Beton, Dolar, Dış Güç ve Batsın bu dünya’cılara

Beton, Dolar, Dış Güç ve Batsın bu dünya'cılara

Beton, Dolar, Dış Güç ve Batsın bu dünya'cılara

4 Ay önce yazdığım ve şimdi yayınlamak zorunda kaldığım bu yazıda yine bir çok konuyu özetlemeye çalışacağım.  Umarım atlamadan ve “düşünerek” okursunuz.

Herkes yine “battık, bittik, ekonomi battı, çöktük, ülkeyi sattılar” vb. söylenmeye başlamış.

Aklımıza “ilk gelen mantıklı şeyi” paylaşıp duygularımızı paylaşıyoruz, o anı yaşıyoruz…

Halbuki aklımıza ilk gelen mantıklı şey her zaman en mantıklı şey olmayabilir. Çünkü insanın hayvandan farkı, insanın her zaman aklına ilk gelen şeye göre hareket etmemesi, birkaç hamle sonrasını düşünmesi, araştırıp gözlemleyip karar vermesi ve eyleme geçmesidir…

Bu yanlıştan mümkün olduğunca kurtulmamız lazım…

***

Dolar yükselmez ise ekonomi batar!

Özellikle Doların yükselmesi ile herkeste bir panik havası oluştu.

İtiraf edeyim ki bende de biraz oluştu ama bendeki panikten çok merak.

Çünkü bu süreçte Doların(Döviz) yükselmesi ekonomi için bir avantaj bana göre.

Hatta aylar önce bir iddiada bulundum: Dolar yükselmez ise ekonomi batar!

Bana göre nedenini anlatayım;

Bindiğiniz otomobil dışarıdan, içine koyduğunuz yakıt dışarıdan, cep telefonunuz, bilgisayarınız, marka marka giysileriniz, yerlisi varken “Yerli Üretim” etiketine bakmadan aldığınız gıdalar dışarıdan, evde ve sanayide tükettiniz doğalgazınız, hatta tükettiğiniz elektriğin üretiminde kullanılan doğalgazınız dışarıdan alınıyor…

Her yıl neredeyse 1 milyon artan nüfus, teknoloji ve dijitalleşme ile her yıl artan elektrik tüketimi, evlerin bölünmesiyle artan ısınma tüketimi, sanayileşme ile artan enerji tüketimi, artan otomobil sayısı ile artan enerji tüketimi vs…

Peki bunların parası dışarıya neyle ödeniyor?

Yani her şeyi dışarıdan alıp tüketen ve kalkınan bir ülke var mı? Hele bu ülkenin rekor sayıda turizm geliri yoksa, petrol geliri, doğalgaz geliri, yüksek değerli teknolojik ürün geliri yoksa! Bizde şimdilik yok mesela!

İşte bu paralar son yıllarda artan, rekorlar kırdığımız ihracat sayesinde karşılanıyor. Bir kısmı PLANDEMİ ile azalan turizm, bir kısmı da darbe sonrası ambargolarla engellenmesine rağmen dışarıdan gelen yatırımlar sayesinde…

2020’de dış ticaret açığı: 50 milyar dolar!

Bu açık nasıl kapanabilir sizce?

IMF’den borç alarak değil mi…

Tabi ki değil!

“””Daha çok üreterek – daha çok ihracat yaparak – daha çok tasarruf yaparak – daha çok ithalatı azaltarak -daha çok turist ve dışarıdan yatırım çekerek… “””  (Bunlar çok önemli!!!)

Ama “Üretim” yerine devlet parayı “”betona“” yatırdı değil mi? Fabrikaları sattı değil mi?

O da öyle değil!!!

Öyle olmadığını anlatabilmek için yine aylar önce bir kitaplık konuyu özetleyen kısacık;

Yollar, Köprüler Zarar ediyor(muş), halkı soyuyorlar(mış)!” Okumak için tıklayın!>>>

yazımı yazmıştım. Bu yazı öylesine önemli ki, bu yazıyı anlamayan 20 yılın neyle geçtiğini anlayamaz!

Anlamayan da sadece “BETONA GÖMDÜLER” olarak görür.

Çünkü 20 yılda para betona değil başta üretim altyapısı olmak üzere ülkenin 50-100 yıllık altyapı inşaasına harcandı.

O altyapılar sayesinde şu an ihracatımız son 12 ay üzerinden 200 Milyar Dolarların üzerine çıktı.

