÄŸbolu’dan Çanakkale’ye kadar tarihimizin tüm atılım dönemlerini yeniden hatırlayışımızın adıdır. Ayasofya’nın diriliÅŸi, ÅŸehitlerimizin ve gazilerimizin emanetlerine gerekirse canımız pahasına sahip çıkma kararlılığımızın remzidir.”
“GecikmiÅŸ bir yeniden silkiniÅŸtir”
Ayasofya’nın diriliÅŸinin, Buhara’dan Endülüs’e kadar medeniyetin tüm sembol ÅŸehirlerine verilen bir gönül selamı olduÄŸunu ifade eden ErdoÄŸan, “Ayasofya’nın diriliÅŸi, Alparslan’dan Fatih’e ve Abdülhamit’e kadar ecdadın tamamına vefamızın gereÄŸidir. Ayasofya’nın diriliÅŸi, Fatih’in fetih ruhunu ÅŸad etme yanında, AkÅŸemsettin’in maneviyatını, Mimar Sinan’ın estetiÄŸini ve zevkini de yeniden gönlümüzde canlandırmaktır. Ayasofya’nın diriliÅŸi, insanlığın özlemle beklediÄŸi temeli adalet, vicdan, ahlak, tevhid ve kardeÅŸlik olan medeniyet güneÅŸimizin yeniden yükseliÅŸinin sembolüdür.” diye konuÅŸtu.
“Ayasofya’nın diriliÅŸi, bu mabedin kapılarındaki zincirler yanında, topyekün gönüllerdeki ve ayaklardaki prangaların da kırılıp atılmasıdır.” sözlerine yer veren ErdoÄŸan, ÅŸunları kaydetti:
“Ezanın aslına döndürülmesinden 70 yıl sonra Fatih’in emaneti Ayasofya’nın da cami olarak hizmete girmesi, gecikmiÅŸ bir yeniden silkiniÅŸtir. Bu tablo, İslam coÄŸrafyasının dört bir yanındaki sembol deÄŸerlerimize yapılan hoyratça saldırılara verilmiÅŸ en güzel cevaptır. Türkiye, son dönemde attığı her adımla, artık zamanın ve mekanın nesnesi deÄŸil öznesi olduÄŸunu göstermektedir.
Millet olarak verdiÄŸimiz tarihi mücadeleyle, temsilcisi olduÄŸumuz medeniyetin aydınlık geleceÄŸi için maziden atiye tüm insanlığı kucaklayan bir köprü kuruyoruz. İnÅŸallah bu kutlu yolda yürümeye, durmadan, duraksamadan, yılmadan, azimle, fedakarlıkla, kararlılıkla, menzile ulaÅŸana kadar devam edeceÄŸiz. Bir kez daha Ayasofya’nın yeniden camiye dönmesini saÄŸlayan yargı kararı ve CumhurbaÅŸkanlığı düzenlemesinin hayırlı olmasını diliyorum. Ayasofya’yı insanlığın ortak kültürel mirası vasfını koruyarak cami olarak ibadete açacağımızın altını da tekrar çiziyorum.”
Kaynak: AA
