KKTC Cumhurbaşkanı Tatar: Müzakere sürecinde artık alternatif çözüm modelleri masaya getirilmeli

KKTC Cumhurbaşkanı Tatar Müzakere sürecinde artık alternatif çözüm modelleri masaya getirilmeli

KKTC Cumhurbaşkanı Tatar Müzakere sürecinde artık alternatif çözüm modelleri masaya getirilmeli

KKTC Cumhurbaşkanı Tatar, müzakere sürecine dair, artık alternatif çözüm modellerinin masaya getirilmesi gerektiğini söyledi.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) CumhurbaÅŸkanı Ersin Tatar, CumhurbaÅŸkanlığı görevi için cuma günü KKTC Cumhuriyet Meclisinde yemin etmesinin ardından ilk röportajını CumhurbaÅŸkanlığı Sarayı’nda Anadolu Ajansına (AA) verdi.

Tatar, Kıbrıs müzakereleri, Türkiye ile iliÅŸkiler, DoÄŸu Akdeniz’deki hidrokarbon kaynakları, KKTC’nin tanıtılması, Avrupa BirliÄŸi (AB) ile iliÅŸkiler ve görev süresi boyunca hayata geçirmeyi planladığı politikalarla ilgili AA muhabirinin sorularını yanıtladı.

“Müzakere masasına getirmek için mücadele vereceÄŸim”

Cumhurbaşkanı olarak dün göreve başladınız? Ajandanızda hangi konular var ve hangilerine öncelik vermeyi planlıyorsunuz?

Ben, halkın CumhurbaÅŸkanıyım. Bütün halkın CumhurbaÅŸkanı olarak her kesimi kucaklayıcı, birlik, beraberlik, toplumsal uzlaşı ve mutabakat anlayışıyla çalışmalarımı sürdürmek istiyorum. Bizdeki CumhurbaÅŸkanlığı makamı, yıllardır yurt dışındaki müzakere sürecine endekslenmiÅŸ durumda. Ben bunu deÄŸiÅŸtirmek istiyorum. Ekonomi, sosyal ve spor konularında KKTC ile Kıbrıs Türk halkının bütün dünyaya bir kez daha tanıtılmasında, amaçlarımızın ve hedeflerimizin anlatılmasında yoÄŸun çaba içerisinde olacağım. Dünyanın çeÅŸitli yerlerinde çok sayıda Kıbrıslı Türk vatandaÅŸlarımız vardır. Bu kiÅŸilere daha fazla sahip çıkma, baÄŸlarımızı daha fazla güçlendirme ve öz vatanları KKTC’ye onların da daha yakın ilgi göstermelerini ve buraya daha fazla gelip gitmeleri, belki yerleÅŸmelerini temin etmek için çalışmalar yapacağım.

Türkiye ile iliÅŸkilerimizi de çok önemsiyorum. Hem devletten devlete hem de kader ve gönül birliÄŸi içerisinde KKTC ile Türkiye halkını daha da yakınlaÅŸtırmak ve aramızdaki baÄŸların daha da güçlendirilmesi için çalışmalar içerisinde olacağım. Kıbrıs konusunda da söylediklerim ve iddialarım vardır. Artık 52 yıldır sürdürülen bu müzakere süreçlerinden herhangi bir netice alınamadı çünkü Rum tarafının niyeti açık ve nettir. Son olarak, Crans Montana’da Sayın Akıncı’nın (KKTC’nin 4. CumhurbaÅŸkanı) katıldığı toplantılarda, Türk tarafının her türlü iyi niyetine raÄŸmen karşı taraftan bir iyi niyet göstergesi gelmemesi ve dolayısıyla bu ÅŸekilde bir sürecin artık kimseye fayda saÄŸlamayacağı noktasıyla, Türkiye’nin de bizle örtüşen düşünceleri ve beklentileriyle, artık alternatif çözüm modellerinin masaya getirilmesi lazım. Egemen eÅŸitlik temelinde, yan yana yaÅŸayan iki devlet ve o devletlerin iÅŸ birliÄŸini daha fazla müzakere masasına getirmek için mücadele vereceÄŸim.

Seçim kampanyanız boyunca 52 yıldır görüşülen “federasyon tezi” yerine “egemen eÅŸitlik temelinde iki devletli çözümü konuÅŸacağım” ifadelerini kullanmıştınız. Bu konuda Türkiye’den de bazı açıklamalar yapılmıştı. Rum kesimi ve uluslararası toplumun sizi ikna etmesi için ÅŸartlarınız ne olacak?