İşte başta bu ihracat geliri olmak üzere dış borç açığı kapanıyor ve borç almadan devam edebiliyoruz.

Doların artması ne işimize yarar?

(2019 Haberi:)Trump, Yen’in Dolar karşısında son 11 yılın en düşük düzeyine gerilemesi üzerine, Çin’i, para biriminin değerini manipüle ettiği iddiasıyla suçladı. Çin Yuanı dün Amerikan Doları karşısında son 11 yılın en düşük düzeyine gerilemişti.

Tekrar iddiama dönersem; Doların (Döviz) artması nasıl işimize yarar?

Dışarıdan alınan yukarıda saydığım otomobil-telefon vb. “ithal ürünler”, “Doların yükselmesi” ve “yüksek ithalat vergileri” yüzünden cazip olmaktan çıktı.

Yani kişi (özür dileyerek yazıyorum) enayi değilse ya da çok zengin değilse bu fiyatlardan  keyfi ithal ürün almak istemez. Varsa alternatif ürünlere yönelir. Ya da alsa bile 2 yılda 1 telefon alıyorsa 3-4 yılda 1 telefon almaya başlar. Benzer mantıkla bütün gıda, giysi, teknoloji, yakıt vb. konularda tasarruf yapmak ve yerli alternatife(varsa) dönmek zorunda kalır. Yerli alternatife döndükçe de yerli üretim artar, dış ticaret açığı kapanır!!!

Yani Doların (dövizin) yükselmesinin bir diğer faydası da ihracatı ve üretimi cazip hale getirmesidir.

Kendi otomobiliyle yakıt tüketen, toplu taşımayı tercih etmeye ya da otomobilini az kullanıp tasarruf yapmaya başlar. Örnekler çoğaltılabilir…

Örneğin; Önceden değeri çok düşük olduğu için çiftçinin satamayıp çöpe döktüğü patates, soğan, domates vb. yurt dışına satılarak yüksek gelir elde edilebilir. Burada 3-5-8 TL olan soğan-patates Avrupa’da 1-2-3 Euro (20-40 TL) olduğu için kur farkından dolayı karlı hale gelecek.

Köylerde ağaçlarda çürüyen meyveler hava-kargo taşımacılığı ile belki birkaç saatte Avrupa’nın bir şehrindeki müşteriye sunulabilecek. Evde yaptığınız basit bir ürünü internet üzerinden dünyanın diğer ucuna satabileceksiniz.

Bu süreç bizi ister istemez üretime ve ihracata yönlendiriyor…

Bütün bu bilgiler ışığında Doların yükselmesinin -TL nin değer kaybetmesinin işe yarayabileceğini hatta  ülkenin dış borç açığını kapatmasına imkan sağlayabileceğini düşünerek yazdım. Tabi ki astronomik rakamların hesabını ve çok ince detayları hesaplayabilecek elimizde bilgi ya da tecrübe yok. Bunu en iyi zaman gösterecek.

Peki Doların yükselmesinin olumsuz sonuçları ne olacak?

Evet ve tabi ki bunun olumsuz sonuçları da olacak.

“İthal Gübre fiyatları” ve “Mazot Fiyatları” artacağı için çiftçinin “üretim maaliyeti” de artacak. Bu durumda devletin çiftçilere ve üreticilere ekstradan kolaylık ve destek sağlamasını beklerim.(Devletin olanakları dahilinde)

Bir diğer olumsuzluk; Yurt dışına satışların daha cazip hale gelmesi yurt içi piyasaya satışları azaltacağı için fiyatlarda artış olabilir ve olacaktır da. Buna karşılık da maaşlarda iyi miktarda iyileştirmeler yapıldı ve yapılacaktır diye umuyorum. (Devletin olanakları dahilinde)

Pek bu süreç nasıl devam eder?

-İçeride üretim arttıkça;
-Maliyeti azaltan altyapı çalışmaları tamamlandıkça (santraller, yollar, köprüler, sulama kanalları, havalimanları, tren yolları, teknokentler, bilişim vadileri, destekler, teşvikler vb.);
-Yeni keşvedilen petrol-doğalgaz (ileride toryum, bor vb. trilyon dolarlık rezervler) aktif hale geldikçe;
-Türk Devletleri Teşkilatı ile Afrika ülkeleri ile yapılan anlaşmalar ve Avrupa Birliği benzeri ortak ticaret ve ortak para projeleri tamamlandıkça-geliştikçe;

Zaten doğal olarak ülke ekonomisi uçmaya başlar bana göre!