İki devletli çözüm, esas itibarıyla doÄŸru olandır çünkü gerçek budur. Åžu anda Kıbrıs’ta iki devlet vardır. Bu yapıyı isteseler de deÄŸiÅŸtiremezler, hiçbir güç de bu yapının deÄŸiÅŸmesine imkan tanımaz. Türkiye, bizim ana vatanımızdır, onun garantörlüğünde bu günlere geldik. Özellikle DoÄŸu Akdeniz’de bütün bu zenginliklerin olduÄŸunu ve bu süreçte uluslararası aktörlerin de pozisyon alma noktasında verdikleri mücadeleyi görüyoruz. Hiç burayla alakalı olmayan milletler buralarda üs almaya, buralarda parselleri paylaÅŸtırmaya çalışıyor ve Rum-Yunan ikilisiyle çeÅŸitli oyunlara giriyor.

Dolayısıyla biz, DoÄŸu Akdeniz’deki geliÅŸmelerin de bu kadar önemli olduÄŸu bir noktada asla taviz vermemeliyiz. Türkiye de “garantörlük hakkımdan vazgeçmem” diyor. VazgeçmeyeceÄŸine göre, artık Kıbrıs’ta yan yana yaÅŸayan, iÅŸ birliÄŸi içerisinde olacak iki devletten bahsetmek durumundayız. Åžimdi zaten iki devlet vardır. Bu, 1974 Barış Harekatı’ndan hemen sonra federal bir yapı içerisinde çözülebilirdi çünkü o zaman daha kuzeydeki devlet tam yerleÅŸmiÅŸ deÄŸildi, belki daha merkezi güçlü bir federal yapıyla iki tane eyalet, iki halkın da serbest dolaÅŸacağı ve yerleÅŸeceÄŸi üniter yapıya benzer bir yapı olabilirdi ancak olmadı, olamadı. Çünkü Rumlar, hiçbir zaman Türkleri eÅŸit görmedi ve “Biz daha fazlayız ve güçlüyüz. Biz her yerde olacağız dolayısıyla Kıbrıs’ın tümüne sahip çıkacağız.” diyor. Yani eski Enosis (Ada’nın Yunanistan’a baÄŸlanması) fikri hala devam etmektedir. Bu tehlikeleri gören biri olarak ben, asla öyle bir tehlikenin altına imza atmam.

Ben, her zaman KKTC halkının kendi kendini yönetmesi, geleceÄŸini tayin etme hakkından vazgeçmemesi ve özellikle AB içerisindeki bütün tehlikelere (serbest dolaşım, yerleÅŸim ve sermaye hareketleri) de iÅŸaret ettim. Günün birinde Türkiye buradan çekilirse, kuzeydeki yapı, Türklerin aleyhine, Rumlarına lehine olarak bambaÅŸka bir duruma gelebilir. Çünkü herkes gelip burada mal da alabilecek, ÅŸirket de kurabilecek ve ekonomiyi de ele geçirebilecek. Türkler 1974’ten önceki gibi kurum ve kuruluÅŸların sahipleri deÄŸil, yabancıların yanında çalışan işçi pozisyonuna getirilecektir. Oynan oyun budur. Kurucu CumhurbaÅŸkanı Rauf DenktaÅŸ da, 3. CumhurbaÅŸkanı DerviÅŸ EroÄŸlu da bunu söyledi. 2. CumhurbaÅŸkanı Mehmet Ali Talat ve Akıncı, Rumlarla bir anlaÅŸma yapabileceklerini söyledi, ikisi de denedi ve baÅŸaramadı. Dolayısıyla ben 5. CumhurbaÅŸkanı olarak, bütün tecrübe ve geçmiÅŸimle yeni bir ÅŸey söylemem gerekiyor. Bütün kampanya boyunca “Artık Kıbrıs Türkü ayaÄŸa kalkmalı, yeni, daha güvenli ve umut verici bir gelecek için artık birtakım yeniliklere gerek vardır” dedim, bu yenilikleri söylüyoruz. KKTC’yi yıkmaya ve ortadan kaldırmaya kimsenin gücü yetmez. Devlet kurma erdemine, onuruna ve haysiyetine eriÅŸmiÅŸ bir halk, yarım asır sonra kendi devletinin ortadan kalkmasına asla seyirci kalamaz.

“Gücümüzü Türkiye’den alıyoruz”

Şayet Rum kesimi, sizin ifade ettiğiniz çözüm modeline (iki devletli çözüm) yanaşmazsa tavrınız ne olacak? Böyle bir durumda, Rumlardan sizi müzakere masasına getirmeleri için ne gibi adımlar beklersiniz?

Biz, gücümüzü Türkiye’den alıyoruz. Türkiye ile uyum içinde çalışmak bizi güçlü kılıyor. Bu siyaseti beraber belirleyeceÄŸiz, müzakere süreçlerinde tavrımızı ortaya net bir ÅŸekilde koyacağız. İnandıklarımızdan ve Kıbrıs Türk halkının önem verdiÄŸi birtakım beklentilerden asla taviz vermeyeceÄŸiz.

Yakın zamanda BM öncülüğünde 5+1 formatında bir konferans (garantörlerin de katılımıyla) olması bekleniyor. Bu toplantıda ne gibi konular gündeme gelecektir. Yine BM ve Rum kesiminden federasyon konusunda ısrar gelirse tavrınız ne olacak?

Biz, Türkiye ile uyum içerisinde bunlara hazırlık yapacağız ve gerekli cevapları vereceÄŸiz. Biz “müzakereden kaçalım, görüşmeyelim” anlayışında deÄŸiliz ancak söylediklerimiz vardır, bu söylediklerimizden de geri adım atmayacağımızı karşı tarafa net ÅŸekilde ifade etmemiz gerekir. Bunu yapacağız.

“Türkiye ile hidrokarbonlar konusunda yüzde yüz tam bir iÅŸ birliÄŸi içerisindeyiz”

Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon kaynaklarıyla ilgili anlaşmazlıklar henüz neticelendirilmiş değil. Doğu Akdeniz konusunda, Türkiye ile nasıl bir iş birliği içerisinde olmayı planlıyorsunuz? 

2011’de EroÄŸlu CumhurbaÅŸkanı iken Türkiye ile “Türkiye-KKTC Kıta Sahanlığı Sınırlandırma AnlaÅŸması” imzalanmıştı ve hala daha yürürlüktedir. Dolayısıyla Türkiye ile hidrokarbonlar konusunda yüzde yüz tam bir iÅŸ birliÄŸi içerisindeyiz. Bu coÄŸrafyada örtüşen menfaatlerimizle ilgili olarak bu süreci, bu ÅŸekilde yönetmek durumundayız, böyle anlaÅŸma yapma hakkına sahibiz. Türkiye’nin gücü, gemileri ve sondaj çalışma yapma becerisi vardır, dolayısıyla bunlar bizler için önemli zenginliktir. Bütün bu kavga içerisinde güney komÅŸularımızla bir ortaklık görülmüyor ve Rumlar, “Kıbrıs’ta çözüm sonrası size payınızı verebiliriz” diyor ancak çözüm gelmeyeceÄŸine göre, Rumlar, bize payımızı ne zaman verecek? Türkiye ile iÅŸ birliÄŸi içerisinde bu zenginliklerin araÅŸtırılması ve günü geldiÄŸinde, bulunduÄŸunda payımızı almamız bizim için en güvenli yoldur.

Hidrokarbon kaynaklarıyla ilgi anlaşmazlık konusunun Kıbrıs müzakerelerinin önüne geçtiği ve ilk olarak Rum kesimi ve uluslararası aktörlerle bu konunun ele alınması gerektiği konusu da gündemde. Buna katılıyor musunuz?

Åžimdi mantık bunu der fakat Rum tarafı öyle bir kompleks içerisindedir ki Kıbrıslı Türklerinin statüsünün yükseltilmemesi için her ÅŸeyi yapar. Dolayısıyla ben, o beklenti içerisinde deÄŸilim çünkü karşı taraf, Kıbrıslı Türkleri az bile tanıma noktasına gelse, “bu bizim için bir maÄŸduriyet, büyük bir sıkıntı yaratacak” diye hiçbir ÅŸeyi ne paylaşıyor ne de bizimle görüşme içerisine girebiliyor.

Åžu ana kadar Türk tarafı iyi niyetle yaklaÅŸmıştır, “geliniz ortak komite kuralım, bütün bu zenginliklerin araÅŸtırılmasında, baÅŸka ülke ve büyük ÅŸirketlerle beraber bütün bu anlaÅŸmaları yapalım” demiÅŸtir ancak hiçbir zaman buna olumlu yanıt gelmemiÅŸtir. Gerçekten bu, Kıbrıslı Türkleri dışlamaktır, Kıbrıslı Türklerin haklarına tecavüz etmektir. Milyar dolarlık zenginliklerin paylaşımında, anlaÅŸmalarda mutlaka Kıbrıslı Türklerin de onayı lazım ancak tamamen hukuki olmayan bir süreç yaÅŸatılmıştır.

“AB’den bir beklentim yok”

AB de hem DoÄŸu Akdeniz hem de Kıbrıs konusunda yaÅŸanan krizin bir parçasıdır. Bu konularda AB’den beklentiniz nedir?