Hiç bir Afrika ülkesi Türkiye varken “mecbur kalmadıkça” gidip Batıdan bir ürün almaz. Buna yeni üretilen silahlarımızı, otomobilimizi, helikopterimizi, tren ve otobüs sistemlerinden beyaz eşyaya hatta dizilere kadar…

Özetle; Bu süreci göremeyip yatırımlarını “boş paralara” yapanlar ile süreci görüp yatırımı “üretime, toprağa, eğitime, teknolojiye yapanlar ilerde mutlaka ayrışacaktır.

Dış güçler ne yapar?

Dış güçler de enayi değil tabi ki!

20 yıl önce adı duyulmayan Savunma sanayi firmalarımız şimdi ilk 100 listelerinde en üst sıralara doğru ilerlerken;

Daha tüfeğimizi bile dışarıdan aldığımız ülkeler bizim üzerimizden geçinirken;

Şimdi onlardan silah almayıp bir de onların silah sattıkları devletlere bile silah satmaya başlamamıza sevinecek değiller elbet!

Engellemek için, kendi ekonomilerini ayakta tutmak için “ellerinden geldiğince” bizi her taraftan sıkıştırmak isteyeceklerdir!

Ambargolarla, diplomatik ve siyasi hamlelerle, terör veya taşeron devletlerle savaşa sürükleme gibi yöntemlerle istikrarsızlaştımak isteyeceklerdir ve yapıyorlar da zaten. Bunu yapmaları için düşman olmalarına bile gerek yok. Bir de düşman olanları varın siz düşünün.

Bunu görememek ve “dış güç yoktur” demek bu açıdan saçmadır. Ayrıca bu dış güçlerin saldırılarında saldırandan çok ve sadece “saldırıyı engelleyemeyeni” suçlamak da saçmadır.

ABD Japonya’ya atom bombası attığı zaman Japonlar; “bizi yönetenler atom bombasını engelleyemedi” diye kendi yöneticilerine kızmamışlardır değil mi? Hep birlikte daha güçlü hale gelip nasıl karşı koyabiliriz ya da aynı duruma düşmemek için ne yapmalıyız diye birlik olmuşlardır. Ve sonuç da ortadadır…

Çünkü karşımızda yeri geldiğinde soykırım yapan, yeri geldiğinde atom bombası atan, terör-darbe-suikast-ambargo uygulayan ciddi bir güç var. Bu güce “yoktur” demek ya da hafife almak yenilen yumruk sayısını arttırır.

Not: Bu yazıyı yazarken Ukrayna- Rusya savaşı daha başlamamıştı ondan bu ayrıntıyı eklemek anlamlı olur:  Rusya halkına, Rus vatandaşlara suçlu suçsuz ayırt etmeden  yapılan kısıtlamalar, ambargolar, engeller, el koymalar DIŞ GÜÇ NEDİR’e en güzel örnekler olmuştur.

Bu güçler attıkları yumruklarla bizi deviremedikçe ve ülke Türk Devletleri-Afrika-Avrupa’da güçlendikçe,  yumruk atmak yerine bizimle anlaşma yaparak-ortaklık kurarak kendi batışlarını durdurmak isteyeceklerdir. Yani düşmediğimiz her yumruktan sonra daha güçlü kalktığımızı bilmemiz gerekir.

Batının yaşlanan nüfusu, 100 yıldır sömürdükleri Afrika ülkelerinden çaldıkları artık bitmek üzere…

Tek sarılacakları yer yapay zekaya dayalı robotik sistemler ve kendilerini koruyacak Türkiye gibi adil bir devlet!

PLANDEMİ Neler getirdi?

Bu yazıyı  yayınladığımda Türkiye’de vaka sayısı 947, vefat sayısı 21 idi: Koronavirüs hikaye mi?>>> Umarım yazıldığı tarihi dikkate alarak okumamışsanız okuyarak bu günlerin önceden nasıl planlandığını anlarsınız.

Propagandası güçlü olan lobilerin istediği ve ulus devletlere dayattığı gibi eve kapatılmaların günümüzdeki gibi EKONOMİK sonuçları olacağını bu yazıda yazmıştık. Önce eve kapatılmayla, sonra aşı ile milletler 2 yıl oyalandı ve ekonomiler çökertildi.

Borç almayan güçlü devletler bile süreçte zorlandı. Şirketler ise daha da zorlandı ve halen süreç devam ediyor.

Aşılanma rekorları kıran Avrupa’da rekor vaka ve ölüm oranlarına rağmen!!! kapanmalardan ve kısıtlamalardan vazgeçilmeye başlandı. Çünkü oyun hedefine ulaştı zaten. Bir sonraki aşamaya geçildi çoktan. Batmış ekonomiler kalkınamasın diye Küresel iklim krizi adı altında enerji ve üretimin daha da baltalanması. Yapay et vb. ile daha kontrol edilebilir hale ve tek el haline gelmesi.

Sonuç olarak da ülkelerde halk hareketleri, iç isyanlar, batan şirketleri kapma, iktidarları devirme ve ülkeleri daha çok borca sokup borç verdikleri IMF benzeri yapılarla daha çok kontrol etme.  Dünya’da Doların tahtının sallanması ile yerine kendi dijital para çözümlerini ortaya koyma ve güçlerini kaybetmeden daha da güçlenme çabaları.

Sonuç olarak;

Türkiye bu Küresel Çetelerin ulus devletleri sıkıştırma, batırma, esir alma hamlelerini devlet olarak  önceden gören ve imkanı ölçüsünde sağlam adımlar atmaya çalışan bir ülke. Süreçleri tek başına değiştiremeyecekse bu süreçlerden en az zararla ve maksimum karla nasıl çıkabilecekse o şekilde adım atmaya çalışıyor .

Gelinen noktada bir çok ülke Türkiye’nin gerçek anlamda güvenilir, adil bir ülke olduğunu ve hızla güçlendiğini görerek Türkiye’nin çemberine girmeye çalışıyor.

Geleceği ve getirdiklerini görenler; 10-20-30-50 yıl sonra Türkiye ile ters düşenlerin Küresel Çetelere yem olacağını görüyor. Yani sevmeseler de Türkiye’nin adaletine ve insani değerlerine muhtaçlar. Bu çemberin içinde yer alıp güçlenmek ve pastadan pay kapmak onların da çıkarına. (Ondan bir çok lider Türkiye’yi su yoluna çevirdi son günlerde)

Bu geçiş sürecinde marketlere ya da araca yakıt koymaya gittiğimizde fiyatlardaki uçukluğu görüp umutsuzluğa kapılıyor olabiliriz. Ancak sürecin devamı ve sonunda Allah’ın izniyle bambaşka bir ülke ve olumlu anlamda ekonomik şartlar bizi bekliyor bana göre. Sadece bana göre de değil. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın bu sözleri gelişigüzel ve iç siyaset için söylenmiş sözler değildir;

ERDOĞAN,“BÜYÜK VE GÜÇLÜ TÜRKİYE’NİN İNŞASI HEDEFİNİ KARALAMAYA ÇALIŞANLARIN MAHCUBİYETLERİNİ HEP BERABER GÖRECEĞİZ.ÖNÜMÜZDEKİ YIL BU ZAMANLAR BAMBAŞKA BİR TÜRKİYE FOTOĞRAFIYLA MİLLETİMİZİN HUZURUNA ÇIKACAĞIZ”

Unutmayın ki;

Gecenin en karanlık anı, şafak sökmeden az önceki andır.

Karanlık sizi yanıltmasın. İnsan anlık düşünmemeli. Yazının başında yazdığım gibi:

“Çünkü insanın hayvandan farkı, insanın her zaman aklına ilk gelen şeye göre hareket etmemesi, birkaç hamle sonrasını düşünmesi, araştırıp gözlemleyip karar vermesi ve eyleme geçmesidir…”

Korkuyla, açlıkla, endişeyle, gelecek kaygısıyla bizi gütmeye çalışan küresel güçlerin istediği, önüne atılan kemiğe “zehirli mi” diye düşünmeden atlayan köpek gibi bir “Dünya İnsanı” yaratmak.

Hayvandan farkımız olsun, gerisi zaten gelmek üzere…

Arif Altekin
Haberegider.com

**************************

2002 Haberi: Devlet İstatistik Enstitüsü DİE verilerine göre, Türkiye’nin 2002 ihracatı 35 milyar dolar, ithalatı ise 50 milyar 832 milyon dolar olarak gerçekleşti.

**************************

“Ekonomi çok kötü; Şimdi evde en az iki kişi çalışsa bile para zor yetiyor” diyenler:

Evet, sen de haklısın, eskiden geçinmek daha kolaydı çünkü; Yazının Tamamı İçin Tıklayın>>>

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.