AB’ye çok olumlu bakamıyoruz çünkü hem Yunanistan hem de Kıbrıslı Rumlar, AB içerisindedir. AB içerisinde olduÄŸu için bütün komisyonlarda yakınları ve kendi adamları vardır, onların meselesi olduÄŸu için o komisyonlardaki yakınlarını etkileyebiliyorlar ve bizim beÄŸenmediÄŸimiz birtakım sonuçlar ortaya çıkabiliyor. Dolayısıyla AB taraf olduÄŸu için çok dikkatli olunması gerektiÄŸini düşünüyorum. AB’den bir beklentim yok çünkü taraftırlar. Dolayısıyla biz onlara karşı dik durmak durumundayız. Türkiye’nin tavrı ve duruÅŸu çok önemlidir. Türkiye, kendi duruÅŸuyla hem Türkiye’ye hem de KKTC’ye büyük bir avantaj elde etmektedir.

Türkiye ile ilişkilerde Cumhurbaşkanı olarak nasıl bir rol oynayacaksınız. Malum Sayın Akıncı döneminde, devletin zirvesi anlamında geriye giden bir ilişki süreci olmuştu. Bu konuda nasıl bir yol haritası izleyeceksiniz?

Kıbrıs davası, büyük bir davadır. DoÄŸu Akdeniz’in bu önemli köşesinde, özellikle son yıllarda hidrokarbon zenginliklerinin ortaya çıkmasıyla, bunların paylaşımında ve bu zenginliklerin gelecekte bu ülke için ne kadar önemli olduÄŸunun bilinci içerisinde biz, her daim ve koÅŸulda Türkiye ile hareket etmek durumundayız. Zaten öyleydi, öyle de gidecek çünkü bu müşterek bir davadır. Kıbrıs Türkü zamanında burada yalnızken yanında Türkiye vardı ve var olmaya devam ediyor. Müşterek bir davayı baÅŸarılı ÅŸekilde ileri götürebilmek, hak ve çıkarlarımızı koruyabilmek için mutlaka Türkiye ile uyum içinde çalışmak lazım. Benim cumhurbaÅŸkanlığım dönemimde bu olacaktır.

Türkiye’ye hem gönül bağım hem de büyük sevgi ve saygım var. O bakımdan uyum içerisinde çalışmak zaten baÅŸlı baÅŸlına bize güç vermektedir. Hem devletler arası hem de iki halk arasındaki gönül baÄŸlarının daha da güçlenmesi için çalışmalar yapacağım. Zaten benim seçilmemle Türkiye ile KKTC arasındaki gönül baÄŸları bir kez daha güçlenmiÅŸtir. KKTC’de herkes Türkiye’yi seviyor ve Türkiye’nin bize olan yakın ilgi ve alakasının ne kadar önemli olduÄŸunu biliyor.

Cumhurbaşkanlığı için ekibinizi oluşturdunuz mu? Hangi isimlerle çalışmak istediğiniz belli midir? Daha çok müzakereci geçmişi olan isimler mi çalışma ekibinizde olacak?

Ekip arkadaşlarımız bellidir, isimleri daha sonra açıklanır ama tecrübe çok önemlidir. Kıbrıs davası, yılların davasıdır. Yeni kişilerin kolay kolay elbette öğrenebilecekleri bir şey değildir. Zaman içerisinde dosyaları ve geçmişte yaşananları hazmetmek lazım. Dolayısıyla geçmişi ve tecrübesi olanlar önde geleceklerdir ama yeni insanları da bu ekiplere katmak önemlidir. Bizim ekiplerimizde her türlüsü olacaktır.

“Diplomatik tanıma BM’nin engeli ve Rumların vetosuyla olmuyor”

Kampanyanızda KKTC’yi tanıtmak istediÄŸinizi de ifade etmiÅŸtiniz, bu konudaki planlarınız nedir? Bu noktada yurt dışında lobicilik faaliyetlerine de ağırlık verecek misiniz?

Tanıtmadan önce Kıbrıs gerçeÄŸinin kabul edilmesi lazım, Kıbrıs’ta iki ayrı halk ve devlet vardır. Bütün bunları dünyaya anlatmaya devam ediyoruz, zaten dünya bunun farkında. KKTC’de 100’den fazla ülkeden öğrenci vardır. KKTC çok daha fazla ülke ile ticaret yapıyor. KKTC’nin diplomatik tanınması eÄŸer bugün olmuyorsa, BM’nin engeli ve Kıbrıslı Rumların vetosuyla olmuyor. DoÄŸasına bıraksanız çoÄŸu ülke bizi zaten tanıyor, diplomatik anlamda da tanıyacaktır. Ben bu konuyu önemsiyorum ama buna baÄŸlı kalmak da doÄŸru deÄŸil. Hayat devam ediyor, günü geldiÄŸinde o da olacak.

Önemli olan Türkiye ile uyum içerisinde çeÅŸitli ülkelerle temas kurabilmek ve onlara gerçeÄŸi anlatabilmektir. Åžu anda esas gündem maddesi, kültürel, ekonomik ve siyasi her türlü iÅŸ birliÄŸi içerisinde temasları yoÄŸun ÅŸekilde sürdürmektir. Gelecekte belki diplomatik tanınmayı da saÄŸlayabiliriz. Ambargo ve kısıtlamaları aÅŸabilmek gündemimizde olacaktır. Günümüzde KKTC’ye direkt uçuÅŸ olmaması insan haklarının ayıbıdır. Bunların mücadelesini de vermek gündemimizde olacaktır.

İngiltere ve diğer ülkelerle direkt uçuş ve ticaret gibi çalışmalarınız olacak mı?

Zaten oluyor, bilahare lobicilik faaliyetlerimiz var. Direkt temas kurabileceÄŸimiz İngiliz milletvekili, bakanlar ve lordlar var. Bunlar üzerinden sürekli çalışmalarımızı zaten yapıyoruz. Åžimdi AB’den ayrılmalarıyla bu biraz kolaylaşır fakat ÅŸu an İngiltere, nasıl ayrılacağıyla ilgili pazarlık halinde. Çok da rahat bir durum yok ÅŸu anda ama gelecekte olacaktır diye düşünüyorum.

“Kasım ayında gayriresmi bir görüşme olacaktır”

Sizin BaÅŸbakanlığınız döneminde, Kapalı MaraÅŸ’ın açılması, pandemi hastanesi gibi konularda atılımlar olmuÅŸtu. Bu konularda da takipçi olacak mısınız? Yoksa bu gibi devam eden politikaları hükümetlere mi bırakacaksınız?

Türkiye’de baÅŸkanlık sistemi var. CumhurbaÅŸkanı Sayın ErdoÄŸan’ın muhatabı olarak görüşmeleri devam ettireceÄŸiz. Ben, bunu Sayın CumhurbaÅŸkanı ile zaten görüştüm. Onun muhatabı olduÄŸum için o düzeyde toplantılara benim de iÅŸtirakim söz konusu olacak. Dolayısıyla büyük projeler ve önemli meselelerde Türkiye CumhurbaÅŸkanı’nın muhatabı olarak ben de devrede olacağım.

Benim bu ülkede önemli meselelere liderlik yapmam, Türkiye ile temaslarda, dışa açılma noktasında ve KKTC’yi dünyaya tanıtma noktasında yapacağım faaliyetler çok önemli. Onun için Türkiye’nin desteÄŸine mutlaka ihtiyacım vardır. Bu desteÄŸi de mutlaka alacağıma inanıyorum. Bütün bu çalışmalar halkın önünü açmak içindir. Halkın önünü açtığında, elbette hükümetlerle istiÅŸare ederek birlikte çalışmak en doÄŸalı ve doÄŸrusudur. Orada da bir sıkıntı olacağını düşünmüyorum.

26 Ekim’de ilk resmi ziyaretinizi Türkiye’ye yapacağınızı açıklamıştınız? Ne gibi konular gündemde olacak?

BaÅŸta CumhurbaÅŸkanı ErdoÄŸan olmak üzere, davet için Türkiye’ye teÅŸekkür ediyorum. EÅŸimle birlikte Ankara’ya resmi temas için gidiyorum. Bu ziyarete fevkalade önem veriyorum. Bu kabul, inanıyorum ki dünyaya da bir mesaj verecektir, “KKTC’yi tanıyoruz, onun yeni seçilen CumhurbaÅŸkanı’nı hem tanıyoruz hem ona önem veriyoruz. Dolayısıyla ilk ziyaretini Ankara’ya yapıyor.” mesajı verilecek. Ankara’da gösterilecek olan ilgi bütün dünyaya da mesaj verilmesine vesile olacaktır. Åžu anda ilk resmi ziyaret olduÄŸu için esas bir gündem maddesi yok fakat çeÅŸitli konular elbette görüşülecektir.

Rum lider Nikos Anastasiadis ile gayriresmi bir görüşme yapacağınız gündemde, onun için tarih belirlediniz mi?

Kasım ayında gayriresmi bir görüşme olacaktır.

Kaynak: AA

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir